Bu yüze iyi bakın, bu karakteristik çizgilere… Acının, yoksunluğun, sürgünün bütün ağırlığının sinmiş olduğu gözlere bakın. Bütün ezilmişlikleri taşıyan derinine bakın bu dosdoğru bakışların, haklılığın verdiği cesaretle ileri yürüyen alna, inatçı saçlara…
Kısa bir süre sonra bu dünyadan ayrılacak olmanın kaçınılmazlığına metelik vermeyen ‘yine olsa yine yaparım’ sadeliğine bakın… Sözünü söylemişlerin ve söyleyecek olanların deryasından beslenenlerin tarih bilinci ışıyor, iyi bakın. “Bir özgürlük tutsağı” olarak nitelemiş onu sevgilisi Meline. Tıpkı Hrant gibi, tıpkı Rakel gibi bu dünyanın yetimi, geleceğin ilhamıdır oysa onlar.
Meline Manuşyan, “Manuşyan: Bir Özgürlük Tutsağı, Tehcir’den Göçmenliğe” adlı kitabında II. Dünya Savaşı’ndan faşizme, tarih çarkının bireyi öğüten onca sivri dişlisi üzerinde yükselen bir yoldaşlık öyküsünü anlatır kitabında… II. Dünya Savaşı yıllarında, işgal altındaki Paris’te, faşizme karşı verilen direniş mücadelesinin liderlerinden Missak Manuşyan’ın yaşamı…
Onun destan gibi yaşanan 37 yıllık yaşamıyla birlikte, kurşuna dizilmeden önce karısına yazdığı “Canım Meline’m, sevgili küçük yetimim…” diye başlayan mektup, aşkı özgürlükten, inancı mücadeleden ayırmayan bir partizanın ölüm mangası karşısında sonlanan kavgasının adeta kanlı canlı halidir.
Missak Manuşyan, yoksul bir Ermeni ailenin hayatta kalan ikinci çocuğudur. Babası, İttihat ve Terakki öncülüğünde gerçekleştirilen Ermeni katliamında öldürülür.
Açlık ve katliam devam eder. Ermenistan‘da annesi de açlık yüzünden hastalığa yakalanarak ölür. Missak ve ağabeyi Garabet, bir Kürt aile tarafından saklanır. Bir-iki yıl sonra ağabeyiyle birlikte o dönem Fransız mandası olan Suriye‘de bir yetimhaneye teslim edilirler.

Missak 18 yaşına geldikten sonra ağabeyiyle birlikte Fransa‘ya göç eder. Marsilya‘da çeşitli işlerde çalışan Manuşyan marangozluk mesleğini öğrenir. CGT aktivistleriyle tanışır. Daha sonra Paris‘e yerleşip Citroen Fabrikası’nda çalışırken komünistlerle tanışır.
Missak Manuşyan’ın 1906’da Adıyaman’da başlayan hayatı, I. Dünya Savaşı’nın, İspanyol İç Savaşı’nın, komünizm düşmanlığının ve otoriter rejimlerin Fransa’ya savurduğu binlerce “yabancı”nınkiyle, Paris’te kesişiyor. Dilini bilmediği, sokaklarını tanımadığı bu şehirde, Manuşyan’ın şiiri, müziği, edebiyatı elden bırakmadan kültürünü yaşatma çabası, zamanla tüm halkların özgürlüğünü koruma mücadelesine, insanları yaşatma mücadelesine dönüşür.
Manuşyan bu dönemde edebiyata ilgi duyar ve henüz ham haliyle de olsa ilk şiir denemelerini çeşitli dergilere gönderir. Ama onun asıl ilgisini çeken, işçilerin örgütlü mücadelesidir. Sendikal faaliyetlerinden sonra Missak Komünist Parti‘ye üye olup FKP’nin gençlik kollarında görev alır. Citroen Fabrikası’nda yürüttüğü sendikal çalışmalardan dolayı işine son verilir.
Nazilerin Fransa’yı işgâl etmesi sonrasında yeraltındaki komünist örgütlenmeye katılan Manuşyan bir süre tutuklu kalır, serbest bırakılması ertesinde militan çalışmalarına devam eder. Komünist Partisi’nin Nazi işgaline karşı silahlı mücadele vermek için oluşturduğu partizan birliklerinin (FTP) Fransa’daki yabancılardan kurulan yan örgütü Göçmenlerin El Emeği’ne (MOI) katılan Manuşyan, bir süre sonra Paris direnişinin önderleri arasına girer.
FTP-MOI üyelerinin önemli bir kısmı Doğu Avrupa’daki toplama kamplarından kaçan Yahudiler ile Franco faşizminden kaçan İspanyollardan oluşuyordu. Üyelerinin çoğunun Yahudi olması, FTP-MOI’nın diğer direniş topluluklarından çok daha yüksek bir gizlilikte çalışmasını gerektiriyordu. Üyelerinin çok önemli bir kısmının Fransa’ya gelmeden önce İspanya İç Savaşı’na katılmış veya Doğu Avrupa’daki Nazilerin elinden kaçmayı başarmış kişiler olması da, FTP-MOI’nın yeraltı çalışmasını bilen, direniş tecrübesi yüksek, askerî eğitimleri yeterli bir kadro birikimine dayanmasını sağlamıştı.
Fransız Komünist Partisi tarafından örgütleniyorsa da doğrudan doğruya Komünist Enternasyonal’e bağlı çalışan ve direktifleri oradan alan FTP-MOI, bu özellikleri sayesinde direnişin askerî cephesinin bel kemiğini oluşturmuştu.
Paris’teki silahlı eylemlerin, Nazilere karşı bombalı saldırıların, sabotajların önemli bir kısmını Manuşyan’ın ufak komando birliği gerçekleştirmiştir.
Bir Fransız işbirlikçisinin ihbar etmesi sonucunda yirmi üç yoldaşıyla birlikte yakalanır.
Ağır işkenceler uğrar. Ser verir, sır vermez.
İşgal ordularına verdirdiği kayıplardan dolayı Hitler, mahkemesini özel olarak takip etmekte, bilgi almaktadır..
Uyduruk işgal mahkemesine çıkar.
Önce Almanlara doğru dönerek şöyle der:
“Size söyleyecek hiç bir şeyim yok. Ben size karşı koyup savaşarak görevimi yaptım. Yaptığım hiç bir şeyden pişman değilim. Şimdi, rolünü oynama sırası sizde: Elinizdeyim!”
Sonra, Fransızlara dönerek şunları söyler:
“Fakat size gelince, sizler Fransızsınız. Biz Fransa için, bu ülkenin kurtuluşu için savaştık. Sizse vicdanınızı ve ruhunuzu düşmana sattınız. Siz Fransız uyruğunu miras aldınız, bizse bu uyruğu hak ettik!”
Hepsi farklı uluslardan olan “yirmi üçler” ölüme mahkum edilir.
Mahkeme başkanı, onlara af dilemeyi düşünüp düşünmediklerini sorar. Bunun üzerine bütün yoldaşları Manuşyan’a dönerek hep birlikte “HAYIR!” derler.
21 Şubat 1944 tarihinde kurşuna dizilirler.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!