Çiçek Özgen
Kızamık vakalarında artış yaşandığına dair haberler zaman zaman basına yansıyor. Ancak gerek durumun ciddiyetinin farkında olunmaması gerekse Sağlık Bakanlığı’nın konuya dair şeffaf bir yaklaşım sergilememesi nedeniyle bu haberler sınırlı bir etki yaratmanın ötesine geçemiyor. Oysa durumun ciddiyeti vakalardaki artışa bakarak bile anlaşılabiliyor:
2000’li yılların başında kızamık vakaları 10’u geçmezken, 2023 yılının ilk 4 ayında bu sayı bin 440 olarak kaydedildi.
Yüksek bulaşıcılık oranıyla çok riskli
Kızamık özellikle çocukları etkileyen ve çok bulaşıcı olan bir hastalık. Akciğerleri, bağırsakları ve beyini etkileyerek ölüme neden oluyor Öksürük, hapşırık ile kişiden kişiye bulaşabiliyor ve bu hastalığa neden olan virüs 2 saat boyunca havada, yüzeylerde yaşayabiliyor. Bu da onun toplum arasında yayılımını kolaylaştıran bir etken. Özellikle yeterince beslenemeyen ve A vitamini eksikliği bulunan çocuklarda ölüm oranları daha yüksek.
Kızamık bir halk sağlığı sorunu
Ancak aşısı bulunan kızamık aynı zamanda önlenebilen de bir hastalık. 12-15 aylıkken bebeklere yapılan ve daha sonra 4 ve 6 yaşlarında tekrarlanan aşılarla hastalıktan korunmak mümkün. Aşılamayla hastalık, yüzde 95 oranında önlenebiliyor. Yani her 100 kişiden 95’i aşılama sayesinde hastalıktan korunabiliyor. Bu zamana kadar yürütülen bağışıklama çalışmasıyla 2007-2010 yılları arasında kızamık sayısı 10’a kadar düşürülmüştü. Bu düzenli ve yaygın olarak yapılan aşılama ve takip programıyla elde edilen bir başarıydı. Yani koruyucu sağlık hizmetlerinin doğru ve yaygın bir biçimde uygulanmasının da bir sonucuydu.
Koruyucu sağlık hizmetlerindeki gerileme ve beslenme bozuklukları
Aşılamayla kolayca önlenen ve bu zaman kadar çok nadir vakaların görüldüğü kızamık vakalarındaki artış neden kaynaklanıyor peki?
Yapılan araştırmalar bu yıl görülen kızamık vakalarının büyük çoğunluğunun 10 yaş altı çocuklarda görüldüğü ve bunların ise büyük kısmının aşılanmamış olduğunu ortaya koydu. Oysa bu çocuklar, aşılama takvimine göre şimdiye kadar çoktan aşılanmış olmalıydılar. Bu durum aşılanmayan büyük bir nüfusun varlığına ve herhangi bir takip, denetim sisteminin olmadığına işaret etmekte.
Bunun yanı sıra vitamin eksikliğine neden olan beslenme eksikliğinin çocuklar arasında ne kadar yaygın olduğuna bir işareti olarak okunmalı, bu durum bir de bu yönüyle gözden geçirilmelidir.
Türkiye kızamık vakalarında artık 3’üncü sırada
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, Türkiye son bir yılda Rusya ve Tacikistan’ın ardından en çok kızamık vakasının görüldüğü 3’üncü ülke oldu. Durum bu kadar ciddiyken Sağlık Bakanlığı kızamık vakalarının duyulmasını engelleyerek ve şeffaf davranmayarak olayın üstünü örtmeye çalıştı.
Sağlık Bakanı Koca bugün yaptığı açıklamada İstanbul’da ciddi bir kızamık vakası artışı olduğunu itiraf etmek zorunda kaldı. Ancak hala “herhangi bir salgın yoktur” diyen Koca, gerçek vaka sayıların ne olduğu ve bu salgının önlenmesi için neler yapıldığına dair ise bilgi vermedi. Yine üstün körü geçiştirilen, üstü örtülen ve hızla görünmez olması sağlanan bir açıklamayla üstüne düşeni yaptı.
‘Sağlıkta dönüşümün’ faturası!
Hıfzıssıhha gibi aşı çalışmaları için önemli bir yerde duran ve 17 hastalık için aşı üreten tek enstitüyü 2011 yılında kapatan devlet, bu alanı da sermayenin hizmetine açmış, böylece koruyucu sağlık hizmetlerinden biraz daha uzaklaşmıştı. Bunun etkilerini geçtiğimiz korona salgınında yakından tecrübe etmiştik. Sağlık alanında yaşanan dönüşümler, koruyucu sağlık hizmetlerinden vazgeçilmesi, aşılanmanın bireysel bir tercih olarak lanse edilmesi gibi bir dizi sorun bir zamanlar tek tük görülen hastalıkların yeniden hayatı tehdit eder boyutlarda karşımıza çıkmasına neden olmakta.
Bunun yanı sıra göç olgusu da bu durumu tetikliyor. Göç eden nüfusun ne kadarının aşılanmış olduğu bilinmiyor, buna yönelik bir aşılama programı ve takip sistemi sağlık bakanlığı tarafından yürütülmüyor. Her şey akışına bırakılmış bir durumda.
Aşılanma bireysel bir tercih değil, toplumsal bir uygulama olmalıdır
Öncelikle tüm toplumu ilgilendiren ve bulaşıcı olan bu tür hastalıklarda, aşı karşıtlığına neden olacak yalan, manipülatif açıklamaların önü alınmalı; halk, doğru, şeffaf bir biçimde bilgilendirilmedir. Bu tür hastalıklar durumunda aşılanma bireyin tercihine bırakılmamalı, halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilip gerekli önlemler alınmalı ve etkin aşılama programları, takip sistemleri tekrar oluşturulmalıdır.
Ama tüm bunlardan önce devletin bir kızamık salgının söz konusu olduğunu açıkça itiraf etmesi ve verileri kamuoyuyla şeffaf bir biçimde paylaşması gerekmektedir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!