Emeğe Dönük Kapsamlı Saldırılar Karşısında Asgari Sınırları Parçala!



Suya sabuna dokunmayan, asgari sınırlar içine hapsedilmeye çalışılan mücadeleyi işçi ve emekçilerin yaşamına dokunan acil temel talepler etrafında örgütlemeye ihtiyaç var


Serhat Tuna

Sermaye iktidarı, emeğe yönelik saldırılarında vites büyütmeye hazırlanıyor. Zaten derin bir yoksulluk içinde yaşayan işçi, memur ve emekliyi, açlık sınırının da altına itecek kapsamlı bir saldırı dalgası geliyor. 

Bu saldırının ana hedefi, halkın tüketim harcamalarını yüzde 66 oranında kısmak, yani üçte bire düşürmek. Bu hedefe ulaşmak için belirlenen üç öncelikli politika: asgari ücreti dondurmak, kredi kartı kullanımını sınırlamak ve vergi yükünü artırmak.

Bugün Türkiye’de net asgari ücret 17 bin lira. Türk-İş gibi sermaye uşağı sendikaların hesapladığı açlık sınırı ise 17 bin 735 lira. Üstelik Türkiye’de asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 50’nin üzerinde.

Kredi kartı kullanımına sınırlama getirip faiz oranını yaklaşık iki katına çıkarmak, işçi ve emekçilerin yaşamını daha da zorlaştırmaktan başka bir anlam taşımıyor. Çünkü bugün neredeyse her işçi, emekçi ve emekli, bir kredi kartının borcunu diğerinden çektiği parayla kapatarak hayatını sürdürüyor. Patronlara dağıtılan krediler faizsizken, emekçinin kredi kartı borcuna uygulanan yüksek faiz, bankalar için büyük bir vurgun kapısı oluyor. Geçen yıl toplam 604 milyar lira kâr eden bankalar, bu politikalarla daha da büyük kârlar elde edecekler.

Bu dönemin Kemal Derviş’i Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in açıkladığı ‘Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’, emeğin gırtlağını sıkacak yeni sömürü önlemleri getiriyor. “Bütçe açığını azaltmak” gerekçesiyle, önümüzdeki üç yıl boyunca kamuya yeni personel alınmayacak, sadece emekli olanların yerine yeni eleman alınabilecek. Zorunlu ihtiyaçlar hariç yeni araç alınmayacak ve kiralanmayacak, işçi ve memur servisleri kaldırılacak. Tasarruf gerekçesiyle kamuda esnek ve uzaktan çalışma modelleri uygulanacak. Yeni hizmet binası, lojman ve sosyal tesis alımı yasaklanacak. Bakanlıklar ve kamu kuruluşlarının taşra örgütlenmeleri küçültülecek, yatırımlarda yüzde 15, hizmet alımlarında yüzde 10 kısıntı yapılacak ve yüzde 75’i tamamlanmamış projeler durdurulacak. Bu tasarruf programı, belediyeler dahil tüm kamuyu kapsıyor.

Halkın hizmet alımına çökülürken, saraydaki saltanata dokunulmuyor

Bu pakette, emekçinin servisine, zaten yetersiz olan lojman hakkına kısıtlamalar getiriliyor. İşsizliği artıracak önlemler, halkın hizmet alımını sınırlayan barikatlar kuruluyor. Ancak Hazine’den tekellere oluk oluk akan paralar için tek bir önlem bile yok. Savunma ve güvenlik harcamaları için ayrılan devasa bütçeler, tasarruf tedbirlerinden muaf tutuluyor. Türkiye, geçen yıl 16 milyar dolar savunma harcaması yapmışken, 2024 yılı için bu rakam 40,5 milyar dolara çıkarılmış. Dolar bazında artış oranı yüzde 250. “Tasarruf” denilirken, saraydaki saltanatın lüks harcamalarına dokunulmuyor. İşçi ve emekçinin servis hakkı kaldırılırken, sarayın uçak ve lüks araç filosu sürekli büyüyor. Geçilmeyen yollara, köprülere ve yolcusu olmayan havaalanlarına verilen milyarlarca lira tutarındaki garantiler aynen devam ediyor.

Örneğin, Kütahya’ya yapılan Zafer Havaalanı için devlet yılda 100 bin yolcu garantisi verdiği halde, yılda sadece 9 bin yolcu inip biniyor. Aradaki farkı Hazine ödüyor. Geçen yıl bu havaalanı için ödenen para 220 milyon lira. Aynı soygun düzeni, Osman Gazi Köprüsü ve hasta garantili şehir hastanelerinde de geçerli. “5’li çete” olarak tanınan tekeller, İstanbul Havalimanı’nın kirasını yıllardır ödemiyor ve bu kiraların büyük kısmı 2043 yılına ertelenmiş durumda. Sadece bu kiralar alınsa, tasarruf paketiyle hedeflenen paranın yarısı sağlanmış olacak.

Ekonomistlere göre açıklanan önlemler tam olarak uygulansa dahi en fazla 100 milyar lira tasarruf sağlanabilir. Buna karşın, kamu ihale yasasında yapılacak reformlar ve asgari bir vergi düzenlemesiyle 1 trilyon lira tasarruf ve 300 milyar lira ek gelir sağlanabilir. Ancak bu gerçekler gözardı ediliyor.

IMFsiz IMF programı

Bugün Türkiye’de IMF’siz bir IMF programı uygulanıyor. Tayyip Erdoğan’ın Hazine Bakanı Mehmet Şimşek’in IMF yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde, bu politikaların IMF tarafından da tavsiye edileceği açıkça belirtilmiş. Enflasyonla mücadele adı altında sürdürülen bu sömürü ve soygun politikaları, aslında enflasyonu patlatan sebepler arasında. Yandaş soyguncu çetelere ve büyük tekellere ucuz kaynak sağlamak için izlenen politikalar, Türkiye’yi dünya enflasyon sıralamasında dördüncü sıraya yerleştirmiş durumda. Bugün Türkiye’de enflasyon, Zimbabve, Etiyopya ve Pakistan gibi ülkelerin bile önünde.

Bu korkunç durumun, işçi ve emekçi halklarımızın sırtına yüklenen kriz ve savaş politikalarının bir sonucu olduğu aşikâr. “Bir merminin fiyatı kaça biliyor musun” sözü, bu kara deliğin açık bir itirafı. Önümüzdeki günler, bugünkü durumu bile aratacak gibi görünüyor.

Temmuz ayında asgari ücrete ikinci bir zam yapılması, toplumsal bir beklenti olarak gündemdeki yerini koruyor. Ancak AKP Hükümeti, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın açıklamalarıyla, Temmuz ayında ikinci bir zammın yapılmayacağını duyurdu. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay da, hükümetin bu kararına örtülü bir biçimde destek verdi.

Asgari ücret, Ocak 2024 itibariyle 17.002 TL olarak belirlenmişti. Ancak Türk-İş’in her ay sonu açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı bülteninde, 30 Nisan 2024 itibariyle açlık sınırının 17.735 TL olduğu belirtiliyor. Bu koşullarda Türk-İş’in asgari ücrete ikinci bir zam yapılması konusundaki çekimser tavrının üzerine gidilmesi gerekiyor.

Türk-İş heyetine Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda başkanlık eden Türk-İş Genel Başkan Yardımcısı Ramazan Ağar, asgari ücrete ikinci bir zam yapılması gerektiğini belirtirken, hükümetin tasarruf genelgesi adı altında bu zamma yanaşmayacağını ifade etti. Emekli aylıklarının da çok düşük kaldığını belirterek, en düşük emekli aylığının asgari ücret düzeyine çıkarılması ikiyüzlü gevelemelerini yineledi. İşçi sınıfının Türk-İş’te örgütlü bölükleri başta bu ikircikli tutuma tavır almak zorunda.

Gerek asgari ücret gerekse emekli aylıklarının artırılması konusunda başta emek örgütleri olmak üzere toplumsal muhalefetin ağırlığını koyması gerekiyor. Fakat bu ağırlık Türk-İş, DİSK ve CHP gibi yüzünü giderek daha fazla sermayeye dönen, onlarla iç içeliğini büyüten işbirlikçi güçlere bel bağlamakla olmaz. Bunların üzerinde de basınç oluşturan birleşik devrimci bir emek mücadelesinin, sınıfsal bir eksende büyütülmesi acil bir ihtiyaçtır.

AKP-MHP-Ergenekon iktidarı, yerel seçimlerde yenilgiye uğramasına rağmen, 1989 Bahar Eylemleri gibi bir dalga gelişmediği sürece varlıklarını sürdürmeye, “Dediğim dedik, çaldığım düdük” tavrına devam edecekler. 1 Mayıs’taki tutumlarında olduğu gibi CHP misali düzen partileri de buna kan taşıyacak, biriken öfkeyi, dip dalgayı kırma rolü oynayacaklar. 

Dolayısıyla suya sabuna dokunmayan, asgari sınırlar içine hapsedilmeye çalışılan mücadeleyi işçi ve emekçilerin yaşamına dokunan acil temel talepler etrafında örgütlemeye ihtiyaç var. 

Sermayenin saldırı programı karşısında nefes almamızı kolaylaştıracak acil talepler arasında şunlar önemli yer tutuyor;

-Asgari ücret acilen en az iki katına çıkarılsın,

-En düşük emekli aylığı en az asgari ücret düzeyine yükseltilsin ve tüm emekli aylıkları bu oranda artırılsın, 

-Tüketici kredi kartlarına uygulanan faiz sıfırlanıp faiz borçları silinsin,

-Zenginden de yoksuldan da aynı oranda alınan dolaylı vergi soygununa son verilsin, tekellerden ve rantiyelerden artan oranlı servet vergisi alınsın,

-Geçilmeyen yollara ve köprülere, kullanılmayan havaalanlarına verilen Hazine garantileri iptal edilsin.