Şişecam Yönetimi Tehditle Hak Gasbetti, Kristal-İş de Onayladı!



Şişecam bu sefer de “kriz” bahanesiyle işçilerin toplu sözleşmeden doğan refah payı hakkını gasbetmesiyle gündemde. Şirket yönetimi işçileri bu şartı kabul etmedikleri koşullarda bazı fabrikaları kapatmak ve bazı işletmeleri de Mısır’a taşımakla tehdit etti. Sarı sendika Kristal-İş de bu gaspın altına imza atarak siciline yeni bir satış hikâyesi ekledi.


İş kıyımları, sendika bürokrasisiyle elbirliği içinde yapılan hak gasplarıyla gündeme gelen Şişecam şimdi de “ekonomik sıkıntılar” bahanesiyle işçilerin toplu sözleşmeden doğan refah payı kazanımını gasbetmesiyle gündemde. İtiraz edenlere verilen yanıtsa “beğenmiyorsanız Mısır’a giderim” oluyor. Sarılığı defalarca tescillenmiş Kristal-İş’ten ise ses yok, yani kararın ortağı! Dahası bu satışın altına imza attığı belirtiliyor.

Krizi, ekonomik sorunları bahane eden aynı Şişecam, 26 Aralık 2024’te Ciner Grubu’nun ABD’deki şirket hisselerini 285,4 milyon dolarlık bedelle devraldı, habire kar oranlarındaki artışa dair de paylaşımlar yapıyor. Yani kriz diye bir durum sözkonusu değil. Sözkonusu olan tüm patronların yaptığı gibi işçileri kıyımla, fabrikayı kapatmakla tehdit ederek sömürüyü derinleştirmek!

Bir tehdit ve uzlaşma hikayesi

Gazete Duvar’dan Erkan Erdem’e konuşan işçilerin aktardığına göre, Şişecam yönetimi Balıkesir’deki cam elyaf fabrikasını kapatmak ve birkaç üretim tesisini de Mısır’a taşımakla tehdit etti.

Görüşmede Şişecam yönetimi, fabrikaların yurtdışına taşınmaması karşılığında, toplu iş sözleşmesinde var olan bağlayıcı maddeye rağmen, işçilerin aldığı yüzde 20 oranındaki ilave “refah payının” kaldırılmasını talep etti. Bu da ücretlere yapılması beklenen zammın yaklaşık yüzde 6 daha az olması demek. Ve iddialara göre, sendika bu anlaşmaya imza attı. Ancak bu uzlaşma, işçilere açıklanmadı.

Refah payı gitti, yeni işçiler asgari ücretle geldi

EYT düzenlemesiyle emekli olan işçilerin yerine alınacak yeni işçilerin asgari ücretle işbaşı yapacağı belirtiliyor. İşçilerin iddiasına göre, Şişecam yönetimi bu süreçten de kârlı çıkmayı başardı. Tam sayı belli olmamakla birlikte 1.5 yılda yaklaşık 1000 işçinin EYT’den emekli olduğu ya da olmak zorunda kaldığı ifade ediliyor. Emekli olan usta işçilerin yüksek maaş yükünden kurtulan şirket, yeni işe aldığı işçilere daha düşük ücretler ödeyerek maliyetlerini düşürüyor.

Kısacası, patronlar her adımda kazanıyor; kaybeden ise yine işçiler oluyor.

‘Bağlayıcı sözleşmeye’ uymamak kanunlara aykırı değil mi?

İşçiler, toplu iş sözleşmesindeki şartların bağlayıcı olduğunu ve buna aykırı hareket edilmesinin ciddi bir haksızlık teşkil ettiğini vurguluyor:
Bu, işçiyi ortada bırakmak demektir. Haklarımızın görmezden gelinmesi kabul edilemez. Bağlayıcı sözleşme her iki taraf için de geçerlidir.”

İşçiler kendilerini defalarca satan Kristal-İş’e tepkilerini, “Sendika, işverenle uzlaşarak işçilerin alın terini masada bırakmıştır. İşçilerden habersiz kararlar alınıyor ve kimse hesap vermiyor” şeklinde dile getiriyor.

Sessizlik korkunun gölgesi mi?

İşçilerin aktardıklarına göre, sendikanın bazı şubeleri bu anlaşmaya karşı çıksa da büyük çoğunluk sessiz kalmayı tercih etti. Bu sessizliğin temelinde ise “işten atılma korkusu” yatıyor. Sendikanın işçilere, “Haklarınızı savunursanız işten atılırsınız” mesajını verdiği iddia ediliyor.

Bu korku politikası, işçilerin haklarını savunmasını engelliyor.

Bundan taviz verdiğimizde arkası başka dayatmalarla gelecek

Patronlar sürekli olarak “kriz” gerekçesiyle yeni hak kayıplarını gündeme getiriyor. Ancak işçiler, asıl krizin kendileri için olduğunu söylüyor:
Patronlar büyümeye devam ederken, biz işçiler refah payımızı kaybediyoruz. En büyük kaybı biz yaşıyoruz, ancak faturayı yine biz ödüyoruz.”

İşçilerin bir diğer endişesi ise bu anlaşmanın yalnızca başlangıç olduğu yönünde: “Bugün refah payından vazgeçtik. Yarın başka haklarımızı da elimizden almak isteyecekler.

Enflasyon muhasebesi ile ‘zarar’ hikâyesi: gerçekler nerede?

Şişecam’ın 2023 yılı üçüncü çeyrek sonuçlarında görülen 4,74 milyar TL kârın, enflasyon muhasebesi sonrası 658,6 milyon TL zarara dönüşmesi, dikkat çekici bir tablo sunuyor. Ancak bu zarar, gerçek bir kaybı mı ifade etmiyor.

Enflasyon muhasebesi, şirketlerin paranın değer kaybını bilanço üzerinde göstermesine olanak tanır. Ancak bu teknik düzenleme, şirketin operasyonel başarısını veya piyasa gücünü değiştirmez. Asıl kritik nokta, Şişecam’ın 3,35 milyar TL finansman giderini, 4,1 milyar TL parasal kazançla dengelemiş olmasıdır. Bu, şirketin finansal risklerini yönetebildiğini ve borçluluk oranını düşürdüğünü gösteriyor.

Kısacası, rakamlar şirketin gerçek ekonomik gücünün zarar ettiğini değil, hâlâ karlılığını koruduğunu ortaya koyuyor. Bu durumda “kriz” bahanesiyle işçilerin haklarından feragat ettirilmesi, yalnızca şirketin kârını daha da artırma hedefinin bir yansımasıdır.

Sessizlik suça ortak olmaktır

İşçilerin aktardığına göre, sendikaya bağlı mavi yakalı işçiler için refah payından kesinti yapılması planlanırken, beyaz ve gri yakalı çalışanlara da enflasyon farkı dahil hiçbir zam yapılmayacağı iddia ediliyor. Bu durum, yalnızca mavi yakalı işçilerin değil, şirketin tüm çalışanlarının hak kaybı yaşayacağını gösteriyor.

İşverenlerin tehdidi ve sendikanın sessizliği, emek mücadelesine vurulan büyük bir darbedir. Ancak unutulmamalıdır ki, sessizlik en büyük ihanettir.

“Patronsuz Şirket” modeliyle Türkiye’nin gurur kaynağı olan Şişecam, yıllarca emek-yoğun üretimle başarı hikayesi yazdı. Ancak bugün işçilerin refah payını kesmek, haklarını masada bırakmak ve tehditle uzlaşma dayatmak, bu köklü geçmişle çelişiyor. Başarıyı yaratan işçilerin bugün hak kaybı ve baskıyla karşılaşması, bu köklü geçmişin ruhuna aykırıdır ve kabul edilemez bir uygulamadır.