Görüşeceğiz Lale, “Çitlerin Olmadığı” o güzel dünyada



Poyraz Soysal Yoksul kondulardan dokuma tezgahlarına, mahpuslardan komünizmin özgürlük dünyasına. Sel Yayınları’ndan çıkan “Çitlerin Olmadığı…” kitabı, bu gerçekliğin tarihe güçlü bir notu desek abartmış olmayız. Tırmandığı ağaçtan düşüp, iyileşince ilk işi o ağaca tekrar tırmanmak olan inatçı küçük bir kız çocuğunun, büyüdüğünde bilinçle birleşen inadının hücreleri tuz buz etmesi. Bize layık olan yedi tepeli şehrin …


Poyraz Soysal

Yoksul kondulardan dokuma tezgahlarına, mahpuslardan komünizmin özgürlük dünyasına.

Sel Yayınları’ndan çıkan “Çitlerin Olmadığı…” kitabı, bu gerçekliğin tarihe güçlü bir notu desek abartmış olmayız. Tırmandığı ağaçtan düşüp, iyileşince ilk işi o ağaca tekrar tırmanmak olan inatçı küçük bir kız çocuğunun, büyüdüğünde bilinçle birleşen inadının hücreleri tuz buz etmesi.

Bize layık olan yedi tepeli şehrin bir emekçi semtinde dünyaya gelir Lale Çolak. 12 Eylül askeri faşist cuntasının silmeyi beceremediği, devrimci abi ve ablalarından kalan izler dev bir ormana dönüşecektir içerisinde yıllar sonra. Çocuk yaşta tanıştığı Rodrigo’nun Gitar Konçertosu belki anti faşist içeriği nedeniyle en sevdiği ezgi olacaktır. Ablası Dilek Çolak, ona dair yazarken Rodrigo dinlediğini belirtiyor. Benim de zihnimden sayfalara dökülen hisler, İspanyol antifaşistlere ve daha çok Lale’ye dokunup yerini buluyor.

Emekçi semtlerinde yetişenlerin çoğunun çizdiği yola benziyor yolu. Siyavuşpaşa İlkokulu’ndan sonra, ortaokul sıralarını terk edip solumaya başlıyor tekstil atölyelerinin tozunu. Genç ve yetenekli parmaklarıyla, kısa sürede bütün tekstil makinelerini ustaca kullanmaya başlıyor. Kazandığı parayla da kendine çeyiz oluşturuyor. Öğrenmeye açık zihni, sınıf gerçeğiyle tanışıyor. Devrimci abi ve ablalarının ektiği tohum hızla fidan oluyor ve ağaçlaşıyor içinde. Eskinin bağrında yeni filizleniyor. Çeyiz yerine kitap alıyor artık. O artık yüzünü geleceğe diken, kutup yıldızının ışığında soluksuz yürüyen bir devrimci. Artık evde daha az vakit geçiriyor. Gittiği bir piknik sonrası babasından dayak yerken ablası önüne geçiyor. Dayağı paylaşmış oluyorlar. Sonrasında ablasına “Bir daha seni de götüreyim. Boşa dayak yememiş ol” diyor.

“Kavga dedikleri gibi başsız sonsuz destansı”

’90’lı yıllar ve meşhur, uğursuz gece telefonları. Bir gece telefon çalıyor. Karşıdaki ses Lale’nin vurulduğunu söylüyor ve röportaj istiyor. Artık “Küçük burjuva” adını vereceği bir kolu işlevini yerine getirmiyor. Ve Lale’yi hiçbir zaman tutsak edemeyecek hapishane ile ilk o zaman tanışıyor. Ne köhne duvarlar ne de gencecik yaşı, onun kendinde komünist insanı yaratmadaki hızını ve ısrarını geriletmiyor. Lale, tahliyesinden kısa bir süre sonra tekrar tutsak düşüyor. Eskişehir tabutluğunun açılmasına karşı sokağa taşan öfkenin içerisinde Lale de var. Böyle bir eylem sonrasında gözaltına alınıyor ve irade savaşı başlıyor. İşkenceciler karşısında susuyor. Kendisini önceden her şeye hazırlıyor. Tek kolu sakat olduğu için “Onu saçlarından asalım diyorlar” Lale bu ihtimali düşünmüş. Asıyorlar da. Attilla İlhan’ın dizelerinde belirttiği gibi “Doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde”. Henüz 18’inde dünyanın en barbar ordusuna direnen Tanya’nın çelik iradesiyle direniyor.

Her gün yenileniyor, deviniyor Lale. Öyle bir hızla yenileniyor ki, yirmili yaşlarında geleceğin komünist insanını yaratıyor. Evet geleceğin komünist kadını, yeni insanı nasıl olur sorusunun ete kemiğe bürünmüş cevabı. Bugünden yarını kuracak devrimci, geleceğin sınıfsız toplumunun oluşturacağı insan tipinin nasıl olacağına dair güçlü bir fikir. Tepeden tırnağa kavga olmuş, şiirleşmiş bir devrimci.

Sanki akıcı bir roman

Kitabı okurken en çok etkilendiğim noktalardan birisi, anında sürece müdahil olması. Mesela yoldaşından su isteyen yoldaşına tekme atıp “kalk kendin al” demesi. Sosyalistlerin içerisindeki erkek egemenliğine yönelik yaratıcı bir tepki. Doğallığı ise dikkatimi çeken başka bir yön. Yaşamı delicesine sevmesi, ölüm odaklı politika yürütmemesi ve ölüme tereddütsüz gitmesi. Ablasına sadece bir kere “Operasyon olacak. Barikat başında ya da ölüm orucunda ölebilirim” diyor ve bir daha bu konuyu dillendirmiyor.

Kitap sanki ölüm orucu sürecinde yazılan mektuplar bütünü değil, akıcı bir roman. Lenin 1919 1 Mayısı’nda yaptığı konuşmada “Torunlarımız bugünleri okuduğunda şaşıracaklar. İnsan insanı nasıl sömürüyormuş diye soracaklar,” diyordu. O güzel günler geldiğinde, insanın insanı sömürmediği bir dünya için nasıl mücadele edildiğini okuyacakları kitaplardan biri olmalı bu kitap. Bugünün çürümüşlüğünde, bunca yabancılaşmanın içerisinde silkinmek için güzel bir metin. Eksiklerimizle yüzleştirecek, unuttuklarımızı hatırlatacak bir kitap. O büyük  gün geldiğinde, kavgamızın şehrini zafer şarkılarıyla adımlarken, Lale de yanı başımızda olacak ve yol gösterecek bu kitapla bize.

Görüşeceğiz Lale, çitlerin olmadığı o güzel dünyada.