Birleşik Mücadele Güçleri, direnişlerini Urfa’dan şirketin İstanbul Zeytinburnu’ndaki Genel Merkezi önüne taşıyan Özak Tekstil işçilerini ziyaret etti.
Zeytinburnu Marmaray durağından başlayarak “Özak işçileri yalnız değildir, işçilerin birliği sermayeyi yenecek!” pankartıyla yürüyen BMG’liler, “Özak işçisi yalnız değildir!”, “Özak işçisi kazanacak!”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!” sloganlarını haykırdı. Yürüyüş sırasında yapılan konuşmada, “Özak işçileri faşizmin, gericiliğin her türlü saldırısını alınları açık, boyunları dik ve yumrukları havada bir şekilde karşıladılar. Yılmadılar. Özak işçisi kazanacak sermaye yenilecek” ifadelerini kullandı.
Kurdukları çadırı küçük bir kovada yaktıkları kömür ve piknik tüpe taktıkları aparatla ısıtıyorlar. Küçücük çadır bir anda gözünüzde kocaman bir mekana dönüşüyor. İşçiler canlı ve dinamik, uzun süreli direnişlerin yorgunluğunu hissettirecek hiçbir emare yok. Belki de defalarca anlattıkları hikayelerini hiçbir bıkkınlık göstermeden yeniden anlatıyorlar. Sanki taze yaşamışlar gibi…
Urfa’da yaşadıkları onca şeyden süzülmüş bir bilinci hissettiriyorlar kurdukları her cümlede. Kolay mı, Urfa gibi sendikal örgütlenme kültürünün bile hayli cılız olduğu, üretim ilişkileri kapitalist bir dönüşüme uğrasa da feodal kültürel şekillenmenin oldukça güçlü kodlarla devam ettiği bir kentte bu denli zorlu bir mücadelenin sadece pasif bir parçası değil giderek aktif bir öznesi haline gelmek.
Hele ki kadın işçiler açısından… Çadırda ziyaretçilerini de onlar bilgilendiriyor ve her davranışlarıyla direniş okulunun tedrisatından geçtiklerini hissettiriyorlar.
Onlar konuşurken gözünüzün önünden Urfa’da yaşadıkları patron-devlet ablukası, saldırıları geçiyor. Urfa’da kendi deyimleriyle defalarca “çevre illerden toplanan jandarma özel harekât ekiplerinin” saldırısına uğradılar, sadece insanca çalışma koşulları talep edip yasalarda varolan istedikleri sendikayı seçme haklarını kullandıkları için! Bunun için yerlerde sürüklendiler, gazla-copla-gözaltılarla-aileler üzerinden kurulmaya çalışılan baskılarla sindirilmeye çalışıldılar. O direniş çadırında tüm bu badirelerden çıkıp gelmenin onurunu taşıyarak oturuyorlar doğal olarak. Artık meselenin sadece iş-ekmek değil, onur ve sınıf öfkesi meselesine dönüştüğünü çok yalın cümleler-mimiklerle hissettiriyorlar.
“Urfa özel bir yer. Karşımızda tüm patronlar ortak durdu. Özak patronuna sakın geri adım atma dediler. Devlet, yasakları, jandarma müdahaleleri, gözaltı ve mahkeme kararlarıyla onların yanındaydı. Çünkü Urfa’da kurmak istedikleri sömürü çarkı bozulmasın istiyorlar” diye özetliyorlar tüm yaşadıklarını. Sınıf bilincinin rafine ifadesi olan bu cümleler aynı zamanda bir sınıfın temsilcileri olarak “Urfa’da girilmedik yer bırakmayacağız” cümleleriyle tamamlanıyor. Tüm anlattıkları içinde yüzlerine bir “iğrenme” ifadesi gelerek anlattıkları bölüm patron sendikası Öz İplik-İş’e dair olanı. Öz İplik-İş yöneticilerinin Ankara’dan kalkıp patron adına işçiyle nasıl pazarlık yaptıklarını anlattıkları sırada yüzlerine istemsizce o ifade oturuyor.
İşçilerden Funda Bakış, “Karşımıza normal asker de değil, çevre illerden topladıkları özel harekâtı çıkardılar, hem de bölük bölük. İlk anda ‘biz neyiz ki bu kadar özel asker yığıyorlar, bu denli acımasızca saldırıyorlar’ diye düşündük. Askerlerin tabur tabur yığıldığı her defasında kendimize baktık, bu soruyu yanıtlamak için. Sonra anladık…” diye özetliyor yaşadıkları direniş hikâyesinin bilincini.
Direnişin bel kemiğinin kadınlar olduğunu, kadınların direnişte dönüşürken dönüştürdüklerini anlatıyor kendi cümleleriyle. “Kadınlar direnişin güçlenmesinde nasıl bir rol oynadı?” denilmesine kalmadan feodal kültürün etkisi altındaki erkek işçilerin kadınların direngenliğinden güç aldıklarını, ilk önce “onlar direniyorsa biz de direnebiliriz” diye bakmaya başladıklarını, zamanla bunun kadın işçilerle kurdukları ilişkilerin belirgin bir dönüşüme uğramasıyla daha ileri bir nitelik kazandığını anlatıyor. Bu dönüşümün sadece direnişle sınırlı kalmayacağını, toplumsal ilişkilerin bütününe yansıyacağını, Özak direnişinin Urfa’yı dönüştürecek bir kıvılcım olduğunu ifade ediyor.
Ailelerin kadın işçiler üzerinde ilk başlarda ciddi bir baskıları olduğunu, patron ve temsilcilerinin de bundan yararlandıklarını anlatan işçiler, zamanla bunun da değişime uğradığını, aile baskısının hafiflediğini, hatta desteğe dönüştüğünü dile getiriyor.
Urfa’daki sömürü çarkının derinliğinin Özak direnişini diğer fabrikalar için de umut haline getirdiğini belirtiyor işçiler. “Bizi arayan çok, hepsinin gözü burada. Onlara siz de fiili destek verirseniz bu iş daha kolay çözülür diyoruz” diye belirtiyor bir işçi. Bununla birlikte o fabrikaların hepsini BİRTEK-SEN’de örgütleme istek ve hedefleri olduğunu ifade eden cümleler kuruyor.
Ziyaret patronun ilk defa BİRTEK-SEN’i doğrudan muhatap alıp görüşmeye çağırdığı günün ertesinde olduğu için işçilerin direnişin gücüne olan inançlarının daha da pekiştiğini duyumsuyor insan. Görüşmede şartlı da olsa “işçileri işe alacağım” denilmesi bile onlar için (ve tabii ki sınıfın bütünü için) oldukça anlamlı. Urfa’nın özel yerini defalarca vurgulayan, patronların kolektif tutumuna, bu kolektif tutumla devletin adeta onların katibi gibi davranıp zoru öne çıkararak direnişi ezme çabasına dair farklı kelimelerle ifade edilen yalın gerçeğin bilincine dayanıyor bu pekişmiş umut. Karşılarındaki güçlü sınıf duruşunu tüm talepleri kabul edilmese de “asla istenmeyen sendika” olarak ilan edilen BİRTEK-SEN’in muhatap alınması noktasına getirilmiş olmanın keyfini yaşıyorlar.
Patron görüşmede “işçileri siparişler arttıkça peyderpey alırım” demiş. İşçilerin direnişte oldukları günün parasını ödemeyi kabul etmemesi ya da sendikayla sözlü olarak “hangi sendika örgütlenirse örgütlensin karışmam” dese de yazılı bir protokol imzalamayı kabul etmemesi çok da umurlarında değil. Keza kendi güçlerine güveniyorlar, “yeter ki o fabrikaya yeniden girelim” diye özetliyorlar bunu.
Kaldı ki, “Bizim için artık somut kazanım da önemli değil, keza biz zaten kazandık. Urfa gibi bir yerde tüm saldırılara karşı günlerce direnerek, kadın işçilerin varlığını kabul ettirerek, günler boyunca birliğimizi koruyarak ve son olarak da patronu sendikayla masaya oturmak zorunda bırakarak kazandık. Kentte yarattığımız kültürel dönüşümle kazandık” diye ifade ediyorlar. Hem işçilerin hem de ailelerin bu süreçte yaşadıkları siyasi dönüşümü de önemli bir kazanım olarak ekliyorlar bu haneye.
Özak işçilerinin tüm olanaksızlıklara inat demledikleri çaya, küçücük çadırı olduran umutlu bekleyişlerinin tadı ekleniyor. O çadırdan ziyaret edenlere de bu umut bulaşıyor.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!