Serhat Tuna
İşçi sınıfı ve bir bütün olarak emek cephesi sermayenin katlanarak artan saldırganlığı altında inim inim inleyerek adeta nefes alamaz hale gelmiş durumda. Bu ağır koşullarda Türk-İş, Hak-İş ve DİSK ağaları bir araya gelerek ortak bir bildiri yayınladı. Sendika ağalarının görüntüyü kurtarmak adına yaptıkları ortak açıklama, sermayenin bütünsel saldırganlığına karşı bir barikat oluşturmak yerine, işçi ve emekçileri oyalamaktan öteye geçemeyen bir mızmızlanma hali olarak öne çıkıyor.
Türk-İş Ağası
Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ekonomik krizin eşi benzeri görülmemiş boyutlara ulaştığını ifade ederek “Asgari ücretle bir ay değil, bir hafta bile geçinme şansınız yok, dayanma gücümüz kalmadı” dedi. TÜİK’in enflasyon rakamlarının halk nezdinde karşılık bulmadığını vurgulayan Atalay, bu rakamların gerçekçi bulunmadığını dile getirdi.
Hak-İş Ağası
Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan, iş güvencesi ve sendikal örgütlenmenin önündeki engellere dikkat çekti. “Büyümeye rağmen emekçilerin milli gelirden aldığı pay azalıyor” diyerek sendikal örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasının önemini vurguladı.
DİSK Ağası
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ise tüm emek güçlerini ortak mücadeleye çağırarak, “Enflasyonun tüm yükü emekçilerin omuzlarına yüklendi. Hepimizin yarattığı değer, bu ülkede yaşayan 85 milyonun rahatça yaşamasına yeter. Yeter ki kaynaklar adil dağıtılsın, gelir ve vergi dağılımı adil olsun” dedi.
Talepler ve Gerçekler
Sendika ağalarının yayınladıkları bildirge vergide adalet, asgari ücrete zam ve en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine çıkarılması gibi talepleri içeriyor. Ancak bu taleplerin ardındaki gerçekler, işçi sınıfı ve emekçileri üretimden gelen güçlerini kullanmaya, sokakta eyleme çağıran bir perspektiften uzak durmanın simgesi durumundadır.
Acil ve etkili bir mücadele hattı oluşturmak şurada dursun, buna yönelik bir hazırlığın esamesi dahi görülmemektedir. Üç işçi sendikası konfederasyonunun bir araya gelerek sadece bir bildiri yayımlaması bu gerçekliği değiştirmiyor.
Devrimci Odak ve Tarihsel Sorumluluk
Türkiye işçi sınıfı örgütlenme ve eylem seferberliği açısından kritik bir eşikte duruyor. Sermayenin bütün gücüyle abanması karşısında mevcut sendikal yapılar, eylemsiz teorilerle işçi ve emekçileri oyalamaktan öteye geçemiyor. Militan devrimci bir sınıf sendikacılığı çizgisinde yeni bir odak yaratılması kaçınılmaz bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor. Mevcut sendikal konfederasyonların bu konuda anlamlı sonuçlar elde etmesi mümkün görünmüyor.
Mücadeleci sendikalar arasındaki yakınlaşma ve militan meşru mücadele çizgisi, sınıf hareketinin ilerlemesi için gerekli dinamizmi yaratma potansiyeline sahip. Bu sendikalar, taban inisiyatifini öne çıkaran bir yaklaşımla sarı sendikaları silkeleyen bir yönelime girmek zorunda.
Yeni Bir Devrimci Sendikal Hareket İhtiyacı
Sendika ağalarının yayınladığı bu bildirinin, işçi sınıfının ihtiyaçlarına ve taleplerine yanıt vermekten uzak olduğu açıktır. İşçi sınıfının içinde bulunduğu derin kriz, mevcut sendikal yapıların yetersizliği ve sermayenin artan saldırganlığı, yeni bir devrimci sendikal hareketin inşasını zorunlu kılmaktadır.
Yeni bir devrimci sendikal hareket, işçi sınıfının kendi gücünü keşfetmesine, örgütlenmesine ve sermayeye karşı daha etkili bir mücadele yürütmesine olanak sağlayacaktır. Bu hareket, sadece ekonomik taleplerle sınırlı kalmayacak, aynı zamanda işçi sınıfının siyasi bilincini yükseltecek ve daha gelişkin bir sınıf savaşımı için gerekli olan devrimci dönüşümü gerçekleştirecektir.
Türkiye işçi sınıfı bu eşikte tarihsel bir sorumlulukla karşı karşıyadır. Geleceği inşa etmek, sınıf içinde militan devrimci bir odak oluşturmakla mümkün olacaktır. İşçi ve emekçilerin bu zor dönemde ihtiyaç duyduğu şey, güçlü ve kararlı bir mücadele hattıdır. Bu hattı örmek, sendika ağalığını aşarak, taban inisiyatiflerini öne çıkaran, militan ve devrimci bir sendikal hareketi inşa etmekle gerçekleşecektir.
Birleşik Mücadele Ekseni
Sınıfın oldukça hareketli olduğu, miadı dolmuş sendikal örgütlenme biçimlerinden uzaklaştığı bu dönemde, tutarlılığı ve samimiyetiyle güven veren örgütlenmelere yöneldiği koşullarda, işçiye güven veren sendikaların güçlerini birleştirerek önemli bir odak haline gelebilecek birleşik bir mücadele eksenine ihtiyaç vardır. Bu eksen, sendikal hareketin yarattığı sinerjiyle sınıf mücadelesinde kritik bir rol üstlenecektir.
Sınıf mücadelesinin tarihsel deneyimleri, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi eseri olacağını göstermektedir. Bu doğrultuda atılacak her adım, işçi sınıfının özgürleşme yolunda önemli bir dönemeç olacaktır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!