Karaburun’un inatçı keçisi



Zorunlu nedenlerle 3 senedir Karaburun’da yapılamayan kongre, yeniden Karaburun’a döndüğünde, özellikle artan pahalılıktan dolayı katılımın düşeceğine dair gerilim daha ilk gün ortadan kalktı.


D. Emrah Zıraman

Kavel Alpaslan, bu yıl 17.’si yapılan Karaburun Bilim Kongresi ilişkin olarak benim de edindiğim izlenimleri hızlıca kaleme almış. Yazısının spotu da 17. Kongre’nin tam bir özeti olmuş:

Bir seçim semptomu olarak ‘umutsuzluk’ havasının Karaburun Kongresi’nde olmadığını vurgulamak gerekiyor. İnsanların asıl öfkesinin siyasetsizliğe dair olduğu da açık bir şekilde ortaya çıktı. Türkiye’de siyasetin ve bilimin yüzünü işçi sınıfına dönmesi gerektiği çoğu oturumda kendisini bir görev olarak gösterdi. Bununla birlikte siyasetin seçim eksenine yerleşmiş oluşu, en çok eleştirilen gündemlerden biriydi. (Gazete Duvar, Karaburun Bilim Kongresi: İnsana ait olan hiçbir şeye yabancı değil, 12.09.2023)

İşin ilginci, Kavel Alpaslan ile izlenimlerimizin bu denli örtüşmesi, kongrede bu yıl ortaya çıkan görünümün elle tutulur düzeyde somutlaştığını gösteriyor.

Sınıf vurgusu ve eleştiri yoğunluğu

“Sınıf mı, kimlik mi” tartışması, sadece siyasetin değil akademinin de merkezinde olan bir tartışmadır. Karaburun Bilim Kongresi’nde her iki konuda önceki yıllarda da tartışılmıştır. 17. Kongre’de ise hem sunumlarda hem de katılımcıların görüşlerinde sınıf vurgusu belirgindi.

Özellikle yaz aylarında irili ufaklı işçi direnişlerinin patlak vermesi, Akbelen-Dikmece’de olan bitenin ekoloji ile sınırlı olmaması, seçim sonuçlarının -neresinden bakılırsa bakılsın- nihayetinde sınıf ilişkilerini belirgin hale getirmesinin bunda büyük payı var.

Kongrede sınıf – kimlik tartışmaları birbirini yok sayma, birisinin diğerine galebe gelmesi biçiminde kaba bir tarzda ele alınmadı elbette. Bu noktada hem sunumlarda hem de  katılımcıların katkılarında güçlü bir eleştirellik hakimdi. Bir sunum sırf sınıfla ilişkili diye katılımcılardan alkış almadı. Tam tersine, sınıfla ilgili ele alınan bilgilerin kendisi, ulaşılan sonuçlar vs. de eleştirel bir biçimde ele alındı.

Kimlik merkezli oturumlarda hem sunum yapanlar hem de katılımcılar “saf bir kimlik” tartışması yapmadılar; ele alınan konu daha çok bir kimliğin mevcut toplumsal bağlamı, egemen iktidar içindeki konumları, pozisyonları, zayıflıkları, olanakları çerçevesinde tartışıldı.

 Çıkış arayışı ve öfke

Canlı tartışmaların olduğu pek çok oturumda kafa karışıklığı kendisini zaman zaman baskın biçimde ortaya koydu. Bu bazen teoriye hakimiyet zayıflığı ya da şiddeti her geçen gün artan ve çözüm bekleyen çelişkilerin yarattığı zorlanma biçiminde kendisini gösterdi. Ancak bu kafa karışıklığı, moral bozucu, geriye doğru arayışları içeren, pes etme noktasında değil tam tersine coşkulu bir arayışın ürünüydü. Seçim sonrası özellikle burjuva muhalefet merkezinde ve oy tabanında ortaya çıkan moral bozukluğu ve buna bağlı gerileme eğilimi güçlenen ruh halinin tam aksi bir ruh kongre semalarında dolaştı.

Çıkış arayışı kendisini özellikle siyasi aktörlerin yer aldığı oturumlarda mevcut siyaset akıl ve biçimine karşı bir öfke olarak gösterdi.

Kongrenin ilk oturumu olan “Karaburun Oturumu”na Karaburun, Dersim, Fındıklı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanları katıldı. İzleyicilerin çoğunluğu orta yaş üzeri ve Karaburunlular’dan oluşuyordu. Sorular kısmında oturum Karaburunlular’ın kendi belediye başkanlarından hesap sormalarına dönüştü.

“Yeniden Devam Edebilecek miyiz, nasıl?” başlıklı kapanış oturumunda TİP ve HDP temsilcileri yer aldı. HDP adına katılan Nuri Özdemir, kendisine gelen soruları cevaplamaya başlamadan önce “seçim sonuçlarına girmemek için sunumuma yapay zekâ ile başladım ama yemediniz” diyerek sorularda kendisini gösteren öfkeyi esprili bir girizgâhla kabul etti.

Kapanış oturumunda katılımcılar muhataplarına sadece sunumları ekseninde değil “her şey” olarak tarif edilen “seçim” ve seçim süreci ekseninde sorularını sordular. Devrim-seçim gibi indirgemeci bir tartışmaya girmeden sorularda kendisini gösteren öfkenin asıl hedefi TİP ve HDP’nin seçmenlerinden, tabanlarından ve halktan kopukluğuna dairdi. Öyle ki TİP ve HDP temsilcilerinin cevaplamakta en zorlandıkları sorular da bu eksendeki sorular oldu. 

  17’den 18’e…

Karaburun Bilim Kongresi’nin ayırt edici özelliklerinin başında kongrenin sadece oturumlarla sınırlı olmaması gelir. Bir oturumdan sonra tartışmalar salona yakın kafelerde, çay bahçelerinde lokantalarda devam eder, tartışma orada da bitmezse “gece” devam etmek için sözleşilir.

Kongreye katılım düzeyi, kongrenin ruhunu görmek bakımından belirleyicidir. Zorunlu nedenlerle 3 senedir Karaburun’da yapılamayan kongre, yeniden Karaburun’a döndüğünde, özellikle artan pahalılıktan dolayı katılımın düşeceğine dair gerilim daha ilk gün ortadan kalktı. Önceki yıllara göre yüksek bir katılım olmasa da pek çok katılımcı ekonomik şartlarını zorlayarak kongreye geldi. Ekonomik zorluklara rağmen katılımda ısrarın, kongrenin varlığını perçinlediği söylenebilir.

Oturumlarda Maraş depremi ile ilgili sunumlar, tartışmalar sıklıkla yapıldı. Ancak şaşırtıcı olan, özellikle Hatay’dan pek çok katılımcının kongreye gelmiş olmasıydı. Hatay’da hâlâ devam eden ağır şartları, yaşananları anlatmak, paylaşmak, dertleşmek, gülmek için bin kilometrelik yolu kat edip Karaburun’a gelmişler.

A salonu olarak kullanılan pazar yerinde oturumlar sırasında ısrarla meleyen -adı Boncuk’muş- keçi kongrenin yıllara yayılmış inatçılığının simgesi olarak kendisini gösterdi. Bu “inatçılık” nedeniyle oturumlarda bitmeyip kafelere, orada da bitemeyip Karaburun gecelerine “akan” tartışmalar, konuşmalar, plânlar, sohbetler 18. defa buluşmak üzere 2024’e taşındı.

(*) Fotoğraflar Karaburun Bilim Kongresi’nin Twitter (@KongreKaraburun)  hesabından alınmıştır.