Antony Loewenstein
Alternatif-sağcı lider Richard Spencer 2018 yılında yaptığı konuşmada büyük bir coşkuyla İsrail’e duyduğu hayranlığı dile getirdi: “Yahudiler bir kez daha bize öncü oluyor, geleceğin politikasını ve egemenlik anlayışını yeniden şekillendiriyor, Avrupalılara yol gösteriyorlar.” Yahudi üstünlükçülüğünü resmileştiren ve demokrasinin tüm yurttaşlar için geçerli olduğu yanılsamasını ortadan kaldıran İsrail Ulus-Devlet yasasının yürürlüğe girmesinin ardından sarf etmişti bu sözleri.
Kendisini “beyaz bir Siyonist” olarak adlandıran Spencer, İsrail’ in Batı uygarlığını Müslüman akınına karşı savunduğuna dair aşırı sağın unsurları içinde yaygın olan inançtan istifade ediyordu. Sekülarizm vatansever işbirliğinin başarıya ulaşmasını olanaksızlaştırdığından, dinsellik hedefleniyor. Yahudi devleti sınırlarını koruduğunu gururla savunuyor, BM gibi uluslararası yönetim organlarının iç işlerine müdahale girişimlerine izin vermiyor ve kendisini her şeyden önce Yahudilerin devleti olarak tanımlıyor.
Yahudi devletinin gerçek kökenini açık seçik görebilen Filistinli aydın Edward Said, “Siyonizm Avrupa milliyetçiliği, Yahudi karşıtlığı ve sömürgecilikten beslenmiş bir sera çiçeğiydi,” diye yazıyordu 1984 yılında. Arap ve İslam dünyasındaki sömürgecilik karşıtı o büyük dalgadan doğan Filistin milliyetçiliği ise, her ne kadar gerici bir dinselliğe biraz bulanmış olsa da 1967’den bu yana emperyalizm sonrası anaakım seküler düşünce içinde yer alır.”6
İşte elli yıla aşkın zamandır da milliyetçiliğin bu aşırı biçimi pazarlanıyor. İsrail işgalinin ekonomik yönü hususunda en kavrayışlı uzmanlardan biri olan Şir Hever, İsrailli silah üreticilerinin belirli bir mesajı sattığını söyledi bana; bu mesaj Filistinlilerin gördüğü acımasız muameleyi yansıtıyordu:
Ürünlerini satmak için Avrupa’ya giden [İsrailli] silah şirketlerini dinleyince hep aynı şeyi tekrarlayıp durduklarını görüyorsun. Avrupalıların çok naif olduklarını söylüyorlar. Diyorlar ki: Batılılar insan hakları diye bir şeyin olabileceğine, gizliliklerini koruyabileceklerine inanıyorlar, oysa bu saçmalığın daniskası. Terörizmle mücadele etmenin tek yolunun insanları görünümlerine ve ten renklerine göre yargılamak olduğunu biliyoruz.
***
İsrail, kurulduğu 1948 yılından beri etnik milliyetçi bir devletti fakat bu durum yirmi birinci yüzyılla birlikte büyük hız kazandı. Bu politikayı en başarılı şekilde sürdüren İsrail lideri, Filistin topraklarının daimi işgalinin ateşli bir savunucusu olan Binyamin Netanyahu. Ülke tarihinin en uzun süre görev yapan başbakanı olan Netanyahu, yirmi yıldan uzun süre hükümetin başında kaldıktan sonra nihayet 2021 yılında seçimi kaybetti. Kasım 2022’deyse yeniden seçilerek ülke tarihindeki en sağcı koalisyonla göreve geldi. Diğer pek çok ülkeyi, İsrail’i model almaları konusunda ikna ettiği için aslında kazanan onun vizyonu oldu. Netanyahuculuk, ondan sonra da baki kalacak bir ideoloji haline geldi.
Netanyahuculuk Filistinlilerin tüm umutlarını yok etme amacı taşıyor. Barack Obama, başkanlığı sırasında yaptığı bir konuşmada ırkçılık ve sömürgeciliğin geçmişte kaldığını söyleyerek başka halkların topraklarını belirsiz süreyle işgal etmenin “savunulamaz” olduğunu öne sürmüştü. Netanyahu buna şiddetle karşı çıktı. Yahudi yazar Peter Beinart durumu şöyle açıklıyordu: “[Netanyahu’ya göre] gelecekte Obama’nın tanımladığı haliyle liberalizme, yani hoşgörü, eşit haklar ve hukukun üstünlüğüne yer yoktu; gelecek otoriter kapitalizme, ekonomik ve teknolojik üstünlüğe sahip agresif ve çoğunlukla da ırkçı bir milliyetçiliği savunan hükümetler getirecekti. Netanyahu, geleceğin Obama’ya değil kendisine benzeyen liderler yaratacağını ima ediyordu.”9
Netanyahu’nun yerine başbakan olarak gelen Naftali Benet 2015 yılında yaptığı bir konuşmada, “özgürlük meşalesi” olan İsrail’in rolü konusunda daha da açık sözlüydü. O sırada ekonomi bakanı ve aşırı sağcı Yahudi Yurdu Partisi başkanı olan Benet, Batı Şeria’da konuşurken doğrudan kameraya bakıyordu. İsrail’in dört bir yandan Müslüman teröristlerle sarıldığı konusunda uyarıda bulunduktan sonra şöyle dedi: “İsrail teröre karşı açılmış küresel savaşın en ön cephesinde. Burası, özgür ve medeni dünya ile radikal İslam arasındaki sınır hattı. Bizler, İran ve Irak’ta dalga dalga yükselen radikal İslam anlayışının tüm Avrupa’ya yayılmasına engel oluyoruz. Burada terörle savaşırken aslında Londra’yı, Paris’i, Madrid’i korumuş oluyoruz.” Benet Batı Şeria’dan vazgeçmenin imkânsız olduğunu öne sürerek bunun gerekçesini şöyle açıkladı: “Biz bu topraktan vazgeçer, burayı düşmanlarımıza teslim edersek Raanana’da [İsrail’de bir şehir] yaşayan dört çocuğumun hayatı tehlikeye girer. Bir füzenin onlara isabet etmesi an meselesi olur.”
(6) Edward Said, “Permission to Narrate”, London Review of Books 6, no.3, 16 Şubat 1984.
(9) Peter Beinart, “Benjamin Netenyahu, father of our illiberal age”, The Beinart Notebook (blog), 14 Haziran 2021, peterbeinart.substack.com
[Filistin Laboratuvarı, İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor? Antony Loewenstein, Çeviren: Özlem Özarpacı, Eylül 2024, Metis]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!