Cihan Çetin
Halk TV’de 2 Aralık gecesi Şirin Payzın’ın hazırlayıp sunduğu “Halk Meydanı” programı yayınlandı. Ancak bu kez program -isminden farklı olarak- başından sonuna kadar bir sınıf meydanı niteliğine büründü.
Programı sunan Payzın’ın ifade ettiği üzere, programda hedeflenen Türkiye’de yaşanan iş cinayetlerinin mağdurlarından sendikalara kadar geniş bir yelpazede tartışmak, ele almaktı. Program zaten ilk ciddi zayıflığını bu noktada gösterdi. Böylesine önemli bir konudaki programın gece 23:00’te başlaması yetmezmiş gibi yaklaşık 70 kişi vardı stüdyoda. Türkiye’de değil genel olarak iş cinayetlerini konuşmak, sadece Soma madenci katliamını konuşmak bile saatlerce sürer.
70 kişiyi tek bir programda konuşturmaya çalışmak ise iş cinayetleri gibi bir konuyu içerik olarak değil ama biçim olarak geçiştirmeye dönüştü. Örneğin, son yılların en büyük iş cinayeti olmasından Somalı aileler uzun süre konuşurlarken, fabrikada hayatını kaybeden bir Suriyeli mülteci işçinin cansız bedeninin tarlaya atılması gibi bir başka vahşet birkaç saniyenin arasına sıkıştı.
Yazının başlığındaki “sınıf meydanı” vurgusu kaba bir ajitasyon amacıyla kullanılmadı. Program en başından sonuna kadar küçük burjuva akıldan işçi sınıfının kendinde haline; işçi sınıfının kendisi için halinden kadınların sınıfsal güçlerine kadar uzlaşmazların çatıştığı, uzlaşanların birleştiği bir program oldu. Öz itibariyle program mevcut haliyle sınıf bilinçlerinin karşılaştığı bir meydana dönüştü.
Küçük burjuvazinin bilinci
Programın oturuş dizaynı bile en başından sınıfsal bir aklın ürünü olarak karşımızda duruyordu. En önde siyasi partileri temsilen 2 temsilci (CHP’den Özgür Özel ve EMEP’ten Ercüment Akdeniz), onların yanında Somalı aileler, onların arkasında diğer iş cinayetlerinin mağdurları ve araya yerleşmiş sınıf sendikacıları.
Programın küçük burjuva sınıf aklı bu oturuş dizaynı ile çözümün adresi olarak burjuva siyaseti ve onun kurumu olan parlamentoyu işaret ediyordu.
Katılımcıların tamamı söz alamadığı gibi, Özgür Özel ve Ercüment Akdeniz’e tanınan söz hakkı programın tümünde en fazla orana sahipti. Parlamentoyu işaret etme öyle noktaya geldi ki, aşağıda yeniden döneceğimiz sokağa çıkma tartışmasına rağmen, Özgür Özel’in iktidar olunca “Taksim yasağını kaldıracağız” vaadine sarılmasına tanık olduk.
Keza Manisa Milletvekili Özgür Özel, kendi yapıp ettikleri dışında mecliste nelerin olamadığını ve iktidar olurlarsa neleri yapacaklarını da olumsuzu göstererek anlatmış oldu. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise “emeği temsilen” bir siyasetçi olarak programa çağrılmış olsa da iş cinayetlerine dair bildik teknik-politik saptamalar dışında siyaseten önerdiği hemen her şey ancak parlamentoyu işaret edebiliyordu. Sokağın siyaseti aklında olmayan yegane şeydi.
Bu bağlamda EMEP, CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’in karşısına Genel Başkan ile çıkarak protokol golü atmış olsa da, siyaseten ne kadar gerilerde olduklarını da gösterdiler. Keza Özgür Özel’in Manisa milletvekili olmasından dolayı başta Soma olmak üzere madenciler hakkında bilgisi, deneyimi ve anlatımdaki canlılığı, sadece Soma katliamı davalarına katılmış Ercüment Akdeniz’den daha fazlaydı. Bu nedenle EMEP protokol aklı ile genel başkan göndermek yerine Manisa örgütünden bir üyesini gönderseydi katkısı belki daha fazla olurdu.
Payzın’dan katılımcılara uyarı
Programın en başında Şirin Payzın, iş cinayetleri gibi zorlu bir konunun getirdiği baskıyı da hissederek liberal bir yaklaşımla katılımcılara “hakaret, tehdit, hedef göstermek olmasın” diyerek “şiddete çağrı olmadan” bir program olmasını istedi. İş cinayeti gibi işçilerin katledildiği, protesto edenlere tekme atıldığı, mahkemeler eliyle her türden şiddetin uygulandığı bir düzende “şiddetsizlik” çağrısı komik kaldı. Ancak Şirin Payzın’ın bu uyarısına rağmen özellikle iş cinayetlerindeki kurbanların aileleri edeplerini birkaç defa korumakta zorlansalar da sınıf kinlerini hiç çekinmeden, korkmadan, ürkmeden gösterdiler. Öyle ki, bıraksalar karşısındaki düşmanı elleriyle lime lime edecek öfkeye sahip olanlar bile sükunetleriyle Payzın’a “şiddetin yeri burası değil biliyoruz” mesajını da net biçimde verdiler.
Şirin Payzın’ın küçük burjuva aklı ise programın başından sonuna kadar konuyu iş cinayetlerini ahlak, vicdan içinde sıkıştırarak çözümü de teknik değişikliklerle sınırlamaya çalıştı. Acılı ailelerin hikayelerini uzun uzun anlattırarak hem programdakilerin hem de izleyicilerin ajite olmasını sağladı.
Bununla birlikte meselenin sınıfsal tutum alanların ya pozisyonlarını daralttı ya da sınıfsallık dozu artınca sözlerinin arasına kama soktu. Örneğin, artık tüm Türkiye’de “Öyle mi alay komutanı” sözüyle bilinen Bağımsız Maden-İş kurucularından Kamil Kartal’ın konuşmasını bu sözle sınırlı tutmakta ısrar etti.
Kürt illeri ve sokak alerjisi
Diğer yandan Payzın, İnşaat-İş temsilcisi Deniz Gider’in genel olarak mücadelenin sokak vurgusuna, özel olarak da “Kürt illeri” ifadesinin arasına kama sokarak konuyu ya da konuşmacıyı değiştirdi. Ancak sınıfın bilinçli temsilcileri olan sendikacıların meramlarını belki uzun uzun ve daha güçlü anlatmaya fırsatları olmasa da, Payzın’ın müdahalelerini kıvrak hamlelerle savuşturup söylemeleri gereken noktaları net biçimde ifade etmeye çalıştılar.
Şirin Payzın’da cisimleşen küçük burjuva aklı programda acıları ajite ederek, iş cinayetlerini “kötü insanlara” mal ederek, suya sabuna dokunulmasının önüne geçmek için türlü manevralar yaparak; ama en önemlisi 70 kişilik bir kalabalıkla böyle bir konuyu 3 saatin içine sıkıştırarak kendisini gösterdi.
Payzın programında, burjuvazi karşısında ezilen küçük burjuva olarak iş cinayetleri ile yıkıma uğramış işçi sınıfını sahneye çıkardı. Bu nokta Payzın’ın işçi sınıfı ile uzlaştığı nokta burasıydı. Küçük burjuva olarak programda burjuvaziyi hedefe koyan, koyma ihtimali olan tüm yanları ya budadı ya da serpilmesine izin vermedi. Bu da Payzın’ın burjuvazi ile uzlaştığı noktaydı.
İşçi sınıfının bilinci: Kendinde bilinç- kendisi için bilinç
Halk Meydanı’ndaki iki siyasetçi hariç, programa katılanların tamamı işçi sınıfındandı. İşçi sınıfının programdaki varlığı, özellikle öfke anlarında elle tutulacak kadar somuttu.
Programda işçi sınıfının kendinde bilinci ile kendisi için bilinci iş cinayetleri ekseninde kendi varoluşunu da gösterdi. Kategorik genel bir ayrım yapılacak olursa: Kendinde bilinç ağırlıklı olarak iş cinayetinin kurbanı olan ailelerde, kendisi için bilinç ise daha çok sınıf sendikacılarında kendisini gösterdi. Öyle ki, bu kategorileme üzerinden bakıldığında, kendisi için bilincin en yüksek örgütlenme biçimi olması gereken parti olarak sahneye çıkan EMEP’in bilinci sınıf sendikacılarının bilincinden fersah fersah gerideydi.
Ancak yukarıdaki kendinde ve kendisi için bilince dair biçimsel yapılan kategorik ayrım asla mutlak ve geçerli bir ayrım değil. Keza özellikle “kendinde bilincin kendisi için bilince dönüşümü” program içinde hiç beklenmedik anlarda kesinlikle kendisini gösterdi.
Bilinç dönüşümün en başına kadınları yazmak gerekiyor. Soma’da eşlerini çocuklarını kaybeden Naciye Kaya, Gülten Kaya, Elmas Kaya; dizi setinde ölen Selin Erdem’in annesi Hacer Erdem… ismi yazılmayan yakınlarını kaybeden konuşan diğer kadınlar… Hepsi konuşmalarında özellikle burjuva adalet sistemini, susmaları için sermayenin nasıl canhıraş çabaladığını, gündelik hayatlarını dirayetle nasıl yaşarlarken özellikle hukuk alanındaki mücadelelerini çok canlı biçimde aktardılar.
İş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden Murat Göçmenoğlu, Hakkı Usta, Adnan Saday, Muammer Yılmaz, Musa Erdem de sermayenin şirket içinde suçlarını nasıl gizlediğini, devletin de bu gizlemede nasıl yardımcı olduğunu gözler önüne serdiler. Muammer Yılmaz konuşmasının hemen başında “oğlum ölmedi öldürüldü” şeklinde vurgulayarak konuşmasını oğlunu katleden sistemin esas katil olduğu ekseninde yaptı.
Ancak en beklenmedik konuşma Adnan Saday’dan geldi. Türk şovenizminin ve Kürt düşmanlığının önemli kalelerinin başında gelen Halk TV’de Adnan Saday, doğrudan Selahattin Demirtaş’ın da ismini anarak HDP’nin iş cinayetlerine karşı sunduğu desteği ezen ulus aklına karşıt bir konumda durarak selamladı.
Meslek odaları, gazetecilerin de konuşma yaptığı programda işçi sınıfının kendinde bilinci ve kendisi için bilinci karşılaşması İnşaat-İş temsilcisi Deniz Gider’in konuşmasına iş cinayetlerinin bir daha yaşanmaması için sokağı ve direnişi işaret etmesiyle başladı. Gider daha konuşmaya yeni başlamıştı ki, Soma ailelerinden bir kadının sokak ve direnişe karşı itirazı -aslında çıkar yol arayan çaresiz bir kişinin öğrenme çabası da denebilir- Şirin Payzın mikrofonu birdenbire o kişiye verdi. Konuşmacı devletin gücünden, kendilerinin mimlendiğinden, en yakın akrabalarının kendilerini desteklemediğinden bahsetmesi üzerine Payzın, Deniz Gider’e ısrarla “formülasyonunuz nedir” diye sordu.
Deniz Gider de “korku iklimi nedeniyle geri adım atarak bunu meşrulaştırırsak bu zaten yenildik demekle aynı anlama gelir” dedikten sonra Payzın’ın formülasyon ısrarını “formülasyon basit: Vahşice sömürülmemek, çalışırken ölmemek için sokağa inmekten başka çare yok” dedi. Gider’in sokak vurgusunu Kamil Kartal, Soma’da katılımcılarının çoğunun da kadın olduğu 54 hafta yapılan sokak eylemlerini örnek göstererek güçlendirdi. Kadınların sokaktaki varlığının önüne serilmesi sonrasında Payzın kendinde bilinç ile kendisi için bilinç arasına soktuğu kamayı hızla çekip “kadınlar her yerde sokakta, mücadelede” diyerek geri adım attı.
Kadınlardan dayanışma vurgusu
Program içinde yeri görece az olsa da en önemli konulardan birisi de “dayanışma” konusuydu. Özellikle Somalı aileler tüm süreçte yanlarında olan, kendileri ile birlikte gerekirse dayak yiyen avukatları, ama özellikle şu an tutuklu olan iki avukatı, Selçuk Kozağaçlı ve Can Atalay’ı andılar. Diğer yandan (programda rejinin o kalabalık katılımcı içinde isimlerini yazmadığı bir kaç kişiden biri olan) Davutpaşa katliamında eşini kaybeden İdris Çubuk, dayanışmanın önemini CHP’li Özel’i ve sendikaları eleştirerek vurguladı. Konuşmacı “büyük davalar yalnız kalırsa eninde sonunda kapatılıyor” vurgusu yaparak dayanışmanın bu tür katliamlar sonrasında dayanışmayı ziyaretlerle sınırlayan aklı hedefe koydu.
Halkın Meydanı programı içerik olarak can alıcı bir konu olan iş cinayetlerini gündeme taşıması bakımından anlamlıydı. Ancak kalabalık katılımcı, geç saatte başlaması, daldan dala atlayan alt konularla niyetten bağımsız olarak dostlar alışverişte görsün izlenimini aşamadı. Tersine programı oluşturan aklın olumsuzluklarını katılımcılar güçlü sınıf bilinç ve ruhu ile aştılar.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!