Eylül Gökçin
Tarih Haziran 2015 bir fotoğraf karesi çarpıyor gözüme. Öyle bir kare ki üzerine sayısız siyasi, sosyolojik, hukuki ve tabii ki insanlığa dair tezler üretilebilir. Emperyalist kapitalist barbarlığın elleriyle büyüttüğü IŞİD’li dört çeteci omuzlarında menşei belli otomatik silahları, Türkiye sınırının dibindeki dikenli tellerin ardından ağızlarından salyalar akıtarak karanlık bir sırıtışla bakıyorlar objektife. Arkalarında ise bu barbar sürüsünün evlerinden, yurtlarından ettiği; tüm yaşamlarını bir çuvala doldurup sırtlanmış Mezopotamya’nın kadim halkları Kürtler, Ezidiler ve Süryaniler. Dünyanın gözü önünde ölüme terkedildiler. Kimi yakıldı kimi kurşunlandı. Kadınlar selefi barbarlığının dayanılmaz işkencelerine maruz kaldı. Sayısız defa tacize-tecavüze uğradı. Köle olarak kafesler içinde gezdirilerek pazarlarda satıldı.
Bu barbarlık aynı tarihlerde, dikenli tellerin diğer tarafında devlet eliyle sürdürülüyordu. Ezilen bir halkın çocukları kendi topraklarında kimyasal silahlarla yakılıyor, sokak ortasında vuruluyor, kaybettikleri yakınlarının cenazelerini buzdolabında saklamaya mahkum ediliyordu. Tüm bunlar yaşanırken sosyalist çevreler ve bazı aydınların dışında ses çıkmaması dikkat çekiciydi.
İşte bu sessizliği bir nebze de olsa yarmak ve ezilen bir halkın sesine ses olmak için “Emperyalizme ve Kapitalizme savaş! Halklara Barış” diyerek çıktılar yola İsmail Abi, Maviş, Tekin, Tayfun, Erol ve Gazi…

Yoldaşlardan en yakın tanıdığım İsmail Abiydi. Bizim, onu tanıyanların, yolu onunla kesişenlerin verdiği isimle “Ankara’nın İsmail Abisi”ydi o. Onunla göz göze geldiğiniz ilk anda sımsıcak kendine has gülümsemesiyle sarardı sizi. Bir proleter olmanın verdiği bilinçle hep mütevazı ve alçakgönüllüydü. Nerede kimin yardıma ihtiyacı varsa dayanışmacı ruhuyla orada olur ve elinden gelenin fazlasını yapmaya çalışırdı. Ezilen bütün kesimlerin yanındaydı. Hiç unutmuyorum, ölümünden sonra onu anmak için düzenlediğimiz bir panelde söz alan DAD yöneticilerinden bir arkadaş onu şöyle anlatıyordu: “Bir gün yahu İsmail sen Alevi değilsin ama DAD üyesisin dediğimde bana şu yanıtı vermişti. ‘Alevileri savunmak için Alevi olmak mı gerekiyor?’”
Yine bir gün, düzenleyeceğimiz bir kadın etkinliği için bir duvar gazetesi hazırlıyorduk. İsmail Abi işten çıkmış yorgun bir halde uğramıştı yanımıza. Birdenbire bütün yorgunluğunu unuttu. Gülümseyerek bir çay doldurdu kendine ardından aldı kalemleri, bir kadın arkadaşın, “Kadınlar için hazırlıyoruz bu gazeteyi” itirazlarına “tamam siz yazın, çizin ben de boyarım” diye yanıt vererek bizimle boyamaya başladı. Kısacası ezilenle, sömürülenle, ötekileştirilenle dayanışmak ya da birlikte ses yükseltmek için Alevi, Kürt, kadın, engelli olması gerekmediğinin bilinciyle hareket ediyordu her zaman.
Kızılay’da devrimci kurumların kurdukları standa saldırı olur, yumruk yumruğa dövüşürdü. TEKEL direniş çadırlarına polis saldırısı olur hemen koşardı. Gezi’de de ön saftaydı, 10 Ekim’de de. Dün onu anmak için mezarı başındaydık. Yol boyunca kaç GBT’den geçtik. IŞİD barbarları onları koruyup kollayanların yol göstermesiyle ellerini kollarını sallayarak Ankara’nın göbeğinde katletti yoldaşlarımızı.
Yoldaşlarımız çitlerin olmadığı, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için çıktılar yola. Bu ideal ile sonsuzluğa uğurladık onları, bize bıraktıkları bayrağı daima en yüksekte tutacağız.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!