Pisliklerin Üzeri Hayvan Cesetleriyle Örtülüyor



Çocuk ve kadın mezarlığına dönen bu yıkılası düzende bir çocuğun başına gelenleri bile öğrenemiyoruz. Bir çocuğun başına gelenler hayvan cinayeti işleyerek örtülmek isteniyor. Bundan daha kötü bir alçaklık var mı?


Poyraz Soysal

Kanlı girdaba irin pompalanıyor.

Faşizmin tepeden tırnağa çürüttüğü güruhun şiddet duygusu masum hayvanların savunmasız bedenleriyle tatmin ediliyor, alçaklık kan gölüyle gizlenmeye çalışılıyor. Faşizmin en temel özelliklerindendir hedef alınan bir grup üzerine nefret pompalamak. Böylece yoksullaştırılmış, geleceği çalınmış kitlelerin öfkesi yanlış yerlere kanalize edilir ve şiddet sağanağı altında sömürü döngüsü vahşetle taçlanarak devam eder.

Sistem bir taraftan kadın ve LGBTİ düşmanlığını körüklerken bir taraftan da geçen yıl başlattığı türcü nefreti doruğuna ulaştırdı. Ülkenin birkaç gerçek üniversitesinden birine sefer düzenler gibi gerici vakıfların da katıldığı iftar programı koyup onun üzerinden LGBTİ+ nefretini yaydı.

Aynı günlerde çok kanlı bir süreci Konya üzerinden alevlendirdi. İki yaşındaki Rana çocuk (Rana El Selci) bir akşam vakti sokakta cansız olarak bulundu. Suriyeliydi ve ne yazık ki kimsesizdi. Kimsesizdi, çünkü gücümüz ölümünü aydınlatmaya yetmedi. Rana’nın vahşice katledilmesinin ardından nefret tufanı başladı. Çocuğu sokak köpeklerinin parçaladığını iddia ettiler. Yandaş medya kirli ellerindeki benzin bidonuyla olay yerine koştu. Senaryolar yazıldı. Sonra “yetkili” ağızlardan beklenen açıklamalar geldi. Bu açıklamalar beklendiği gibi sürecin tehlikeli bir yere evrildiğinin kanıtıydı. Önce İçişleri Bakanı her zaman ki nakaratını tekrarladı: “Gereği yapılacak.” Sonra adeta rejimin karakterini yansıtan Cumhurbaşkanı’nın olaya el koyması geldi. Bu ülkede yaşayan hatta ülke hakkında biraz fikir sahibi olanların anlayacağı üzere, bu açıklama artık süreçte geri dönüş olmadığının kanıtı olacaktı. Önce belediyelere köpek toplama üzerinden ayar verildi, yaptırım tehdidinde bulunuldu. Sonra linç güruhları sahaya indi.

Konya’ya giden hayvanseverler tehditlere maruz bırakıldı. Arabalarla takip edildi. Saldırı girişimine maruz bırakıldı. Ankara başta olmak üzere vahşet her yere yayıldı. Bu yazının kaleme alındığı anlarda bile bir grup hayvansever hayvanları korumak için canla başla direniyor. Bu arada Rana bebeği herkes unutmuştu. Daha doğrusu onun katlini hayvan katliamı için kullananlar unutmuştu! Biz unutmadık ama. Soru işaretlerimiz tükenmedi. Çocuğun otopsi raporu niye yok? Aile burada yaşadığı halde cenaze niye apar topar Suriye’ye gönderildi. Bunu yazmak bile çok ağır geliyor ama çocuğun sadece alt tarafının çıplak ve kanlı olduğu, başının taşla ezildiği söyleniyor. “On köpek saldırdıysa diş izi de mi olmaz…” diye sorular yükseliyor. Çocuk ve kadın mezarlığına dönen bu yıkılası düzende bir çocuğun başına gelenleri bile öğrenemiyoruz. İşin içinde başka bir iş varsa, bu çürümede sınır tanınmadığını göstermez mi? Bir çocuğun başına gelenler hayvan cinayeti işleyerek örtülmek isteniyor. Bundan daha kötü bir alçaklık var mı?

Örgütlenemeyen bir toplum barbarlıkta birleşip örgütleniyor. Onları tükürüğüyle boğacak onurlu milyonlar örgütsüzlükten sinmiş durumda. İnadına direnen bir avuç onurlu insan her şeyi göze alıyor ama yetmiyor. Sokakların hayvanlar için güvensiz hale geldiği bir yerde güvenceye sahip olanlar mafyalar, kadın ve çocuk katilleri oluyor. Topluma irin içinde boğulma dayatılıyor…

Artık yeter! Herkes bir işin ucundan tutmalı.

Halkın sorunlarını ifade eden mükemmel programlar var ama mesele politik örgütlerin programlarını halkın gerçek sorunlarıyla beslemeleri, yenilenmeleri! Çocuklar için, kadınlar için, hayvanlar ve doğamız için direnen onurlu emekçi yüreklere yenileri eklenmeli. Şairin dediği gibi “Su çürüdü”, uyandığımız tertemiz sabahlar karartıldı. Karanlığa uyanıyor milyonlarca emekçi. Arsızın, istismarcının, torbacının kol gezdiği sokaklar da çocuklar okuluna, emekçiler işine gidiyor. Böyle bir utancın ortasında sokakları hayvanlara güvensiz hale getirdiğini iddia etmek utancı yeniliyor. Yani o güzelim şarkıda diyor ya “Sanki onlar hancı / Halkına yabancı / İnsan insanım diyorsa bir şey yapmalı! Evet, daha fazla tükenmemek için bir şey yapmalı. Utanca ortak olmamak için bir şey yapmalı. Bir şey yapmalı, bir şey yapmalı, bir şey yapmalı, bir şey…