Poyraz Soysal
Zehirli-puslu havayı fırsat bilip çıktılar ortaya yine. Ağızlarından çıkan zehirli köpüğü topluma korku salmak için en derinlere saçmaya çalışarak. Örgütlü zor dışında hiçbir özelliği kalmayan rejim çürümüş temeli üzerinde salvolar yaparak dengesini korumaya çalışıyor. Yoksulluğun arşa çıktığı, bir gecekondu yangınından kurtarılan çocuğun bile ilk aklına gelenin annesinin parasının olmadığını hatırlaması gibi bir durumda tehdit ve zordan başka çıkar yolu bulamıyor rejim
Kürt halkına zoraki barış gülücüğüyle yaklaşırken o gülücüğün altında halkın boynuna geçmeyi sabırsızlıkla bekleyen paslı ve kanlı dişlerin kendini dışa vurması gecikmedi. Şimşek programıyla iskelete çevrilen yoksul gövdelere bir de kanlı dişlerini geçiriyorlar ki kendisine dayatılan sefil hayata rıza göstersin. Oysa “tavşan korktuğu için kaçmaz / kaçtığı için korkar…” Canının, onurunun tehlikede olduğu zaman korku hiçleşir emekçi halklar için. Sonrasını zalimler düşünsün. Aslında ne yazık ki onlar bizden önce düşünüp konum alıyorlar. Örgütsüzlüğümüz onlara hızlı manevra şansı tanıyor. Korku yüzünden örgütlenmeyenler örgütsüzlüğün korkunç sonuçlarını yaşıyor. Halkın en örgütsüz halinden bile korkuyorlar. Biliyorlar çünkü suskunluğun altındaki potansiyeli. Onun için zorbalığın en akla hayale gelmeyecek en tenezzül edilmeyecek yöntemlerini kullanıyorlar. Açlıktan intiharlar yaşanırken, rant uğruna insanlar otel köşelerinde diri diri yanıyorken bunu unutturmak ve hesap sorma ihtimaline karşı önlem almak için zorbalığın dozunu arttırdılar. 12 Eylül öncesini bile gündeme getirip tehditler savurmaya başladılar. Oysa tarih o dönemde kimin kimi nasıl terbiye ettiğini en güzel sayfalarında muhafaza ediyor.
Önce Ayşe Barım’ı aldılar. Zorbalıkları bile zihniyetlerine yakışır şekilde. Dizi sektöründe ki tekelleşmeden dem vurup çoğu kişinin adını bile duymadığı Ayşe Barım’ı gündeme getirdiler. Sonra da bir türlü hazmedemedikleri Haziran İsyanı’na bağlayıp tutukladılar. Böylece bir taşla birkaç kuş vurmayı planladılar. Kapitalizmin doğasında olan tekelleşme gibi iğrenç bir modeli Gezi ile ilişkilendirerek Gezi’nin itibarını düşürmeye çalıştılar. Bunun mümkün olmadığını onlar da biliyordu. İlk kez komünal yaşama deneyimi yaşamış insanların o güzel anıları atılan çamurla kirlenmezdi. Bunu bildiği için de klasik yönelimlerinden birini uyguladı. Hayatları boyunca etliye sütlüye bulaşmamış dizi oyuncularını Gezi’ye katıldılar diye soruşturmaya çağırdı. Gezi üzerinden halkı tehdit yarışına girdiler 2013 Haziran’ında ortalarda görünmeyen ünlü trolleri parkta sürekli cinsel ilişkiye girildiği, her yerde insan dışkısı ve prezervatiflerin gezdiği yalanını yayarak hayal gücünün de kendisine benzediğini kanıtlamış oldu. Sonra AKP GK başkanı mıymış neymiş bir musluk bekçisi “Sokakları işgal ederseniz size bunu çok kötü ödetiriz” dedi. Ses tonu musluktaki su tükenince ve rüzgarın yönü değişince kendi saflarını ilk satanlardan olacağını ele veriyordu. Sonra böylesi kirli işlerin 50 yıllık mimarı faşist Bahçeli devreye girdi. “Ateşle oynama hastalıkları nüksettiyse”yle başlayan bir tehdit cümlesi kurdu. Oysa ateşle oynamayı seven, onu masum insanlar üzerinde kullanmayı politika olarak benimseyen kendisiydi. Ateşten kendilerini kastediyorlarsa bunun örgütlü bir halkın elinin yanacağını düşünüp ateşe dokunmayacağını hayal etmek tarih bilmemek olur.
Bunlarla da yetinmediler. Her kritik dönemde halkı sandığa çekenlere ve kırmızı kart meraklılarına nazire yaparcasına çökmek istedikleri belediyeleri önceden açıklamaya başladılar. “Turbun büyüğü heybede” diye göstere göstere işlettiler süreci. Sonra İmamoğlu’nun “Turbun büyüğünü açıklıyorum” diyerek düzmece raporlar yazan Satılmış Büyükcanayakın’ı telaffuz etmesinin ardından 15 dakikada soruşturma açıldı İmamoğlu’na. Sonra onu haberleştiren gazetecilere soruşturma açıldı. Son olarak da Halk Tv’den Serhan Asker, Barış Pehlivan ve Seda Selek gözaltına alındı. Yani artık halka gösterilen sopayı gizlemeye gerek duymuyorlar. ‘80 öncesi Bedrettin Cömert, Cavit Orhan Tütengil, Kemal Türkler gibi aydınları ve sendikacıları katlederek topluma gözdağı veriyorlardı, benzerini bugün de yapıyorlar. Cadı Avını herkese genişletiyorlar. Kimse kendini güvende hissetmesin istiyorlar. Zaten kimse kendini güvende hissetmiyor. Bu da korku sınırlarını parçalıyor bir yandan.
Hiçbir toplum ilelebet sopayla terbiye edilemez. Bugün kimse güvende değilse bunun tek panzehiri örgütlenmektir. Devrimci kurumlara omuz vermek herkesin en temel yönelimlerinden olmalı. Çünkü faşizme karşı tek güvence o oldu tarih boyunca. Gençlerin sol-sosyalist yapılarda örgütlenmesi engellenmemeli. Yoksa düzenin yoz çarklarında öğütülüp gidiyorlar. Rusya’da çarın zorba örgütlenmesi Kara Yüzler devrimin ihtişamında kaybolup gitti. İtalya’da kahverengi gömlekliler faşizmi koruyamadı. Burada da birçok faşist provokasyon devrimcilerin öngörüsüyle alt edildi. Kaybedecekleri korkusuyla saldırıyorlar ve haksız bir korku değil bu. Biz örgütlenelim, bilinçlenelim ve yürüyelim. Bırakalım korku onlara kalsın.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!