Burjuvazinin Üniversitesi: Boğaziçi’nde Survivor Finali



Kayyumların yönetiminde bilim geri çekilirken, Boğaziçi Üniversitesi bir bilgi yuvası olmaktan çıkarılıp reyting sahnesine dönüştürülüyor. Survivor finaliyle simgelenen bu dönüşüm, faşist sermaye düzeninin üniversite tahayyülünün trajik bir özetidir


Bir üniversite nasıl dönüştürülür? Bir bilgi ve düşünce mekânı olmaktan çıkarılıp bir gösteri platosuna nasıl çevrilir? Bu soruların güncel ve canlı cevabı: Boğaziçi Üniversitesi.

AKP’nin uzun yıllardır hedef tahtasına oturttuğu Boğaziçi, yalnızca bir eğitim kurumu değil aynı zamanda akademik özerklik, bilimsel etik, toplumsal muhalefet ve özgür düşüncenin simgesiydi. Ancak bu simge, yıllardır süren kayyum saldırılarıyla sistematik biçimde yok edilmek isteniyor. Akademik kurullar işlevsizleştirildi, liyakat ilkesi ayaklar altına alındı, öğrenciler ve akademisyenler kriminalize edildi. Üniversiteye dışarıdan atanan kayyum rektörler, yalnızca bir idari kadro değişikliği  doğrudan bir ideolojik müdahalenin parçasıydı. Ve bu müdahalenin son perdesi, akıllara durgunluk verecek bir örnekle açıldı: Survivor Finali Boğaziçi kampüsünde yapılıyor.

Evet, yanlış duymadınız. Türkiye’nin en köklü üniversitelerinden biri, Acun Ilıcalı’nın reyting odaklı şov dünyasına sahne yapılıyor. Bu bir istisna ya da “sadece bir eğlence programı çekimi” değil. Aksine, bu olay Türkiye’de üniversitenin neye dönüştürülmek istendiğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Bu, egemen sınıfın “üniversite” tahayyülüdür.

Bugün Boğaziçi kampüsünde bilgi değil imaj üretiliyor. Bilimsel araştırmalar değil PR etkinlikleri düzenleniyor. Dersliklerin yerini yarışma parkurları, laboratuvarların yerini kamera açıları alıyor. Kayyum rektörlükler yönetimi devraldı, Acun Ilıcalılar kampüsü! Böylece bir kamu üniversitesi, halkın değil sermayenin şov dünyasına açılıyor.

Bu tablo aslında Türkiye’deki rejimin kültürel vizyonunu da ele veriyor. Saray rejimi “kültür üretemiyoruz” diye hayıflanadursun, aslında kendi sınıfsal kültürünü üretiyor: Ilıcalı usulü televizyonculuk! Emek sömürüsünü normalleştiren, rekabeti yücelten, lümpenleşmeyi teşvik eden bir ideolojik düzlem bu. İngilizceyi lise düzeyinde konuşan bir medya figürü, memleketin kültür politikası üzerinde etki sahibi olabiliyor. Akademik liyakat ise ‘reklam oldu’ diye poz veren kayyum rektörlerin arka fonuna dönüşüyor.

Boğaziçi’nde artık final haftası değil Survivor finali var. Akademik başarı değil SMS oylaması önemli. Mezuniyet töreni mi? O hâlâ yasak. Ama Acun sahneye çıkabilir. Çünkü bu düzende bilgi değil görünürlük, üretim değil gösteri makbul. Kayyum rektörlüğün özeti tam da burada yatıyor: Bilimi değil PR’ı, üniversiteyi değil reytingi yönetiyorlar.

Ama unuttukları bir şey var: Bu tiyatroyu kimse alkışlamıyor. Boğaziçi öğrencileri, akademisyenleri, mezunları bu sahnenin izleyicisi değil. Direnen, sorgulayan, karşı çıkan bir topluluk olarak oradalar. Ve bu karanlık dönemin de bir sonu var.

Bir gün o kampüs yeniden özgür olacak. Ama Acunlar değil bilim insanları dönecek.