Faşist iktidar biçimlerinde aklımıza gelebilecek her konuda azami denetim ve egemenlik arayışı vardır. Gündelik hayattan siyasete, ekonomiye, devlet kurumlarının işleyişine kadar her konuda denetim ve kontrolün en tepedeki çekirdeğin elinde olması saplantısının son ifadelerinden biri de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan ‘Devlet yardımlarının daha etkin uygulanması, koordinasyonu, izlenmesi ve değerlendirilmesine’ ilişkin usul ve esaslar oldu. Buna göre bundan sonra belediyeler de dahil tüm devlet kurumları, yoksullara ilişkin yardım programlarını ilk önce Cumhurbaşkanlığına bağlı Strateji ve Bütçe Başkanlığına iletecek. Teklif daha sonra 117 kişilik kadro tahsis edilerek kurulacak olan Devlet Yardımları Genel Müdürlüğü’ne aktarılacak ve uygunluk değerlendirmesine tabii tutulacak.
Kurumlar yardımlarını, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve yönetmelikle düzenlenen ilkelere, standartlara, hesaplama yöntemlerine, cetvel ve tablo örneklerine uygun bir biçimde hazırlayacak. Kararnameye göre, uygulayıcı kurumlarca devlet yardımı uygulamalarına ilişkin yıllık izleme raporları hazırlanarak, ertesi yılın mart ayı sonuna kadar Başkanlığa sunulacak. Başkanlık da yardımlara ilişkin değerlendirme raporu hazırlayıp, haziran sonuna kadar Cumhurbaşkanı’na iletecek.
117 kişilik kadro tahsisi yapılacak Devlet Yardımları Genel Müdürlüğü, yardımları izleyecek, değerlendirme raporlarını hazırlayacak, kurumlar arası koordinasyonu sağlayacak. Genel Müdürlük, “uygulamaların etkinliğini artırmaya yönelik” görüş ve önerilerde bulunarak yardımların izlenmesini sağlayan ortak veri tabanını oluşturacak, yapısal etki değerlendirme raporlarının hazırlanmasını koordine edecek.
Yardım yapacak devlet kurumları arasında belediyeler de sayılıyor. Belediyelerin bu kapsama alınması Anayasa’nın 127’inci maddesine aykırı olsa da mevcut başkanlık rejimi açısından bunun bir hükmü yok. Keza aslolan Cumhurbaşkanlığı kararnameleri, Anayasa’nın, yasaların bunun karşısında bir hükmü yok!
Bu düzenlemenin özellikle CHP’li belediyelerin bu tür kampanyalar düzenlemesini engellemeye dönük bir seçim düzenlemesi olduğu aşikâr. Nitekim bu belediyelerin Anayasal haklarını kullanarak pandemi döneminde başlattıkları yardım kampanyalarına yasa falan tanımadan el konulmuştu. Şimdiyse el koymayı bile beklemeden kampanya düzenlemeleri ya da çeşitli toplumsal kesimlere ilişkin destek programları başlatmaları baştan engellenmiş oluyor.
İşçi ve emekçilerin sosyal güvenceden yoksun olan, yoksullaştıkça yoksullaşan ve kelimenin gerçek anlamıyla açlıkla karşı karşıya kalan kesimlerinin çeşitli yardım kampanyalarına mahkum ederek adeta dilencileştirilmesi yetmiyor, şimdi bu dilencileştirmeye bir de merkezi denetim ve kontrol getiriliyor kısacası. Üstelik zaten siyasallaşmış olan yardımların (neoliberal kavramla “yoksulluğun yönetişimi”nin) bundan sonra hepten siyasallaşacağı, yoksulluğun kendi içinde siyasal bir renkle damgalanıp kutuplaşmanın bir de buradan derinleştirilmesi de cabası!
Nerden baksan açgözlülük, vampirlik, siyasi nobranlık!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!