Sıfatı bol bir rejimin son 24 saatlik fotoğrafları!



Son 24 saate dair birkaç görüntü ve haber Türkiye’nin hali pür melali açısından oldukça çarpıcı bir tablo sundu. Mevcut rejimin kendisi ve tüm uzantılarının (polisi, jandarması, belediye başkanı, AKP temsilcileri) yer aldığı bu kareler tek bir karede toplanıyor: Beton-maden-turizm-sağlık kısacası bilumum patronlar sınıfıyla saltanata dönüşmüş bir çekirdeğin sopasına dönüşen rejim, eşi görülmemiş bir çürüme içindedir. …


Son 24 saate dair birkaç görüntü ve haber Türkiye’nin hali pür melali açısından oldukça çarpıcı bir tablo sundu. Mevcut rejimin kendisi ve tüm uzantılarının (polisi, jandarması, belediye başkanı, AKP temsilcileri) yer aldığı bu kareler tek bir karede toplanıyor: Beton-maden-turizm-sağlık kısacası bilumum patronlar sınıfıyla saltanata dönüşmüş bir çekirdeğin sopasına dönüşen rejim, eşi görülmemiş bir çürüme içindedir.

Daha önce de adı çete-mafya işlerine karışmış kişilerle bakanların hatta Erdoğan’ın çekildikleri fotoğraflar bu gerçeği özetliyordu. Yargının-kolluk güçlerinin nasıl bir aparata dönüştüklerine dair de sayısız kare yansıyordu. Birbirini tamamlayan son görüntülerse bu gerçeğin bütünlüklü bir nitelik kazandığının özeti gibi.

Düşünsenize AKP’li Akdeniz Belediyesi borçlanma yetkisi almak istiyor ve HDP’li belediye meclis üyeleri oylarıyla bunu engelliyor diye sosyal medya paylaşımları bahane edilerek operasyon düzenlenebiliyor! Dört meclis üyesinin de gözaltına alındığı operasyonla borçlanma yetkisinin ele alınacağı olağanüstü toplantının çakışması “tesadüf” olabiliyor! Yargının-polisin-AKP’nin organikleştiği, istendiği zaman istenen mekanizmanın pervasızca harekete geçirilebildiği bir işleyiş bu!

Bu böyleyken, AKP Tunceli İl Başkanı Sercan Özaydın, Çemişgezek Gedikler Jandarma Komutanlığı Karakolu’nda törenle karşılanabiliyor! Parti-yargı, parti-kolluk yani parti-devlet organikleşmesinin pervasız ifadeleri bunlar.

Daha geçen hafta Bilal Erdoğan, bir saltanat rejiminde yaşanıyormuş gibi sırf AKP’li Cumhurbaşkanı’nın oğlu olduğu için Tahran’daki zirveye katılmıştı. Bilal Erdoğan böylesine kritik bir zirveye katılarak rejimin karakterini arsızca ortaya koyarken, saltanatın eteklerinde dolaşanların da bunun nimetlerinden her açıdan yararlanmaları kaçınılmazdır. Bir ilin AKP başkanı olmak, askeri bir törenle karşılanmaya, brifing almaya yetebiliyor.

Ya da mesela AKP’li Ağrı Belediyesi Başkanı Savcı Sayan, Ağrıspor’u satın almak istiyor. Bir belediyenin neden spor kulübü satın almaya çalıştığı işin bir yanıyken; bu yüzden bir aileyle tartıştıktan sonra korumalarıyla birlikte kaleşnikov silahlarla sokakta gövde gösterisi yapması başka bir yanı. Mafya bozuntusu halleriyle sık sık gündeme gelen Sayan gibiler için kural da yasa da kolluk da yok! Ağrı sokaklarında Teksas’taymış gibi elini kolunu sallayarak dolaşabilirler, haklarında da hiçbir işlem yapılmaz! Keza rejimin kendisi bu. Sayan onun sadece karikatürü!

“Yasanın, hukukun” olmadığını dün Ordu Fatsa’nın Sefaköy Köyü’ndeki tek su kaynağının alabalık tesisine verilmesine karşı çıkan köylülere saldıran jandarma komutanı tarafından da alenen dile getiriliyordu. Görüntü almaya çalışan gazeteciye komutan zor kullanacağını söylüyor, gazeteci basın özgürlüğünden bahsedince de “Basın özgürlüğü şu anda yok” diyordu. “Kanun nedir?” denildiğindeyse “Aşağıda gösteririm size” yanıtını veriyordu.

Maden, inşaat, turizm ve tüm patronlar sınıfının özel vurucu gücü gibi kullanılan jandarma ve polisin bu misyonlarını açıkça dile getirilmesi yeni değil elbette. Fakat bu eğilim giderek yaygınlaşıyor. Burjuva devleti ve aygıtlarının patronların vurucu gücü-temsilcisi oldukları gerçeği, artık perdelenmeden ilan ediliyor.

İktidarın “yeter ki saldır, elin titremesin ben seni her koşulda korurum” diyerek yetkiyle şımarttığı polisler artık külhanbeyi gibi dolaşıyor. İstanbul Beyoğlu’nda GBT sırasında oturduğu yerden kalkmayan gencin bu nedenle tokatlanması, hakarete uğraması rutinleşen bu durumun son örneği oldu.

Sayısız sıfatla anılmayı hak eden bu rejimin içinde yüzdüğü bu foseptiği korumak için tüm aparatlarıyla birlikte çırpındıkça çırpınacağı açık. Bu foseptiğin ancak açlıkla-sefaletle-zorbalıkla terbiye edilmeye çalışılan işçi ve emekçilerin “yeter artık” çığlıklarıyla ortadan kaldırılabileceği de öyle…