Ustina, ‘Komünizmin Kalesi’ adı verilen geniş bir kolektif çiftliğin kadın tavuk yetiştiricisiydi. Sekiz yaşından beri hizmetçilik yapmıştı. Devrimden sonra küçük ve yaşam savaşımı veren bir tarım komününe katılmıştı. O kadar yoksul ve perişandı ki, yeni doğan bebeğini gazetelere sarmıştı. Bu komüncüler adım adım sağlam bir çiftlik kurmuşlardı. Traktörleri ile -Ustina’ya iyi çalıştığı için ödül olarak Moskova’dan verilen- bir kuluçka makineleri vardı. Nispeten rahat geçen iki yıldan sonra komüncüler tekrar aç kalmışlardı. Çünkü, bir yığın aç ve beş parasız çiftlik işçisi gelip bunlara katılmışlar ve herkesin hasada kadar doyurulması zorunluğu doğmuştu. Kimisi üyeliğin yalnız kendi yiyecek hububatını getirmiş olanlarla sınırlandırılmasını önermişti. Buna Ustina şiddetle karşı çıkmıştı: “Bu bizim ikinci savaşımız” diyordu. “İlki öldürücü bir savaştı. Bu öldürücü değil ama, gene de savaş. Böyle olunca, gelip bize katılan herkese yardım etmeliyiz.”
Üç tane demiryolu vagonunda yayımlanan Gezginci Savaşım adında bir gazete vardı. Bütün ilkyaz boyunca kasabadan kasabaya dolaşmış, suçlamaları araştırmış ve yayınlamış, hatta özel mahkemeler için kentten yargıçlar bile getirtmişti. Bu gazetenin enerjik muhabiri Melnikov her gün en az on tane çok önemli olayı özetler ve bunların hiçbirinde cesaret kırıcı bir yan bulmaz, bulmaması bir yana bütün bunların insanı savaşa çağıran bir şey olduklarını söylerdi. Bir köye, adamlarının yardımı ile başkan seçilen ve bir Kızıl Ordu emeklisinin eşkıya olduğunu açığa çıkarması üzerine sürgüne gönderilen eşkıya Zotev’in öyküsünü ondan öğrenirdiniz. Yedi Kalmuk yerleşim yerini dolaşarak bunların hepsini yedi günde kolektifleştiren, mallarını mülklerini listeye geçirerek şimdi artık tek bir çiftliğin üyeleri olduklarını söyleyen gayretkeş örgütçünün öyküsünü de o anlatmıştı. Okuma yazma bilmeyen Kalmuklar için hükümet kâğıdı büyülü bir otorite idi ve zavallılar aç kalan koyunlarını, “Hükümetin koyunlarını çalmış” olmamak için otlatmaya bile götürememişlerdi! Stalin’in, “Başarının verdiği göz kararması” konusundaki bildirisi kendilerine ulaştığı zaman, bu yedi göçebe kabile de tek bir gecede çekip çöle gitmişlerdi!
Sanırım Amerika’daki hiçbir anti-Sovyet gazete, Melnikov’un sıradan bir şeymiş gibi kaydettiği bu “Bolşevik zulümlerini” icat edemezdi. Gezginci Mücadele bir mevsim içerisinde iki yüzden fazla görevliyi, rüşvetten tutun da soygunculuğa dek uzanan suçlardan tutuklatmıştı. Lakin ben, bu karışıklık nedeniyle hasadın daha az olup olmadığını sorduğum zaman Melnikov bana deliymişim gibi baktı.
“Az mı? Çok daha fazla olurdu! Traktörlerin ekilmiş bölgeleri yeniden sürdüğünü görmedin mi? Traktör olmadan da çiftlik işçileri ile köylülerin, nasıl kulakların atlarını kullanarak ekim alanını yüzde yetmiş artırdıklarına da tanık olmadın mı? Kulaklar, vergiden korktukları ve Sovyet iktidarından nefret ettikleri için hasadı sabote ettiler. Bu yeni sahipler, deliler gibi ileri atıldılar.”
Yoksul köylülerin daha iyi bir yaşama karşı duydukları açlık, “ilk Bolşevik Baharı”nın serbest bıraktığı güçtü. Deneyimsizliklerine ve aşırılıklarına karşın komünistlerin yönettiği bu güç, disiplinli ve yorgunluk bilmeyen bir topluluktu. Ben bunları tarlada çalışırlarken, her işin yolunda gitmesi için gösterdikleri yoğun çabadan ayırt ederdim. İşte bunlar arasında Stalingrad’ın güneyinde küçük bir Tatar bölgesinden Parti sekreteri Kovalev’i anımsıyorum. Ve onun on kaçak ve huzursuz köylüyle yaptığı konuşmaları anımsıyorum.
Köylüler kolektif çiftliği terk ediyorlardı. Bunlardan biri, “Sırtımda ısıtacak paltom yok ve beni yağmurda otlatmaya gönderiyorlar” diyordu. Bir başkası: “Devemi aç aç çalıştırıyorlar, hayvan gözümün önünde ölüyor…” Üçüncüsü: “Kolhoza katıldığım için karım benimle oturmak istemiyor.”
Bu nedenler bana yerinde gibi göründü, ama Kovalev’e değil. “Bu koşullar hep vardı,” diyordu. “Kolhozda kimsenin altın tabak sunduğu yok. Yönetimin kusurları onarılabilir. Gece çalışanların sıcak elbisesi olması gerekir. Geçen yılki kuraklıktan saman kıtlığı var, ama kişilere ait tarlalar daha hallice değil. Burayı bırakıp gidenler iyi etmezler, çünkü bütün Sovyet gücü kolhozların arkasında olacak. Köylü dediğin bağımsız bir kimse değildir; onun çiftliği ulusa, ulus onun çiftliğine bağlıdır. Ülkemizi kapitalist ülkeler çevirmiş durumda. Büyük sanayi ile modern tarımı hızla kurmak zorundayız, yoksa mahvoluruz. Stalingrad’daki o büyük fabrika bu yaz çiftliklerinize traktör verecek. Stalgres’deki o büyük enerji istasyonu bu güz evlerinize ışık verecek. Bunlar bitmedikçe ekmeğe gereksinmeleri olacak. Buğdayda büyük artış olmalı. Her köylü evinde oturur ve acaba tarlamı sürsem mi diye düşünüp durursa bu işler bitmez. Her yurttaşın bu yılki görevi, kolektif çiftliği güçlendirmektir.”
İki saatlik böyle bir tartışmadan sonra, karıları, adamları dışarı çağırdılar. Kovalev onları içeri davet ettiyse de girmeyi reddettiler. Bunlar kararlarını vermişlerdi, erkekler de boyun eğiyorlardı. Kovalev, tek pişmanlık sözü etmeden, yerel öğretmen ile kütüphaneci de dahil odada bekleyen beş komüniste döndü. Bunları hemen, tarlada çalışan tırmıkçılar ekibine katılmaya gönderdi. Esas görevleri morali yükseltmek olacaktı. Stalingrad’a hemen saman gönderilmesi için telefon etti, bir de, kadınlar arasında örgütleyici olarak çalışacak bir Tatar kadını yollanması için telefon etti. Kütüphaneciye, tarlada çalışan ekipler için gezici kütüphane göndermesini tembih etti. Daha geniş alanlarda çalışmaya layık bir general gibiydi. Burası, verimsiz bir toprak üzerinde kurulmuş küçük bir Tatar köyüydü. Böyle her köye parti örgütleyicileri, o ilk yaz Sovyet buğdayı için savaş açarak girmişlerdi.
Melnikov doğru bilmişti. Gerçi tohum, sınıf savaşımının keşmekeşi içerisinde -o yıl Orta Çağdan zorlayarak kendilerini kurtaran insanlar tarafından- ekilmişti, ama bunların uyandırılan azim ve iradeleri öylesine güçlüydü ki, en sonunda mahsul toplanmaya başlayınca, Sovyetler Birliği (ve leş kargaları gibi bekleyen yabancı güçler) ülkenin o güne dek bilinen en geniş ekilen bölgeye ve en büyük hasada ulaştığını gördü.
İşte bu hasat, bütün dünyada tarımın tarihini değiştirdi.
[Stalin Dönemi, Anna Strong, Çeviren: Alaattin Bilgi, Onur Yayınevi]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!