TÜSİAD’ın Gelecek Korkuları ve Hayalleri!



Burjuvazi’nin amiral gemisi TÜSİAD Olağan Genel Kurulu’nda konuşan Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Başkanı Orhan Turan ekonomiden siyasete, toplumsal kutuplaşmadan çürümeye kadar pekçok başlıkta söz söyleyerek sistem adına duydukları korkuyu ifade ettiler. O korku sayıklamalarının içinde gizli kalansa sömürünün daha fazla derinleştirilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması vurgularıydı.


TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Ömer Aras ve TÜSİAD Başkanı Orhan Turan TÜSİAD Olağan Gelen Kurulu toplantısında öyle bir konuştular ki gören kendilerini demokrasi, adalet, eşitlik havarisi sanır. Her ikisinin konuşmasındaki esas meram ise birkaç cümlede saklıydı. O birkaç cümledeki sömürü hırsı böyle fiyakalı bir tiradın içinde kayboluverdi.

Aras’ın konuşmasında basında en çok öne çıkan başlık Kartalkaya yangınının faciaya dönüşerek 78 insanın canına malolmasına dair olan bölüm oldu. Aras o bölümde Erzincan İliç’teki maden faciasına, 2023’teki Maraş merkezli depremlere ve 2014’te Soma’da yaşanan maden katliamına işaret ederek “Tüm bu ölümlerin arkasında tesis sahiplerinin yönetmeliklere uygun yatırımları maliyet nedeniyle yapmaması ve denetim eksikliği var. Bu ölümlerin ana nedeni sistem bozukluğudur” diyor, vurgusunu pekiştirmek için “Çöken bir sistemdir” alt çizmesinde bulunuyordu. Kâr hırsından kendinden menkul bir şeymiş gibi bahsederek “Maliyeti güvenliğin önüne koyan iş sahipleri, hak etmediği koltuğa oturan iş insanları ve kamu yöneticileridir. Onların yarattığı ve uyguladığı sistemdir” ifadelerini kullanacak kadar ileri giderek TÜSİAD sermayesini bir çırpıda aklayıveriyordu.

Onlar da bu işin sonunu tahmin ediyor

Fabrikalarında grev yaşandığında yasa-kural tanımadan devletlilere anında yasak kararları çıkarttıran kendileri değilmiş gibi bol bol hukuktan, kuraldan bahseden Aras ve Turan, değindikleri sayısız başlıkla aslında toplumsal barometreyi hisseden patron paniğiyle konuştular.

Kayyımlara, hapsedilen seçilmişlere, 12 yıl önce yaşanmış Gezi’nin bitmeyen rövanşlarına, çeteleşmeye, mafyalaşmaya, kadın cinayetlerine, çocuk istismarlarına, toplumsal kutuplaşmaya, “süreç” tartışmalarının demokrasiyle bütünleşmesi gerektiğine, kayırmacılığa, son yasal düzenlemelerle Devlet Denetleme Kurulu ve TMSF’ye verilen yetkilere, ihraç edilen teğmenlere, eğitimin tarikatların eline bırakılmasına ve daha birçok konuya değinen ikili, tüm bunların yarattığı toplumsal patlama dinamiklerine işaret etti adeta. Sözün özü rejime-iktidara “toplumsal barometre bir patlamayı biriktiriyor” demek istediler.

Nitekim bu korkularını da “sistem tehlikeye girer” gibi bir vurguyla ifade ettiler.

Esas meram: Enflasyonla mücadele hızlanmalıymış

TÜSİAD Başkanı Turan’ın hukuk ve demokrasinin tesisi vurgulu konuşmasında arada kaynayan esas meramını ise Mehmet Şimşek Programı olarak anılan Orta Vadeli Program, yani adı konulmamış IMF programının yeterli hız ve tempoda yürümediğiydi. Yani sömürü çarkının daha vahşi bir hızla dönmesini sağlayacak sıkılık beklentisini karşılamamasıydı…

Sayın Bakan Mehmet Şimşek’in ekonomi programına destek veriyorsak da, ekonomide her şeyin yolunda olduğunu söyleyemeyiz” diye başladığı cümlelerinin devamını “enflasyonla mücadelenin hızlanması” gerektiği vurgusuyla getirdi: “Sayın Bakan Mehmet Şimşek’in ekonomi programına destek veriyorsak da, ekonomide her şeyin yolunda olduğunu söyleyemeyiz.

Enflasyonla mücadelenin hızlanması gerekiyor. Artık daha hızlı netice almalıyız. Yoksa stres birikiyor. Enflasyonla mücadelenin maliyetine katlanmak zorlaşıyor. Hem girişimciler için hem çalışanlar için.

Sanayici çok zorlanıyor. İhracatçı kan ağlıyor. İthalatın cazibesi artıyor”.

Nasıl rekabet edeceklermiş?

Turan’ın uluslararası rekabet ve işbölümünde bir yer kapmak için maliyet kalemlerini doğal olarak işçilik ücretlerini alta çekme talebiyse şu cümlelerde dile geliyordu:

“Başka ülkelerde hammaddeyi daha ucuza alan, krediye daha ucuza erişen, enerji ve işçilik maliyetinin toplam maliyetler içindeki payı daha düşük olan rakiplerimizle biz nasıl rekabet edebiliriz? Bunun matematiği nedir? Verimlilik farkı bu makası kapamaya yeter mi?”

Bu sömürü hırsını da “Peki bugün, işimizi nasıl devam ettireceğiz? Devam ettiremezsek çalışanlarımız ne olacak?” diyerek yani “biz olmasak işçiler nasıl iş bulacak” diye işsizlik tehdidiyle sürdürdü.

Nüfus artış hızındaki dramatik düşüşten bahseden Turan bu sorunun da ancak verimlilikte çok daha büyük bir artışla aşılabileceğinden dem vurdu. “Çalışan sayısı artmadan, nitelik yükselmeden, verimlilik hızlanmadan, katma değer artmadan nasıl büyüyeceğiz? Bunu açıklayan bir teori var mı?” sorularıyla hırsının altını çizdi.

TÜSİAD Başkanı dünyanın gidişatını görüp gelecekteki işbölümü ve rekabete hazırlıklı olmak, yer kapmak için emeğin ucuzlatılması başta olmak üzere devletin tüm olanaklarının sermayeye seferber edilmesini talep ediyordu. En büyük sermaye örgütü olarak “buyuruyordu” demek daha doğru olur.

İhalelerde gözetilme taleplerini de ifade eden TÜSİAD patronları, burjuva klikler içindeki ayrışmanın bam tellerinden birini oluşturan devlet ihalelerinden daha fazla pay kapma isteklerini de laf arasına sokuşturdu.

Ama çelişki bundan daha derin. Nitekim TÜSİAD patronlarının konuşmalarını sayfalarına taşıyan havuz medyanın öfke dolu karşı açıklamalara yer vermesi de bunun ifadesi adeta. Onlara göre TÜSİAD geçmişi özlüyor, vesayet sistemine dönüşe çağırıyor ama o günler geride kalmış!

Kamuda tasarruf şartmış

Patronlardan TÜSİAD  Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras hibeler, vergi silmeler, işçi prim ve ücretlerini üstlenmeler, bedava arsa tahsisleri gibi sayısız kalemde kendilerine para yağdıran devletin harcamalarını daha da kısması ve kendilerine daha fazlasını akıtmasını buyurdu: Kamuda daha etkin tasarruf bekliyormuş bu sömürücüler. Bunun anlamı Saray’ın israfları değil elbette. Esas anlamı halkın ihtiyaçlarına ayrılan ve kuşa dönmüş bütçe harcamalarının daha da küçültülmesi. Eğitimden sağlığa en temel ihtiyaçların daha fazla piyasalaşması!

Aras’ın 2025’te “kamuda daha etkin bir tasarruf” beklediklerini ifade eden o cümleleri söyle:

“2024’te ekonomi yönetiminin programı olumlu sonuçlar vermeye başladı. Enflasyon beklenen hızda olmasa da geriliyor, rezervler yükseliyor, ülke risk primi düşüyor. Enflasyonla mücadelede kararlılığı 2025’te de devam ettirmeliyiz. 2025’te kamunun da özel sektör ve vatandaşlarımız gibi eşit düzeyde kemer sıkması şart. Kamuda tasarrufun daha etkin olmasını bekliyoruz. Kamuda tasarrufun artması şart. Vergi gelirlerinin artırılması için kayıt dışıyla mücadelede ciddi efor gösterilmeli”.