İnsanları tanımak hayat kurtarabilir



“Harro ile Libertas / Bir Aşk ve Direniş Hikayesi”, Norman Ohler’in tarihi belgelerden, mektuplardan, anlatımlardan derleyerek hazırladığı bir çalışma. Kitap, Hitler döneminde aristokrat, burjuva, küçük burjuva, aydın, sanatçı, bilim insanı, entelektüel insanlardan oluşan esnek bir anti faşist direniş ağını anlatıyor. Merkezinde Harro ve Libertas’ın olduğu bu direniş ağını anlatırken hem biyografi tadı veriyor hem de …


“Harro ile Libertas / Bir Aşk ve Direniş Hikayesi”, Norman Ohler’in tarihi belgelerden, mektuplardan, anlatımlardan derleyerek hazırladığı bir çalışma.

Kitap, Hitler döneminde aristokrat, burjuva, küçük burjuva, aydın, sanatçı, bilim insanı, entelektüel insanlardan oluşan esnek bir anti faşist direniş ağını anlatıyor. Merkezinde Harro ve Libertas’ın olduğu bu direniş ağını anlatırken hem biyografi tadı veriyor hem de tarihin hiç bilinmeyen -en azından Türkiye’de- anlamlı bir kesitini dönemin ruhunu da yansıtarak okura taşıyor.

İletişim Yayınları’nın Faşizm İncelemeleri Dizisi kapsamında Tanıl Bora’nın çevirisiyle basılan kitabın birçok mesajı var. En çarpıcı olanlarından biri kitabın çeşitli bölümlerine serpiştirilen kadınlar ve faşizmle ilgili tespitler, taşınan gerçeklikler.

Merkezinde Harro ve Libertas’ın olduğu bu son derece esnek, “şekilsiz” direniş ağının önemli bir parçasını kadınlar oluşturuyor. Hitler faşizminin onlara biçtiği aile hücresine zincirlenme rolünü iliklerinde ağır biçimde hisseden ve isyanları da, faşizme olan nefretleri de bir o kadar keskin olan kadınlar…

Korkuya, tereddüte kapıldıkları anları Berlinlilere “Ülke içinde bazı güçlerin hazır bulunduğu duygusu verilmiş olur. Direnişin varolduğu duygusunu…” tarihsel sorumluluğuyla aşan bu ağla kadınların kurduğu ilişkiye dair bir bölüm şöyle:

“21 Ocak 1937’de Waitzstraße 2 numarada ‘hakiki Berlin tarzı Bohème’ akşamı var. Harro’nun babasına yazdığı mektup, gayet masum bir havada: ‘Evde tatı bir piknik akşam düzenledik (…). İnsanın bütün arkadaşlarını ara ara görüp bütün yükümlülüklerini makul bir tarzda yerine getirmesi için harika bir yol. Biz sadece çay sunuyoruz, başkaları kek, şarap falan getiriyorlar.

Evvela bir, bir buçuk saat iyi bir şeyler okuyoruz, sonra 12’ye kadar müzik ve dans. Tam 12’de kovuyoruz herkesi. O soğuk kış gecesinde yirmi beş ila otuz insan var orada, yakılacak kömürlerin sahanlığa çıkan merdivenin altında yığılı tutulduğu soba, ‘hava eksi dereceye düştüğünde bile sadece bütün salonu değil yan odayı da iyi ısıtmayı’ başarıyor.

Misafirlerin bazıları Bask beresi takmış, bazıları yakasız koyu renk gömlek giymiş: Nasyonal sosyalist zihniyete mesafeli olanlar böyle giyiniyorlar. Gramofon çalıyor, o arada Libertas akordeonu kapıp insanları sarı kadife halı üzerinde şarkılara katılmaya ve dans etmeye çağırıyor. Direnişin bu tarzı hoşuna gidiyor, hep böyle olmalı! Gevşek bir birliktelik ve flört; Gegner toplantılarından farklı olarak kadınların sayısı fazla, başlı başına siyasi anlamı olan bir şey bu. Naziler kadın nüfusu toplumsal hayattan dışlamak, ocak başına geri yollamak için her şeyi deniyor. 1937 Ocak’ının o perşembe gecesinde Waitzstraße 2 numaradaki çatı katının erkeklerle kadınların eşit sayıda bulunduğu mekânı, adeta kendiliğinden, özel bir hava yaratıyor. Ama burada da kime güvenileceğini iyi tartmak lazım. 1934 Aralık’ından beri yürürlükte olan, Hiyanet Kanunu denen yasa, sözümona Reich’ın veya hükümetin itibarını zedeleyen ‘kamusal olmayan ortamlarda sarf edilen kötü niyetli beyanları’ da hapisle cezalandırdığından, tetik olmak gerekiyor.

Binlerce insanın düşüncesizce ağızlarından çıkan bir ifade, belki de Freudcu bir sürçme nedeniyle toplama kamplarında bulunuyor. Bu durum Waitzstraße’deki ‘piknik akşamına’ bir mahremiyet havası veriyor ve duyuları keskinleştiriyor. İnsanları tanımak hayat kurtarabilir.”