Çiçek Özgen
Türkiye’de sağlık çalışanları genelinde memnuniyetsizlik oranları hızla artıyor. Özellikle hekim maaşlarında yapılan iyileştirmelerle önünün alınacağı düşünülen bu durumun gidişatında hiçbir azalma olmadığı ortaya çıktı. Bunun nitelikli, yetişmiş hekimlerin yurtdışına göç etmesini engellemediği, hatta sonraki süreçlerde genişleyerek yeni mezunları da kapsadığı görülüyor. Çünkü sağlık çalışanları açısından tek sorun ekonomik değil, bu duruma yol açan nedenlerin birçok boyutu bulunuyor.
Bunlardan birisi sağlıkta yaşanan şiddet. Rejimin sağlık çalışanlarını itibarsızlaştırma politikası sonucunda, sağlıkta yaşanan şiddet vakaları da artmış, iktidar söylem ve uygulamalarıyla bu saldırganlığı desteklemiş, cezasızlık uygulamasıyla da cesaretlendirmiştir.
Sağlıkta şiddet cenderesi
Birçoğumuz izlemişizdir o görüntüleri… AKP’yi sırtlarında taşıyan kadınlar şiddetin prim yaptığı ve ancak böyle ayakta kalınabildiğini vazeden faşist bir iktidarı sonuna kadar sahipleniyordu: “25 sene önce doktorlar bizi azarlardı, şu an biz doktor beğenmeyip doktor dövüyoruz, o rahatlığı…”
Türkiye genelinde günde 80’den fazla sağlıkta şiddet vakası kayıt altına alınıyor. Bu oran öylesine büyük ki, neredeyse her 10 hekimden 8’i hayatlarında en az bir kez şiddete uğramış. Sadece son 10 yılda 110 binden fazla sağlıkta şiddet bildirimi yapıldığı biliniyor. İşlemeyen sağlık sisteminin suçlusu olarak görülen sağlık çalışanları, halkın hedefi haline gelmiş/getirilmiş durumda. Kuşkusuz bu tek başına işlemeyen sağlık sistemiyle de açıklanamaz. Ekonomik krizin yükü altında ezilen halkın öfkesi, kendisinden görece daha iyi yaşama koşullarına sahip olan hekimlere de yöneltilmiş durumda. Hekim onun için, onun belki kolaylıkla sahip olamayacağı, rahat yaşama sahip olan üst sınıfın bir üyesi. Ve o, şiddette onunla eşitlendiğini, hatta onun üstüne çıktığını düşünerek gizli bir haz da alıyor. Gerektiğinde “had bildirici” olarak kendisine tanınan bu hakkın tadını çıkarıyor, deşarj oluyor.
Yaşam standartlarında, alınan ücretlerde eşitlenemeyen halk, kendini şiddette baskın hale getirerek iktidar gücünü tadıyor. Rejim hekimleri sosyal eşitsizliğin, düzgün verilemeyen sağlık hizmetlerinin zanlısı olarak halkın önüne çıkarıyor.
Yurtdışı: Çıkışsızlık istikâmeti
İzlenen politikalarla, maaşları düşen ve çalışma-yaşama şartları ağırlaşan hekimler, üstüne bir de bu itibarsızlaştırma politikası sonucunda şiddete maruz kaldığında geleceğini, kurtuluşunu yurtdışında görüyor. Sadece 2022 yılında 2 bin 685 genç hekim yurtdışında çalışmak için başvurmuş. Son 10 yıl baz alındığında yurtdışına gitmek isten hekim sayısının 40 kat arttığı görülmektedir. Türk Tabipler Birliği, yurtdışına gitmek için başvuranların sayısının 2023 yılının ilk dört ayında 881, son 15 gün de ise 144 olduğunu açıkladı.
Sağlık hizmetlerinde yaşanan niteliksizleşme de sorunun bir diğer boyutunu oluşturuyor. Şehir hastaneleri uygulaması adı altında, nitelikli sağlık hizmetlerine ulaşım sınırlandırılmakta, neyin nasıl yürütüleceğinin, ne şekilde hizmet verileceğinin muamma olduğu, “kervanı yolda düzme” politikasıyla plânsız bir sağlık hizmeti anlayışı devreye sokularak, son kaleler de düşürülmeye çalışılmaktadır. Bu sadece sağlık hizmetlerine erişimi sınırlandırmıyor, aynı zamanda buralarda çalışacak sağlık çalışanlarını yaşamlarını değiştirip, her şeyi yeniden planlamaya da zorluyor. Bir yandan da sağlığa ayrılan kısıtlı bütçe hizmet verilmesini engelliyor. Artık birçok kamu hastanesinde cihazların eksik olması sonucu ya da tahlillerin yapılacağı malzemelerin olmaması nedeniyle hastalar, özel hastanelerin pençesine düşüyor.
Sağlığa ayrılan bütçe yerlerde sürünüyor
Sağlığa ayrılan bütçe 2021 yılında yüzde 4,9’a düşürülmüş durumda. Her geçen yıl bütçede sağlık alanına ayrılan kısım daralıyor. Taşeron çalışan işçi sayısı ise 23 kat artırılarak, güvenceli çalışmanın da önü kesilmiştir. Yani sağlık alanında çok yönlü ilerleyen bir yok ediş süreci işlemektedir. Bu durum özel sağlık hizmetlerinin önünü de açarak ilerliyor.
Özel hastanelerin 2021 yılında hasta başına ortalama maliyeti, kamu hastanelerinden yüzde 255 fazla. Üstelik özel hastanelerin yatak kapasitesinin artış hızı devlet sağlık kuruluşlarının 5 katına erişmiş durumda. Böylece kamu hastaneleri yetersizleştirilerek, hizmet alanından yavaş yavaş el ayak çektirilmekte ve bu alan özel hastanelere devredilmektedir. Kalan kamu hastanelerinde ise yeterisiz hekim sayısı nedeniyle 5 dk olan muayene sürelerinin 1 dk’ya ineceğini öngörmek, hatta doktor yüzü görmeden, testlerin ve ilaçların yazıldığı dönemlerin geleceğini düşünmek çok da abes değil. Adım adım gelen bir işlevsizleştirme durumu söz konusu…
Özel hastaneler: Fiyatlar kamuya göre yüzde 255 fazla
Tüm bu yaşananlar devletin sağlığı özelleştirme, bunun içinde kamunun sağlık hizmetlerindeki sorumluluğunu azaltma, yok etme politikalarının bir sonucu olarak işliyor. Faşist iktidar yaşanan tüm olumsuzlukların, toplumsal ve ekonomik krizlerin sorumlularını kendi dışında göstererek öfkeyi yönlendirmeyi, gözlere bant çekmeyi de iyi becermektedir. Yılların verdiği deneyimle yol alan rejimin sandıkta gideceğini ve tüm diğer alanlarda olduğu gibi sağlık alanında güzel günlerin bizi beklediğini düşünmenin ne kadar yanıltıcı olduğunu acı bir şekilde deneyimledik.
Mesleğimize, meslek onurumuza sahip çıkmak, nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmeti hakkını savunmak, kararlı ve inatçı olmaktan ve kendi öz gücümüze inanmaktan başka bir kurtuluşun olmadığını kavramaktan geçiyor. Tüm sağlık çalışanlarının ortak ve kararlı bir mücadeleyi örgütleyip sürdürmesi umudun da yeşermesini sağlayacaktır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!