Ankara Barosu ve TBB, vesayetçi CHP’nin aynasıdır



‘Fetullah Gülen yapılanmasına üye olmak’ iddiasıyla gözaltında tutulanlara işkence yapıldığına ilişkin raporun Ankara Barosu yönetimi tarafından yayınlanmasının önlenmesi üzerine kimi avukatların istifalarının arka planını Avukat Kazım Bayraktar ile konuştuk.


Alınteri: ‘Fetullah Gülen yapılanmasına üye olmak’ iddiasıyla gözaltında tutulanlara işkence yapıldığı konusu, baronun İnsan Hakları Merkezi üyesi avukatları tarafından raporlaştırıldı. Raporun Ankara Barosu yönetimi tarafından yayınlanmasının önlenmesi üzerine kimi avukatlar bu duruma tepki göstererek ardı ardına istifa etmeye başladılar. Ankara Barosu’nun bu tutumunu nasıl yorumlarsınız?

Av. Kazım Bayraktar: Ankara Barosu’nun istifalara yol açan bu tutumu öncelikle onun gelenekselleşmiş siyasal yapısıyla ilişkili. Ankara Barosu ve Türkiye Barolar Birliği, 70’li yıllardan başlayarak ve özellikle 80’den itibaren CHP’nin merkezi siyasetinin takipçisi oldu. Her seçim öncesinde aday adayları CHP içindeki hiziplerin kulis çalışmalarında belirlenir. Deniz Baykal hizbi içinde önemli bir aktör olan Önder Sav ve ekibiyle başladı ve el değiştirerek bugünlere geldi.

CHP’nin Ankara Barosu ve TBB üzerinde şu veya bu biçimde sürekli bir vesayeti vardır. TBB başkanlarının ezici bir çoğunluğunun Ankara Barosu Başkanlığı’ndan geçmiş olmaları, daha sonra milletvekili olmaları bir tesadüf değil. Ankara Barosu’na başkan olan bir dönem sonra TBB Başkanı olur. Metin Feyzioğlu da CHP kulislerinden aday olarak çıktı, önce Ankara Barosu Başkanı daha sonra da TBB Başkanı oldu ve seçmenlerine kötü bir şekilde ihanet ederek Saray’ın güdümüne girdi. 5 Aralık 2021’de yapılan TBB seçiminde ihanetinin ilk bedelini seçimi kaybederek ödedi. Metin Feyzioğlu’na karşı seçimi kazanan Erinç Sağkan, TBB seçimlerinde aday olup seçilmeden yaklaşık iki ay önce 19 Eylül’de yapılan Ankara Barosu seçimlerini kazanarak Ankara Barosu Başkanı olmuştu. Gelenek devam ediyor. Ankara Barosu ve TBB, CHP’nin aynası ve aynı zamanda yarı- resmi bir devlet kurumu gibidir.

CHP 15 Temmuz darbeleşmesinden bu yana Gülen Cemaati’nin kadrolarına ve taraftarlarına yönelik onca zulüm ve işkenceye karşı tek bir lâf dahi etmedi. Ankara Barosu’nun Fethullah Gülen taraftarlarına yapılan işkenceye sessiz kalmayı tercih etmesinin arkasında CHP politikası vardır. Ankara Barosu da tıpkı CHP gibi, üstelik siyasi parti değil bir savunma mesleği yani hukukçu örgütü olmasına rağmen, insanlık suçu olan işkenceye bakarak değil işkence görenin siyasal, etnik, inançsal kimliğine bakarak tutum belirliyor.

CHP’nin etkin olduğu baroları, örneğin Kürt özgürlük hareketinden avukatların yönetiminde olan bir Diyarbakır Barosu gibi sahada, yani hakların ihlâl edildiği alanlarda göremezsiniz. Nadiren ve ancak CHP’nin kırmızı çizgisi dışına çıkmayan kesimlere yönelik ihlâl olaylarında sahaya inerler.

Alınteri: İstifa eden avukatlardan Gizay Dulkadir istifa gerekçesini: “…beni bu karara götüren hadiseler, aynı zamanda meslektaşımız olan Aysel Tuğluk’un yaşadığı hak ihlaline karşı duyarsızlık, Cumartesi insanlarına ilişkin yapılan açıklamaya uygulanan sansür; Türkiye aleyhine karar olduğu için sadece AİHM’nin 2021 Aralık ayında verdiği kararların özetinden ibaret bir bültene dair kararın askıda bırakılması ve askeri öğrencilere ilişkin bir yazının yayınlanmaması için ortaya atılan bahaneler ve yaşanan rapor açıklamama krizidir…. Ankara Barosu yönetiminin hak mücadelesinden tamamen koptuğuna bizzat şahit olduk” diyerek açıkladı. Bu gerekçe sorunun sadece Fethullah Gülen Cemaati’ne üye olma iddiasıyla gözaltına alınanlara yapılan işkence ile sınırlı olmadığını gösteriyor. Ankara Barosu insan hakları konusunda hangi ölçütlere göre tutum belirliyor?

Av. Kazım Bayraktar: Ankara Barosu’nun insan hakları politikası, ilk soruya yanıtımda ifade ettiğim gibi CHP’nin geleneksel çizgisini ölçüt olarak alır. Hak ihlâline maruz kalanın kim olduğu sorunu ihlâlden önce gelir. Açıklanmayan raporda yer alan ihlâl olayları, Cumartesi eylemlerine konulan sansür ve Aysel Tuğluk karşısındaki duyarsızlık, devletin ve CHP’nin kuruluşunda temelleri atılan tarihsel düşmanlık ve korkularla ilişkilidir; Kürtler, komünistler ve cemaatler. Buna bugün “AKP ne der” korkusunu da ekleyebiliriz.

HDP’li milletvekili Selma Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına evet diyeceğini açıklayan CHP ile avukat ve eski HDP milletvekili Aysel Tuğluk’un yaşadığı ağır hak ihlâllerine karşı açıklama yapmaktan dahi çekinen Ankara Barosu’nun aynı kavşakta buluşmaları tesadüf değil. Cumartesi eylemleri ise Ecevit ve Ergenekon odaklarının iktidarları döneminde yaşanan, başta Kürt Özgürlük hareketi olmak üzere devrimcilere ve komünistlere yönelik katliamları ve yargısız infazları sürekli gündemde tutan eylemler ve bu nedenle CHP’nin resmi-tarihsel kodlarına şu veya bu şekilde dokunuyor. Öte yandan işkence mağduru olan Gülen taraftarları, CHP’nin ve onun izdüşümü olan Ankara Barosu yönetiminin tarihsel korkularından birini oluşturduğu gibi bir başka cemaatler ve tarikatlar koalisyonu olan AKP faşizminden şu kesitte duyulan korkunun da etkisi var.

Alınteri: Yine istifa gerekçesinde, “Ankara Barosu yönetiminin hak mücadelesinden tamamen koptuğuna bizzat şahit olduk” deniyor. Yönetim hak mücadelesinden koptuysa ve “Ankara Barosu Yönetim Kurulu’nun insan hakları mücadelesini engellemeye yönelik girişimleri”nden söz ediliyorsa bu durumda sizce ne yapmak gerekiyor?

Av. Kazım Bayraktar: Avukatların istifaları, alınması gereken ilk tutumdu. Azınlıkta kaldıkları için sonuç alıcı etkileri olamıyordu. Bu politikaya ortak olmaktansa teşhir ederek istifa etmek en doğrusu oldu.

Bundan sonra Ankara Barosu ve TBB başta olmak üzere, sokağı reddedip umutları seçimlere bağlayan CHP’nin yörüngesinde olan baroları, cezaevlerinde ve emniyet birimlerinde yaşanan işkence ve diğer hak ihlâllerinde, avukat haklarına, işçilerin ve kadınların direnişlerine yönelik saldırılarda, çocuk hakları vb. konularda etkili tutum almaya; kamuoyunda öne çıkan ve yoğun hukuk ihlâllerinin yaşandığı toplumsal davalara katılmaya, davalar hakkında raporlar hazırlamaya ve dünya barolarını bilgilendirmeleri ve bu davalara katılmaları için çaba göstermeye zorlamak; çekindiği, reddettiği, ayak sürüdüğü her durumu teşhir eden eylem biçimleri geliştirmek gerekiyor.

Başta işçi sınıfı olmak üzere bir çok toplum kesiminin sokaklara çıkmaya başladığı şu günlerde Türk Tabipler Birliği gibi TBB’nin ve baroların da harekete geçmesi toplumsal motivasyon açısından büyük önem taşıyor.