Gazetemiz yazarlarından H. Selim Açan’ın 14 Nisan’da Medya Haber’de yayınlanan Politik Kadraj programında 2024 yılı 1 Mayıs’ının kazandığı anlam üzerine yaptığı değerlendirmenin yazı diline çevrilmiş halidir:
1 Mayıs nedir? 1 Mayıs’ın işçi sınıfı açısından anlamı nedir? Bunun üzerine soğukkanlı bir biçimde, bir kez de samimiyetle durup düşünmemiz gerekir.
1 Mayıs’ın nasıl doğduğunu falan anlatacak değilim. Ama şu vardır: 1 Mayıs, işçi sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma günüdür. Mücadeleden doğmuş bir gündür. Sınıfın değişik bölüklerinin, farklı uluslara mensup proleterlerin, farklı coğrafyalarda burjuvaziye karşı aynı talep ve hedefler doğrultusunda omuz omuza vererek dövüştükleri bir gündür. 1 Mayıs’ ın doğuşunda bu ruh vardır. Bu özelliğiyle o (her şeyden önce) militan bir mücadele günüdür. Burjuvaziye karşı gücünü ve iradesini konuşturma günüdür.
Burjuvazinin ve onun sınıf içerisindeki uzantılarının yıllar içerisinde 1 Mayıs’a giydirmeye çalıştıkları bir gömlek, biçtikleri bir misyon vardır. Onların gözünde 1 Mayıs “bahar bayramı”dır. (Bu yaklaşım) Türkiye’de uzun yıllar yasalarda da bu biçimde yer almıştır. Şimdi bir tarafta 1 Mayıs’ı bahar bayramı kafasıyla ele alan bir yaklaşım var; karşısında ise proletaryanın sınıf düşmanları karşısında “Ben varım! Benim şu sıkıntılarım, sorunlarım, taleplerim var. Ben şunlara karşı isyan halindeyim!..” iradesini, öfkesini, beklentilerini dile getirdiği bir 1 Mayıs anlayışı var. Aslında Taksim tartışması, bu iki 1 Mayıs anlayışı arasındaki bir tartışmadır.
Taksim tartışması, iki farklı 1 Mayıs anlayışı arasında bir tartışmadır
Taksim ısrarı, ikinciden yana 1 Mayıs anlayışının ifadesidir. Eğer 1 Mayıs’a, sınıfın iradesini boyun eğmezliğini, yakıcı sorunlarını, talep ve beklentilerini toplumun görüş alanına soktuğu, bu konudaki mücadele kararlılığını dile getirdiği bir gün olarak bakıyorsak, o zaman burjuvazi ve hükümetinin çocuk parklarında çocukların orasını- burasını çizip yaralamaması için açılan kum havuzu biçiminde bize çizdiği sınırlar içinde bir 1 Mayıs’ı kabullenmememiz gerekir. Devrimciliğin, sınıfın değerlerine ve tarihine sadakatin yüklediği bir görev ve sorumluluktur bu.
(Gözün bunu yemiyorsa, bahar bayramı yaklaşımındaysan,) kumda oynama arayışındaysan o zaman çık kırlara git, piknik düzenle! Bunun önünde hiçbir engel yok! Ama 1 Mayıs’ı buna alet etme! Burnunun kanamamasını esas alarak sadece ruhunu kurtarmak için 1 Mayıs’ı kutlamak hiçbir anlam ifade etmiyor. (Dolayısıyla) 1 Mayıs kutlamasını bu teslimiyetçiliğe alet etme!
Burjuvazi neoliberal dönemde işçi sınıfını ve emekçileri kentlerin dışına sürmek için bir dizi politika geliştirdi. “Kentsel dönüşüm” politikası, kent rantlarının yağması hem bir sermaye birikim yöntemiydi, onun kaldıracıydı hem de toplumun ayaktakımını yani işçi ve emekçi yığınları tırnak içinde nezih burjuvazinin hayatının ve görüş alanının mümkün olduğu kadar dışına itmek gibi bir sosyolojik ve siyasi amacı vardı. 1 Mayıs konusunda Yenikapı ya da Maltepe dolgu alanları işte bu politikanın (cisimleştiği alanlardır). Burjuvazinin sınıfı ve emekçileri kentlerin olabildiğince uzağına sürme, kendi görüş alanının dışına sürme politikasının somutlandığı alanlardır. Oralara gitmek onun bu politikasını kabullenmek, bu politikaya teslim olmaktır. Bu teslimiyeti savunanların oralarda bir şey yapmak istiyorlarsa 1 Mayıs’ı buna alet etmemeleri gerekir.
8 Mart- Newroz- Seçim sonuçları- Wan serhıldanı… zincirinin arkasını getirmek
Şimdi güncele bakalım. Senin sorunda dile getirdiğin bir tablo var: En başta bir 8 Mart var. Ardından küçük yerleşim birimlerinde de büyük metropollerde de beklenmedik ölçüde katılımın yaşandığı son yılların en görkemli Newrozu var. Sonrasında -yorumlanması konusunda çok derin tartışmalara ihtiyacımız olan ama- sonuçta Türkiye’de bir şeylerin değişmekte olduğunu herkesin gözüne sokan seçim sonuçlarının ortaya çıkardığı bir Türkiye haritası var. Ve malûm Wan serhıldanı var.
Bunlar aslında toplumda temelde mayalanan, son yıllarda giderek çok daha can yakıcı hale gelen sınıfsal çelişkilerin kendilerini bir biçimde yüzeye vurdukları, gözümüze batan simgesel noktalar. Peki bunların ortak noktasını ne oluşturuyor?
8 Mart zaten yıllardan beri kadın hareketinin “Ben bu devletin, ataerkil devletin, maço devletin yasağını- kuralını tanımıyorum! Geceler de benim! Bizler sadece bize dayatılan yükümlülük ve kuralların içinde yaşamak istemiyoruz” fikrini dile getirdiği bir başkaldırı. Yani bir isyanın, kadınlara dayatılan sınırları parçalama iradesinin dile gelişidir.
Newroz aynı şekilde yıllardan beri yıldırılmaya çalışılan, akla gelen her türlü saldırının uygulandığı bir halkın “Baş eğmedim! Beni ulusal kimliğinden, bilincimden arındıramaz-soyunduramazsın!” inadının, iradesinin, ısrarının dile gelişidir. “Ne yapılırsa yapılsın ben bu alanları doldururum” diyen, özellikle Wan ve Diyarbakır’da yağan yağmura ve fırtınaya rağmen milyonların o alanları terk etmeyişi üzerinde durup düşünülmesi gereken bir mesajdır.
Ve Wan… Wan serhıldanı, gençlik başta olmak üzere Kürt halk kitlelerinin öncüsünü bile aşan bir harekettir. Bugüne dek üç dalga halinde gelen kayyum saldırısına karşı ilk defa bu netlik ve militanlıkta kitlesel bir halk direnişi sergilenmiştir. Nedir bunun altında yatan mesaj: Ne yaparsan yap baş eğmeyeceğim, pes etmeyeceğim! Yeter artık, edi bese!..
Biz bu dalgayı 1 Mayıs’ta bir basamak daha yukarı sıçratmak istiyorsak, seçmemiz gereken yol ortada: Burjuvazinin bize çizdiği sınırlar içerisinde kalamayız!.. Arafta da kalmamalıyız!
2024 1 Mayıs’ı şimdiden Taksim 1 Mayıs’ı haline gelmiştir
(Muhtemelen) Ekrem İmamoğlu ve CHP İstanbul örgütüyle kolkola, yine polisin belirlediği sınırlar içerisinde de Taksim’e çıkanlar olacaktır. Olabilir ama şu da olacaktır: Bu yıl toplumda farklı bir psikoloji var. Toplumdaki o öfke kabarışı Taksim iradesi şeklinde de görülecektir. Taksim’i zorlamak iradesiyle bu sene beş kişi caddeye inip 3-5 dakika yürüyebilsin, o beş kişinin beş dakika içinde beş yüz kişiye ulaşma ihtimali, potansiyeli çok güçlüdür.
O yüzden zaten dikkat edin şu ana kadar Taksim dışında bir yer telaffuz edebilen çıkmamıştır. Gerçi çıkabilir, bizim aklımıza bile gelmeyecek başka birtakım tezgâhlarla da karşılaşabiliriz. Ama 2024 1 Mayısı şimdiden bir Mayısı Taksim iradesinin ortalığı şimdiden ezici bir biçimde domine ettiği, herkesin kendisini mevzilendirdiği ve mevzilendirme mecburiyetini hissettirdiği bir 1 Mayıs özelliğini kazanmıştır.
Son bir cümle söylüyorum: Taksim bizim için tarihsel hafızamızın soluk alıp verdiği bir yerdir. Biz orada sadede ’77 1 Mayısı’nda değil Gezi’de de kanımızı döktük. 12 Eylül faşizminin arkasından Taksim’i yeniden geri alabilmek, yeniden kazanabilmek için kavgada ‘89’dan beri yine kanımızı döktük. Sakat kalanlarımız oldu, tonlarca gaz ve cop yedik. Bu anlamda da Taksim tarihsel belleğimizdir, Taksim ısrarı tarihimize saygımızın, tarihsel geleneklerimizi yaşatmakta ısrarın adıdır. Bu sene 1 Mayıs Taksim 1 Mayısı olacaktır. Ama öyle ama böyle!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!