Kırılgan Gençlik, Yükselen Milliyetçilik ve Devrimci Arayış!



Devrimci Proleter Gençlik’in BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici’nin bir analizinden yola çıkarak yaptığı değerlendirmeyi sayfamıza taşıyoruz


Bugün gençlik, adeta tarihin hızlandığı kritik bir eşiğin tam ortasında duruyor. BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici’nin gençlik odaklı saha analizinin de işaret ettiği gibi, karşımızdaki “yeni nesil milliyetçilik” sadece politik bir tercih değil ekonomik belirsizliğin, kimlik kaybının ve derin bir gelecek korkusunun iç içe geçtiği duygusal bir savunma hattı. Gençler artık devletçi, gelenekçi ve katı dogmalarla örülü eski tip bir milliyetçilikten ziyade pop-kültürle harmanlanmış, gündelik hayata sızan, hem dijital hem de sokak estetiğine yayılan çok daha akışkan bir milliyetçilik biçimiyle kendilerini ifade ediyorlar.

Göktürk motifleri, mitolojik kahramanlar, distopik diziler ve sosyal medyadaki militarist mizah kültürü… Bunların hepsi aynı anda hem bir oyun hem bir sığınak hem de bir pusula arayışı. Bu arayış, gençlerin içine sıkıştığı iklimi de ifşa ediyor: Sınıfsal gerçekliğin üzerinin örtüldüğü, yakıcı ekonomik kaygıların milliyetçi sembollerle bastırılmaya çalışıldığı bir ruh hâli.

Ancak BBC analizinin altını çizdiği kritik gerçeklerden önemli olanı şu: Bu kuşak, sağ-milliyetçi eğilimlere yakın durduğu kadar sol fikirlere ve toplumsal eşitlik talebine de açık. Aynı gencin hem sosyal adalet isteyip hem militarist şakalara gülmesi hem Teknofest coşkusuna kapılıp hem yoksulluğa isyan etmesi hem kadın haklarını savunup hem de faşist güvenlikçi politikalara sempati duyması bir tutarsızlık değil modern gençliğin karmaşık ve gerilimli doğasının ta kendisidir. Bu bir kopuş anıdır. İdeolojik ve siyasal hatların bulanıklaşıp birbirine karıştığı, zeminin kaydığı ve yeni yönelişlerin mümkün hâle geldiği bir zaman dilimi. Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü de değil. Avrupa Gençlik Araştırmaları ile Bertelsmann Stiftung ve FES gibi kurumların anketleri, küresel çapta benzer bir fenomeni doğruluyor. Gençlik her yerde aynı anda hem özgürlükçü hem güvensiz hem demokratik değerlere bağlı hem otoriter söylemlere açık. Almanya’da yükselen aşırı sağ, Fransa’da banliyö gençliğinin öfkesi, ABD’de Z kuşağının sosyalizm ile komplo teorileri arasında salınması… Hepsi aynı çağın, yani derinleşen eşitsizliğin ve sistem krizinin yarattığı kimlik kırılmasının ürünleri.

Dolayısıyla ülkenin gençliğini bu küresel tablonun dışında düşünmek imkânsız. Ekonomik kriz, kronikleşen işsizlik, barınma sorunu ve üniversitelerin içinin boşaltılması gençliği hem radikalleştiriyor hem de savunmasız bırakıyor. Bu savunmasızlık, kimilerini göçmen karşıtlığına ve “güçlü lider” arzusuna iterken BBC röportajlarındaki o çarpıcı cümleyi doğuruyor: “Gelecek yok, bari kimlik olsun.”

Fakat madalyonun diğer yüzünde, aynı savunmasızlık yeni bir toplumsal arayışı -sınıfsal bir uyanışı- tetikliyor. Genç işçiler arasındaki sendikalaşma eğilimi, kadın hareketinin genç kuşaklarda bulduğu karşılık, barınma eylemleri ve sosyalist fikirlerin kampüslerde yeniden filizlenmesi, gençliğin sadece sağa değil aynı derecede sola da açılabileceğini gösteriyor. Asıl soru şudur:

Bu sarkaç nereye evrilecek?

Milliyetçi dalganın görünürlüğü, onun gerçek gücünden daha fazladır. Çünkü kültürel olarak baskın, sosyal medyada hızlı ve ikonografisi caziptir. Ancak sınıfsal gerçeklik çok daha ağırdır. Hiçbir pop-kültürel sembolle örtülemeyecek kadar yakıcıdır. Kirasını ödeyemeyen, geleceğini göremeyen, emeği sömürülen bir genç, nihayetinde umutsuzluğunu soyut bir kimliğe değil somut bir çözüme dönüştürmeye mecbur kalacaktır.

Bu yüzden, “duygusal ve karmaşık yeni milliyetçilik” tarifinin arkasında aslında devrimci bir çatlak gizlidir. Gençliğin milliyetçiliği sarsılmaz bir ideolojik blok olmaktan çok fırtınada sığınılan geçici bir limandır. Ve o liman, ekonomik kriz sertleştiğinde veya milliyetçilik karın doyurmadığında hızla terk edilmeye açıktır.

İşte tam bu noktada devrimci militan sosyalist mücadelenin rolü hayati hâle geliyor. Çünkü gençlik bugün yalnızca bir “kimlik” değil adalet, eşitlik, onur ve özgürlük arıyor. Eğer milliyetçilikle bağ kuruyorsa, bu sahici bir inançtan çok çıkış arayışlarına yanıt verecek sahici bir devrimci öznenin eksikliğindendir.

Bugün geleceksiz görünen gençlik yarının devrimci hareketinin öznesi olabilecek durumda. Çünkü nesnel koşullar bunu zorunlu kılıyor. Kapitalizmin krizi, gençliği kimliksel çeperlerden alıp sınıfsal merkeze doğru itiyor. Uluslararası gerici dalga gençliği zehirlemeye çalışırken gençlik aynı anda “eşitliğin ve dayanışmanın” yeni sesleri olarak panzehiri de üretiyor.

Bu ülkenin gençliği bir eşiktedir. Eski milliyetçilik çöktü, yenisi ise parlak bir ambalajdan ibaret. Kalıcı ve dönüştürücü olan tek şey anti-faşist, anti-kapitalist, anti-emperyalist bir sınıfsal mücadelenin açacağı yoldur. Ve bugünün gençliği -tüm öfkesi, kırılganlığı ve yaratıcı enerjisiyle- o yolu açabilecek güce sahiptir.

Örgütlü gençlik, örgütlü mücadele, örgütlü gelecek!