Nəriman Bakı
Aslında bilgisayar oyunu oynayanların ürettiği esprili bir laftır “her tuşa basmak”. Bilgisayar oyununda klavyedeki her tuşun yaratacağı kombinasyonun getireceği şansla geçilmesi zor aşamayı geçmek için kullanır. “Her tuşa basmak” ifadesi aşılmazı çok zor bir engeli geçebilmek için her şeyi yapmak anlamında atasözü gibi kullanılır.
Telefonlarla biz geliyoruz diyerek kapılar çalınıyor. Dışarıdan bakınca dökülen evler ya da içeri girince lüks gibi gözüken ev eşyaları yanında ikinci el oldukları belli olan eşyalar… Çalışmakta zorlanan klimanın bu sıcakta kelimenin tam anlamıyla lüks göründüğü, diğer yandan olmazsa olmaz noktasına gelen internet cihazlarının varlığı ile çelişen bir yoksunluk hali. Bu noktada bir uyarı: Yoksulluk her yanı dökülen gecekondularda değil artık. Yoksulluk dıştan güzel görünen apartmanların tam içinde.
Sizi nereye oturtacağını bilemeyen, “kahve içmediniz bari soğuk bir suyumuzu için” diyerek illa ikram sunan ev sahibeleri, gündelik olarak hamallık yapan madde bağımlılığı geçmişi olandan 15 Temmuz sonrası yenilenmeyip sonrasında 5 yıl cezaevine tıkılan tarih öğretmeni subay olan evin erkeklerine… kimler yok ki? Eve girince başını örtmek için bir koşu eşarbını öylesine takan da var kolunda “K. Atatürk” dövmesi olan da. Türkçe bilmeyen Kürt ana da var Türkçeyi akıcı konuşan genç erkek de. Ortak noktaları: Yoksulluk, yoksunluk, sefalet…
Tüm bu gerçekliğin içindeki tek ortak gerçekdışı gerçek varlık çocuklar. TV’deki çizgili filme kilitlenmişten, size gülücükler atarak kucakla beni diyenine kadar… Hepsi kocaman, meraklı, güleç gözlerle bakıyorlar dünyaya.

Anlatılanları eldeki deftere not altıktan sonra “geçim sıkıntısı” ile bir umut başvuranlara isteklerinin esas olarak afet görenlerle sınırlı olduğunu anlatmaya çalışırkenki duygusal baskıyı da tarif etmek güç. Çünkü başvuran insanlar o kadar yoksul ve yoksun ki, her tuşa basarak hayatta kalmaya çalışıyorlar. Ve elden gelen çok sınırlı.
Her eve giriş, çıkışta insan daha bir allak bullak oluyor. Koca bir kentin yuttuğu, görülmemesi için her şeyin yapıldığı bir gerçeklik bu. Özellikle TV’de çizgi film açık olan evlerde insan iyice anlıyor ki, ideoloji denen şey yetişkinleri gerçeklikten uzak tutmak için üretilmiş çizgi filmler gibi: Renkli, acayip, eğlenceli, heyecan verici ama özü gerçekdışı.
İş gereği yoksulluğu takip etmek, değerlendirmek, onları görmek, solumak daha ilk günden insanın omuzuna ağır yükler bindiriyor. Bir yandan sosyal politikalar denen şeyin ne menem bir göz boyama olduğunu ama diğer yandan bu hali bile lazım diyebilmek zorunda kalıyor insan. Araç içinden dışarı bakarken hem bireysel hem de kapitalist zenginliği görünce “eşitlikçi bir dünyada insanlık tarihi içinde en kısa sürede çözülecek ve ortadan kaldırılacak şeyler bunlar” diye düşünürken aradan geçen polis arabası gerçekliği gösteriyor.
İnsan hiç olmazsa o çocukların bakışları uğruna bir damla olmayı düşlüyor. Ta ki bir gün tarihsel olarak doğru tuşlara basıncaya kadar.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!