Zimmerwald Konferansı’nın 100. yıldönümündeyiz.
5-8 Eylül, devrimci proletarya hareketinin tarihinde Zimmerwald Konferansı olarak bilinen toplantının yıldönümü. Zimmerwald Konferansı’nın önemi, çürümüş II. Enternasyonal oportünizminden kopuşun 4 yıl sonra kurulacak olan devrimci III. Enternasyonal’in ilk adımı olmasından ileri gelir.
Günümüzde koşulların benzerliği Zimmerwald Konferansı’nda cisimleşen irade ve ruha olan ihtiyacı hatırlatıyor. İnsanlık bugün yeni bir paylaşım savaşının eşiğinde. İşin kötüsü, bu gidişe ve gözümüzün önünde işlenen insanlık suçlarına karşı yaptırım gücü yüksek bir tepki yok ortada. Genellikle gençlerden oluşan cılız, idealist güçler dışında yaklaşan savaş tehlikesine ve silahlanma yarışına karşı çıkan yok. Bu kayıtsızlık ve güç dengesizliğinin kendisi moral bozucu, başlı başına geriye çeken bir etken. İşte Zimmerwald ruhuna ihtiyacımız bu noktada kendini gösteriyor.
I. Emperyalist Paylaşım Savaşı patlak verdiğinde II. Enternasyonal’in anlı şanlı partilerinin hemen hepsi burjuvazilerinin peşine takıldılar. Sadece 1907 Stuttgart ve 1912 Basel Konferanslarında aldıkları kararları değil ütopyalarını dahi unuttular. Sadece aralarında Lenin’in de bulunduğu bir avuç samimi enternasyonalist bu onursuzluğa teslim olmadı. 5 Eylül 1915 günü İsviçre’nin Zimmerwald kasabasında bir araya gelerek enternasyonalizm bayrağını yere düşmekten kurtardılar. Zimmerwald’da toplanan enternasyonalistler topu topu otuz sekiz kişiydiler. Onların içinde bile tereddütte olanlar, yalpalayanlar, merkezci bir tutum yanlıları vardı. Fakat toplantıya Lenin’in önderlik ettiği devrimci ruh ve irade damgasını vurdu.
Dolayısıyla, burnumuzun dibine kadar gelmiş savaş tehlikesine ve onu doğuran sistem krizine karşı sergileyeceğimiz tavizsiz duruş, atacağımız en küçük adım bile tarihsel bir anlam ve önem taşıyor. Atacağımız her adımın insanlık ve doğa açısından korkunç sonuçlar doğurmaya gebe bugünkü gidişi durdurmayı başaramayacak olsa bile büyük insanlığın vicdanı ve bilincinde eninde sonunda yankılanacağını unutmamalıyız. Zimmerwald ruhu bugün bize yol göstermeli.
Lenin’in kaleme aldığı Zimmerwald Manifestosu’nu yayınlıyoruz:
Avrupa’nın proleterleri!
Savaş bir yıldan fazla sürdü. Savaş meydanlarını milyonlarca ceset kapladı. Milyonlarca insan yaşamlarının geri kalanında sakat yaşamaya mahkum oldu. Avrupa devasa bir insan mezbahası gibi. Birçok kuşağın emeğiyle yaratılan uygarlık yıkıma mahkum edildi. En vahşi barbarlık, günümüzde insanlık onurunu oluşturan her şeyin üzerinde zaferini kutluyor.
Savaşın patlak vermesinin doğrudan sorumluluğunun ardındaki gerçek ne olursa olsun kesin olan bir şey var: Bu kargaşayı üreten savaş, emperyalizmin bir çıktısıdır; aynı şekilde, herbir ulusun kapitalist sınıflarının insan emeğini ve gezegenin tüm doğal hazinelerini sömüren kâr hırsını besleme girişiminin bir sonucudur.
Ekonomik olarak geri kalmış veya politik açıdan zayıf uluslar, bu savaşta sömürücü çıkarlarıyla ahenk içinde kan ve demir ile dünya haritasını yeniden şekillendirmek isteyen Büyük Güçler tarafından boyunduruk altına alındılar. Böylece Belçika, Polonya, Balkan devletleri ve Ermenistan gibi pek çok ulus ve ülke, dağılma tehdidi alıntında; bütünüyle veya kısmen oyunun ganimeti olarak bağlanmış durumdalar.
Savaş boyunca itici güçleri tüm rezillikleri içinde ortaya çıktılar. Dünyanın çöküşünün ne demek olduğunu halkların bilincinden gizleyen örtü paramparça oldu. Halkın kanından çıkartılan kızıl savaş kârı altınlar basan bütün ülkelerin kapitalistleri, savaşın vatanın savunulması, demokrasi ve ezilen ulusların kurtuluşu için olduğunu savunuyorlar! Yalan söylüyorlar. Diğer ulusların bağımsızlığıyla birlikte kendi halklarının özgürlüğünü de gömüyorlar.
Fethedilen ülkelerin proletaryasından muzaffer ülkelerinkilere dek ülkelerin proleterleri için taşımak zorunda kalacakları yeni prangalar yeni zincirler yeni yükler ortaya çıkıyor. Savaş patlamadan önce refah artışı vaat edildi -esas sonuçlar sefalet ve yoksunluk, işsizlik ve yüksek fiyatlar, yetersiz beslenme ve salgınlardı. Savaşın külfeti halkların tüm enerjilerini onlarca yıl boyunca tüketecek, toplumsal reformun başarılarını tehlikeye atacak ve ileriye doğru atılacak her adıma engel olacaktır. Ulusların bu korkunç çatışmasının “nimetleri” kültürel yıkım, ekonomik gerileme ve siyasi gericiliktir. Yani savaş, yalnızca emekçi kitlelerin çıkarlarıyla değil sadece tarihsel gelişim şartlarıyla değil, aynı zamanda insani ilişkinin basit/doğal koşullarıyla uzlaşmaz olan modern kapitalizmin çıplak biçimini açığa çıkarmıştır.
Ulusların kaderini elinde tutan kapitalist toplumun yönetici güçleri, monarşiler kadar cumhuriyet hükümetleri, gizli diplomasi, devasa ticari örgütler, burjuva partileri, kapitalist basın, Kilise – hepsi, onları besleyen ve onları koruyan ve onların çıkarları için süren toplumsal düzenden ortaya çıkan bu savaşın tüm ağırlığını taşımaktadır.
İşçiler!
Sömürüldünüz, haklarınızdan mahrum edildiniz, hor görüldünüz, sizi katliama, ölüme götürecek olan savaş çıktığında size ‘kardeşler ve yoldaşlar’ dediler. Ve şimdi bu militarizm sizi sakat bıraktı, sizi yaraladı, onurunuzu kırdı ve mahvetti. Yönetenler, iç huzura kölece itaat sözüyle çıkarlarınızdan, amaçlarınızdan, ideallerinizden feragat etmenizi istiyor. Görüşlerinizi, hislerinizi ve acılarınızı ifade etme imkânınızı elinizden alıyorlar; taleplerinizi yükseltip onları savunmanızı yasaklıyorlar. Basın susturuldu, siyasi haklar ve özgürlükler ayaklar altına alındı – bugün askeri diktatörlüğün yönetme biçimi bu, demir yumrukla.
Avrupa’nın ve insanlığın bütün geleceğini tehdit eden bu duruma karşı artık hareketsiz kalınmamalı ve kalınamaz. Sosyalist proletarya onlarca yıldır militarizme karşı bir mücadele yürüttü. Artan kaygılarla, proletaryanın ulusal ve uluslararası kongrelerindeki temsilcileri, emperyalizmden doğan savaş tehlikesiyle meşgullerdi. Basel, Kopenhag ve Stuttgart’taki uluslararası Sosyalist kongreler proletaryanın izlemesi gereken yolu gösterdiler.
Savaşın başlangıcından bu yana, bu çizginin belirlenmesine katkı sunmuş olan çeşitli ülkelerin sosyalist partileri ve emek örgütleri, bundan sonraki yükümlülüklerini gözardı etmişlerdir. Temsilciler, işçi sınıfını, proletaryanın kurtuluşunun olası ve etkin tek yöntemi olan sınıf mücadelesinden vazgeçmeye çağırdılar. Savaşı yürütmek için egemen sınıflara kredi verdiler, kendilerini çeşitli hizmetler için hükümetlerin kullanımına sundular basın araçları ve sözcüleri aracılığıyla tarafsızları ülkelerindeki hükümet politikalarına kazanmaya çalıştılar, sivil (iç) barışın korunması için Sosyalist Bakanları hükümetlerine rehin olarak teslim ettiler ve böylece işçi sınıfından, onun varlığından ve onun geleceğinden önce bu savaşın, onun hedefleri ve yöntemleri için ellerini taşın altına koydular. Aynı tekil partiler gibi, tüm ülkelerdeki sosyalistlerin en üst düzeydeki tayin edilmiş temsilcisi olan Uluslararası Sosyalist Büro da onları hayal kırıklığına uğrattı.
Birinci savaş döneminin ulusal paniğine karşı koyamamış veya kendisini ondan kurtarmış olsun uluslararası işçi sınıfının, insanların katledilmesinin ikinci yılında, bütün ülkelerde eş zamanlı barış için etkili bir mücadele sürdürmenin yollarını ve araçlarını bulamamış olduğu gerçeği karşısında bu unsurlar eşit biçimde sorumludur.
Bu dayanılmaz durumda, bizler, sosyalist partilerin, sendikaların ve onların azınlıkların temsilcileri olarak biz Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar, Ruslar, Polonyalılar, Letonyalılar, Rumenler, Bulgarlar, İsveçliler, Norveçliler, Hollandalılar ve İsviçreliler, sömürücü sınıfla ulusal dayanışmanın zemininde değil proletaryanın uluslararası dayanışması ve sınıf mücadelesi zemininde duranlar olarak bizler, dağılmış olan uluslararası ilişkilerin parçalarını yeniden bir araya getirmek, işçi sınıfının kendini toparlaması için çağrıda bulunmak ve barış için savaşmak için toplandık.
Bu mücadele, özgürlük, halkların barışı, sosyalizm mücadelesidir. Barış için, ilhak veya savaş tazminatı olmaksızın bir barış için mücadele etmek gerekiyor. Böyle bir barış ancak ulusların hak ve özgürlüklerini ihlal etmeye yönelik her düşünce mahkûm edildiği takdirde mümkün olabilir. Ne ülkelerin tamamının ne de ayrı parçalarının işgali onların şiddetli ilhaklarıyla sonuçlanmamalı. Açık ya da gizli, hiçbir ilhak ve hiçbir zoraki ekonomik bağıntı politik haklara el konulmasını bir kat daha katlanılmaz yapmaz. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, halkların ulusal ilişkileri sisteminde değişmez ilke olmalıdır.
Proleterler!
Savaşın başlangıcından bu yana enerjinizi, cesaretinizi, dayanıklılığınızı egemen sınıfların hizmetine sundunuz. Şimdi kendi davanız için, sosyalizmin kutsal amaçları için, ezilen ulusların ve köleleştirilmiş sınıfların kurtuluşu için uzlaşmaz proleter sınıf mücadelesiyle ayağa kalkmalısınız.
Savaş halindeki ülkelerin sosyalistlerinin tüm güçleriyle bu mücadeleye girişmesi ödevi ve yükümlülüğüdür; kanlı barbarlığa karşı mücadelede her tür etkin araçla kardeşlerini desteklemek tarafsız ülkelerin sosyalistlerinin ödevi ve görevidir. Dünya tarihinde, ortak emeğimizin ürünü olması gereken bundan daha acil daha yüce bir görev hiçbir zaman olmadı. Bu amaca ulaşmak için hiçbir fedakarlık çok büyük değildir, hiçbir yük ağır değildir: Halklar arasında barış.
Emekçi erkekler ve emekçi kadınlar! Anneler ve babalar! Dullar ve yetimler! Yaralılar ve sakatlar! Savaştan ve savaş nedeniyle acı çeken sizlere sesleniyoruz: Sınırların ötesinde, kokuşmuş savaş alanlarının ötesinde, harabeye dönmüş şehirlerin ve köylerin ötesinde – Bütün ülkelerin işçileri birleşin!
Zimmerwald, Eylül 1915
Uluslararası Sosyalist Konferans adına:
Almanya delegasyonundan: Georg Ledebour, Adolf Hoffmann.
Fransa delegasyonundan: A. Bourderon, A. Merrheim.
İtalya delegasyonundan: G.E. Modigliani, Constantino Lazzari.
Rusya delegasyonundan: N. Lenin, Paul Axelrod, M. Bobrov.
Polonya delegasyonundan: St. Lapinski, A. Warski, Cz. Hanecki.
Balkanlar Sosyalist Federasyonu’ndan Romanya adına C. Rakovsky; Bulgaristan adına Vassil Kolarov.
İsveç ve Norveç delegasyonundan: Z. Hoglund, Ture Nerman.
Hollanda delegasyonundan: H. Roland-Holst.
İsviçre delegasyonundan: Robert Grimm, Charles Naine.
Çeviri: Yeryüzü Postası
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!