Ayla Önder
İşçilerin çoğu kadın olduğu için, işyerinde örgütlenme çalışması patronun hiç hesaplamadığı bir durumdu. Sendikasız işyerinde ücretler de en düşük düzeylerde olacaktı elbette. Ve iki ay önce SAG Hidrolik’te zamlar açıklandı. Pahalılıktan belleri bükülen kadın işçiler, “üç kuruşluk” zamma isyan etti. Hemen bir araya gelip sendika arayışına girdiler. Yeni bir yola çıkmışlardı. Bu yolun ayrıntılarını Ceylan’dan dinlemek istedik. “Ben sevkiyat bölümünde çalışıyorum. İnanın yüzde 23 zam verilince hepimiz tepki duyduk. Biz fabrikada 112 kişiyiz. Çoğumuzun aklında çözüm arayışı vardı. Erkek işçi arkadaşlarımızdan biri sendikayı anlattı bize. Hepimiz sempatiyle yaklaştık. Komite kurmamız gerektiğini söyledi. 10 kişiyle bunu oluşturduk. Bizde kadın işçiler çok fazla. Buna rağmen komite içindeki tek kadın bendim. Sendika araştırmaya başladık hep birlikte. DİSK, çoğumuzun ortak fikriydi”.
‘Arkadaşımız atıldı sessiz kalmadık’
Anlattıkları klasik bir sendikalaşma vakası. Her şeyin artık alınamayacak kadar yüksek fiyatlı olduğu bu yaşam döngüsünde fabrika koşullarını biraz olsun iyileştirmek. Ve 63 kişi örgütleniyor DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası’nda. Çoğunluk sağlanınca sendika yetki belgesini de alıyor. DİSK, işverenden yüzde 35 dolaylarında zam istiyor. Buna soğuk yaklaştığı gibi işçi önderi Onur Karaman’ı da işten çıkartıyor. Atılan işçi 17 gündür eylemde. 17 gün boyunca neler oldu peki? Ceylan fabrikadaki o süreci özetliyor; “Arkadaşın çıkışını verdiler. O da çıkıp gitmedi, fabrika önünde beklemeye başladı. DİSK Birleşik Metal-İş Kocaeli şubemizin yöneticileri de geldi. Kapının önünde çadır kurdular. O çadıra sabah ve akşam molalarımızda hepimiz geldik, arkadaşımıza destek olduk”. Aslında vaka sıradan gözükse de öyle değil.
‘DİSK’i buraya sokamayız’
Sonra 10 kişilik İşçi Komitesi ile tek tek uğraşmış o müdür. Metal işçisi o olayları da paylaşıyor bizimle; “10 arkadaşımızı da aynı gün içinde ayrı ayrı yanına çağırdı yönetici. Oraya gittiğimizde onunla birlikte üç kişi daha vardı. Muhasebe müdürü, insan kaynakları yetkilisi ve bir avukat. Telefonlarımızla içeri girmemizi istemediler, dışarda bıraktık. Tam dört kişi karşımızdaydı. Ben odada neler yaşadığımı anlatayım; ‘Neden DİSK’ diye soruyordu. ‘Ben DİSK’le masaya oturduğumda onlar masadan istediklerini almadan kalkmazlar!’ şeklinde bir cümle kurdu. ‘Onların istediği fiyatlarla anlaşamayız. Gerekirse fabrikayı kapatırız yine de DİSK’i buraya sokmayız’ diyordu”. Yüzde yüz yabancı sermayeli bir fabrika burası. Patron İtalyan. Sadece görevlendirilen müdür ve iki yönetici Türk.
Sorgu odası!
Öyle ki, dört “hakemden” oluşan bir mahkeme kurulmuş gibi bir tablo vardı. Sorgular ve ifadelerden sonra sanki karar açıklanacaktı. Böyle bir fabrika yönetimi inanılmazdı. Patron bunu İtalya’daki fabrikasına yapabilir miydi? Mümkün müydü? Duyulduğunda bütün İtalyan sendikaları ayağa kalkardı! Hendek’te milyarlar dökerek üretime geçirdiği bu dev işyerini kapatma tehdidi ilginçti. Sanki patronun planları altüst olmuş gibi bir manzara vardı ortada. Çağrıldıkları bölüm için “İkna odası mı” diye sordum. “İkna değil de ‘sorgu odası’ gibi gözüküyordu” yanıtını verdi Ceylan. Kilometrelerce kat edip ucuz iş gücünün cazibesine kapılarak ülkemize gelmişti. Fakat işçilerin sendikalaşma faktörünü hiç hesaba katmamıştı.
“Para teklif ettiler”
İşçi Ceylan’nın başına gelenler sadece sorgu odası kabusu ile sınırlı değildi. Sorunca ayrıntıları paylaşıyor; “Beni bu sorgudan 10 gün önce de doğrudan işten atmak istediler. İnsan kaynakları çağırdı. ‘Anlaşmalı olarak tazminatını alıp çıkmak ister misin’ diye sordu. ‘Sana bir güzellik yapacağım, yönetimimizin bundan haberi yok’ dedi. Ben ‘olmaz’ diyerek kabul etmeyeceğimi söyledim. Teklif ettiği para yüksekti. ‘Ben artık sendikalı oldum, bundan sonra tek muhatabım sendika’ dedim”. İstesem hem tazminat alacaktım, ayrıca sendikal tazminat da talep edebilecektim. Sırf sendika örgütleyicisi işçilerden biri olduğum içindi bu. Beni sanki ‘kendi isteğimleymiş gibi’ göndermek istiyorlardı. Cevabım ‘hayır’ oldu. Çünkü hepimiz bir yola koyulmuştuk. Örneğin biz bütün kızlar ‘Ya hep beraber ya hiçbirimiz’ demiştik. İşveren aylık 60 TL de verse biz çalışanlar için önemi olamazdı artık. Sendikamız girecekti.”
Birçok yasak koydular
Yüzde 35 zammı ve yılda dört kez birer maaş ikramiye talebini işveren kabul etmedi. Aynı zamanda işçilerin sendikadan vazgeçmemesi iyice öfke yaratmıştı. Ceylan örnekler veriyor; “Bütün bu yaşadıklarımızın ardından birçok yasak koydular. Örneğin içerde telefonu yasakladılar. Birbirimizi ararsak zaten iş ile ilgili arardık. Kamera ile izleyip bunu tespit ediyor, telle konuşanı hemen idareye çağırıyorlar. Onun dışında birtakım şeylerle suçlayıp, tutanak tutmaya da başladılar. Ki şahit gerekir tutanak olacaksa eğer. Ama tanık yok. O nedenle suçlanan arkadaşlar o tutanakları imzalamadılar. Bir de mesainin bitimine dair de bir şey oldu. Biz çıkış zamanı işi bırakıp, 6.55’te hazırlanıyor ve servislere biniyorduk. Yasak getirdiler, ‘Tam 6’da paydos edeceksiniz’ dediler. DİSK’e üye olmamızın cezasıydı hepsi”.
Zorlu mesai
Birçok Organize Sanayii Bölgesi’nde görüyoruz. İş gerçekten ağır. Demir çelik ya da metal fabrikalarının pek çoğu böyle. Kadınların sayısı her geçen gün artıyor bu fabrikalarda. Nedeni “ağır sanayi” sektöründe anılmamak. Çünkü bu durumda ücretler yüksek seyrediyor. Dolayısıyla çalışana daha az verip, fazla kâr etmek kadın işçi istihdam etmeye bağlı! Belli bir sayıda kadın çalıştırınca, “Ağır iş” kategorisinde yer almıyor işyeri! Ceylan’la konuşmamızı sürdürüyoruz. Hangi ağır işleri yapıyorlar. Buna bağlı olarak sağlık sorunları söz konusu oluyor mu. Yanıtlıyor genç işçi; “Kaynak yapanların bir de çelik büküm makinalarının başında olanların işi tabii daha zorlu. Buralardaki arkadaşlarda bazen sinir sıkışması ya da fıtık oluşabiliyor. Başka bir örnek de şöyle; paketleme bölümünde hava ve su testi yapıyoruz. Bu test, malzemeyi tutup, içine hava vererek yapılıyor. Biraz kol gücü istiyor. Zamanla kolda ödem ve sinir sıkışması olabiliyor. Bende de mesela bu yaşta boyun fıtığı başladı”.
Sosyal haklara kısıtlama
Sakarya 2. Organize Sanayii Bölgesi içinde kurulu işyerinde çalışanların bazı haklardan mahrum olduğuna değiniyor işçi, dinliyoruz; “Bayram ikramiyesi ve yakacak yardımı gibi sosyal haklar birçok fabrikada var bu bölgede ama biz alamıyoruz. Sendikalı firmalarda bu yardımların olduğunu biliyoruz. Hatta belli başlı aylarda, çift maaş ödeyen yerler de var. Ama bize sadece ‘multinet’ dedikleri bir market fişi gibi bir şey dağıtılıyor. Onu verirken bile bazı kısıtlamalar koydular. Örneğin bir ay boyunca işçinin işe devamsızlığı belli bir saati geçmeyecek. Bir ay içinde üç rapordan fazla alan arkadaş da market fişinden mahrum kalıyor”. Bu kadın işçiler, tarımın gözbebeği dev traktörlerin yedek parçalarını üretiyor. Ne var ki, “market fişi”ni hak etmeleri koşullara bağlı!
Küçük yaşta iş sorumluluğu
Onun yaşamı Sakarya’ya bağlı Hendek ilçesinin bir köyünde geçiyor. Her kültürden insanların Çerkezlerin, Abazların ve Lazların bir arada olduğu Uzuncaorman Köyü. Aslen Trabzonlu. Babasının ailesi Trabzon’dan Sakarya’ya göç etmiş. Hikayesine dair paylaştığı pek çok nokta oldu. Peki Hendek’te nasıl bir hayat yaşadı? Anlattığı anekdotlara bakınca o çok genç zamanları da öyle dilediği gibi geçen yıllar değildi sanırım. Çünkü 15 yaşına daha yeni basmıştı ama çalışıyordu. Daha da eskiye ait bildiği her şey, annesinden dinledikleri. Paylaşıyor anı kırıntılarını; “Ben bebekmişim tabii, babam kalpten yaşamını yitirmiş, daha 25 yaşındayken. Annem henüz 20’sindeyken iki bebekle yalnız kalmış. Geçinmek için bizim köydeki tarlamızı ekip biçmeye başlamış. Babamızla geçirdiğimiz ve anımsadığımız ev hayatımız olmadı. O yüzden biz iki kız kardeş daha 14-15’imizdeyken, anneme katkı sağlamak için çalışmaya başladık. İlkokulu yeni bitirmiştik. Nerede eleman aranıyorsa işe talip oluyorduk. Garsonluk yaptım, eczanede çalıştım. Dışardan da açık liseyi okudum”.
Serinleme yöntemi
Ceylan’nın anlattıklarından fabrikada işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbiri diye bir şeyin olmadığını anlıyoruz. “Yaşadığımız aşırı sıcakların fabrikadaki yansıması farklı. Üretim binalarının genellikle dış cephe ve çatı kaplamaları saçtan oluşuyor”. Genç işçi bu faktörün içerde sıcağı çok arttırdığına dair bir bilgi paylaşıyor ekliyor: “Yazın dışarısı 38 derece ise sac kaplamadan dolayı biz fabrikada 42 ya da daha fazla hissediyoruz. 40 derece üzeri olunca serinlemek için iş gömleklerini lavaboda ıslatıp öyle giyiyor kadın arkadaşlarımız!”. Peki klima olsa bu sıcağı hissederler mi? Ceylan, “Hissetmezler ama yok. Sadece bir vantilatör var. O da içeri sıcak hava üflüyor” yanıtını veriyor. Altı ayrı büyük üretim şirketi bulunan İtalyan menşeili SAG Group’un Türkiye’deki fabrikasında kadın işçilerin sıcağa çözümüne şaşırmamak mümkün mü? Serinlemek amacıyla lavaboda iş gömleklerini ıslatıp giyilmesine dair bir görüş yazmak istemiyorum. Yorumu okurlarımıza bırakıyorum!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!