Kobanê Kumpas Davası kararları, 1 Mayıs ve Kürt halkına yönelik rutinleşmiş ev baskını ve tutuklamalara dünyada-bölgede ardı ardına yaşanan gelişmeler eşlik ediyor. Dünya, emperyalistler arasında kızışan bir büyük savaşa doğru istim alırken, tüm emperyalist devletler ve bağlaşıkları gerici-faşist diktatörlükler de kendilerini her açıdan buna ve sistemin yapısal krizinin faturasını ödemeyi reddeden/reddedecek olan işçi ve emekçilerin isyan soluğuna hazırlıyor.
Türkiye’deki mevcut iktidar bloku ve aslında sermayenin tüm kesimleri de bu hazırlıkları gözümüzün içine baka baka yapıyor. Bunun son halkası da AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1990 yılında çıkarılan Seferberlik ve Savaş Hali Tüzüğü’nü 34 yıl sonra yürürlükten kaldırıp yeni “Seferberlik ve Savaş Hali Yönetmeliği” çıkarması oldu. Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayınlanarak hızla yürürlüğe girdi.
Tüzüğün değiştirilmesi, eskimiş olanı yamamak, onarmak, biçimsel rötuşlar yapmak gibi bir anlam taşısa gündem olmazdı. Fakat yapılan değişiklikler gerek devlet işlerliği gerekse savaş-iç savaş olasılıklarının birleşik olarak ele alınması ve içerdeki toplumsal patlamalar karşısında da seferberlik ruhuyla yani bir iç savaş anlayışıyla durulması anlamında radikal bir sıçramayı ifade ediyor. Aynı zamanda çağın, rejimin ruhunu özetleyip gelecek projeksiyonunu alenen sergiliyor.
Değişiklikle seferberlik ilânı yetkisi Cumhurbaşkanına, yani tek adama ve tek adam rejiminin çekirdeğine verildi.
Yanı sıra savaşı gerektirecek bir durumun baş göstermesinin yanında “Ayaklanma olması veya vatan ve Cumhuriyet’e karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışmanın veya ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren davranışların ortaya çıkması” halinde Cumhurbaşkanı Seferberlik ilân edebilecek ve Meclis’ten onay alınacak.
Bu maddeyle gelecekte Gezi ya da Kobanê serhildanı gibi toplumsal patlamalar yaşandığı anda Erdoğan isterse tüm ülkede veya belli bir bölgeye ilişkin seferberlik kararı alabilir, OHAL ilân edebilir.
Seferberlik haline ilişkin tüm hazırlıkların ve çalışmaların yapılması görevi de Cumhurbaşkanlığına verildi. Seferberlik halinde Anayasa’nın 15. Maddesinde “Savaş, SEFERBERLİK veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir” denildiği hatırlanacak olursa bu yetkinin hak ve özgürlüklerin daha fazla tırpanlanması için nasıl kullanılacağı da açık hale gelir. En önemlisi de bu toplumsal tepkilere karşı seferberlik ruhunun çağrılması yani gerici bir iç savaşın göze alınıp ilân edilmesidir. İktidarın cihatçısından tarikatına cemaatine, sivil faşist güruhlara kadar elinin altında tuttuğu sivil gücü sahalara sürmeyi resmileştirmesidir.
Kısacası savaş halinin aynı zamanda iç savaş haliyle birleşik ele alınması, içerde-dışarda savaş anlayışının devlet felsefesi haline getirilmesi, en küçük bir toplumsal patlamanın karşısına bile hızla OHAL rejiminin konulması söz konusu. Hedefte sadece Kürt halkı, onun tarihsel kazanımlarına yönelik savaş ilânlarına duyulan tepkinin bastırılması yok. Bu düzenleme bununla birlikte, işçi ve emekçilerin krizin faturasını ödememeye yönelik iradesinin karşısına da savaş ve seferberlik haliyle çıkılacağının ilânıdır. “Seferberlik” denilen şeyin bu tür kalkışmalara karşı sivil faşist güruhların harekete geçirilmesinden kitleleri birbirine kırdırmaya kadar birçok biçimiyle vücut bulabilecek son derece elastiki bir kavram olduğunuysa söylemeye gerek yok.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!