10 Ekim Ankara Gar Katliamı davası IŞİD’lilere verilen cezalarla sonuçlanmış, firari sanıklar yönüyle sürüyordu. Fakat hem firari sanıklar hem polis, asker, istihbaratçı sıfatıyla kamu görevlileri yönüyle hiçbir şey yapılmadı. 6 yıldır süren dava sırasında ortaya çıktı ki, kamu görevlileri faillerin örgütlenmesine, faaliyetlerine ve eylemlerine göz yummuş. Katliam failleri önceden bilindiği ve sürekli izlendiği halde dokunulmamış, hatta yönlendirilmiş.
Engellemeler katliamın hemen ertesinde başlamıştı. Soruşturma sürecindeki “gizlilik” kararı en önemli engellemeydi. Bu nedenle avukatlar delillerin toplanmasına katılamadı. İddianame avukatların eline geçince Türkiye’nin en büyük katliamına ilişkin eksik ve yüzeysel bir soruşturma yapıldığını ortaya çıktı. O yüzden 6 yılın sonunda bugün hâlâ soruşturma aşamasında toplanmayan delilleri bizzat avukatlar toplamaya çalışıyor. Buradan da görülüyor ki, savcılar soruşturmayı resmen gizlemiş.
Yine duruşmalar sürecinde ortaya çıktı ki, savcılar delilleri toplamadıkları gibi var olan delilleri de saklamışlar. Bu davanın belki de en kritik delillerinden biri, tesadüfen ve yıllar sonra bir savcının dolabından çıktı. Canlı bombaları Ankara’ya getiren Yakub Şahin’in, katliamdan tam 10 gün önce bomba malzemesi temin ederken ihbar edildiği, ancak Gaziantep Emniyet Müdürlüğünün bu kişi hakkında hiçbir şey yapmadığını biz tam 5 yıl sonra savcının odasında tesadüfen bulunan klasörlerden öğrenildi.
Tıpkı yüzlercesi gibi, 10 Ekim Katliamının firari sanıklarından Hasan Hüseyin Uğur hakkında 2015 yılının Ağustos ayında canlı bomba ihbarı yapıldığı, ancak savcılığın 29 Eylül’deki yakalama emri talebinin katliamdan bir gün önce kabul edildiği ortaya çıktı. Canlı bombaların hazırlandığı evde de parmak izi bulunan Hasan Hüseyin Uğur hakkında hakkında 7 yıldır mahkemeye sunulmayan bu bilgiler, “Daha neler gizleniyor” sorusunu gündeme getirdi.
Evrensel’den Birkan Bulut’un haberine göre, 15. duruşma yarın Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Katliamın firari sanıklarından Hasan Hüseyin Uğur hakkında ortaya çıkan yeni bilgiler, katliama giden süreçteki yeni ihmalleri ve soru işaretlerini gündeme getirdi. Katliamın sanıkları arasında bugüne kadar hakkında en az bilgiye sahip olunan Uğur, canlı bombaların hazırlandığı Gaziantep’teki Alyaz Sitesi’nde parmak izi bulunmasına karşın terör örgütü üyeliğinden yargılanıyordu. Uğur’un Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı dosya ile Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 10 Ekim Katliamından yargılandığı dosyanın birleştirilmesi talebi geçtiğimiz yıllarda reddedilmişti. Ancak katliamdan 7 yıl sonra birleştirilmesine karar verilen dosyalarla birlikte Uğur hakkında çok önemli bilgiler ortaya çıktı.
AĞUSTOS AYINDA CEZAEVİNDEN CANLI BOMBA İHBARI
Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü 11 Ağustos 2015 tarihinde savcılığa bir ihbar bildiriminde bulundu. Emniyet, Hasan Hüseyin Uğur’un eşi ile birlikte IŞİD arasındayken, ülke dışında eşini bırakarak Antep’e canlı bomba olarak geldiği duyumunu aldığını, bildiren ihbarcı şahsın şu an cezaevinde bulunduğunu, ancak gerek görüImesi halinde ekiple görüşebileceğini bildirdi.
“YAKALAMA TALEBİ BİZE ULAŞMADI”
Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı, yaklaşık bir buçuk ay sonra, 29 Eylül 2015 tarihinde Hasan Hüseyin Uğur hakkında yakalama emri düzenlenmesini talep etti. Oysa Gaziantep 1. Sulh Ceza Mahkemesi yakalama emrini savcılığın talebinden 10 gün sonra, yani 10 Ekim Katliamından bir gün önce çıkardı.
“İHBAR ÜZERİNE CEZAEVİNDEKİ ŞAHISLA GÖRÜŞÜLDÜ MÜ?”
10 Ekim Davası Avukat Komisyonundan Senem Doğanoğlu, 10 Ekim Ankara Katliamının fezlekesi hazırlandığında Hasan Hüseyin Uğur’a dair bu önemli bilgilerin hiçbirisinin olmadığına dikkat çekerek şunları söyledi:
“Ağustos ayında hakkında canlı bomba ihbarı yapılması, yakalama kararının gecikmeyle 9 Ekim gününde çıkarılması gibi pek çok kritik konuyu 7 yıl sonra öğreniyoruz. Katliamdan sonra hazırlanan fezlekede bize sadece canlı bombaların hazırlandığı evde parmak izinin olduğu, evine polis baskınındaki patlamada hayatını kaybeden Yunus Durmaz’ın yazışmalarına göre 500 dolar aylık aldığı ve içtihad için gelmek istediği bilgileri sunulmuştu. Oysa emniyet elindeki tüm bilgileri katliamdan sonra mahkemeye sunabilirdi. Bugün öğrendiklerimiz son derece önemli bilgilerin mahkemeye sunulmadığını gösteriyor. Ayrıca yeni soru işaretleri de ortaya çıkıyor. Cezaevinden saat 18.00’de nasıl telefon ediliyor, bu ihbar üzerine cezaevindeki şahısla görüşüldü mü, buradaki aracılar kimler gibi soruların yanıtlarını istiyoruz.”
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!