Arkadaşlar, Kanalıma Hoşgeldiniz!



İnternetin sermaye olarak gündelik hayattaki baskın ve belirleyici yanı aynı zamanda onun içindeki hem kapitalist yıkımın düzeyine hem de sosyalizmi kurmak için onu devirecek potansiyele işaret eder. Ancak internetin yıkıcı ve devrimci yanını ele alırken ayakları gerçekçi biçimde yere basmak gerekir. Aksi hali bir ucu dünyanın sonu tahayyüllerine diğer ucu da Polyannacı pembe dünyalara gider


D. Emrah Zıraman

Günümüz dünyasında hiçbir meta yoktur ki doğrudan dünya nüfusunun çoğunluğuna kelimenin tam anlamıyla 7/24 ulaşıyor olsun: İnternet 8.1 milyarlık dünya nüfusunun 5,6 milyarının (yüzde 69,1’nin) interneti kullandığı; bu 5,6 milyar kullanıcının da günde ortalama 6 saat 40 dakika internette zaman geçirdiği düşünülürse, internetin hem kullanım değeri hem de değişim değeri olarak sermaye için önemi de kendisini apaçık biçimde gösterir.(1)

İnternetin sermaye olarak gündelik hayattaki bu baskın ve belirleyici(2) yanı aynı zamanda onun içindeki hem kapitalist yıkımın düzeyini hem de sosyalizmi kurmak için onu devirecek potansiyele işaret eder. Ancak internetin yıkıcı ve devrimci yanını ele alırken ayakları gerçekçi biçimde yere basmak gerekir. Aksi hali bir ucu dünyanın sonu tahayyüllerine diğer ucu da Polyannacı pembe dünyalara gider.(3)

İnternetin hem risklerini hem de olanaklarını aynı anda görmek, onu sınıf mücadelesi için etkili bir araç haline getirebilmenin de anahtarıdır. Ancak bu, internetin kendi başına bir çözüm olmadığını da akılda bulundurmayı gerektirir.

Asıl mesele bu potansiyelin nasıl organize edileceği ve harekete geçirileceğidir.

Riskleri görebilmek

İnternetin gündelik kullanımında sosyal medya ezici bir üstünlüğe sahiptir. Facebook aylık 3,6 milyar aktif kullanıcı içerirken, Whatsapp’ın da 3 milyar aktif aylık kullanıcısı vardır. Diğer yandan Youtube’da 2,5 milyar potansiyel reklam erişimi varken, TikTok’da bu sayı 1,94 milyar kişidir.4 Potansiyel reklam erişiminin sosyal medya kullanıcıların yaklaşık yüzde 44 ile yüzde 33’ünü oluşturması sosyal medyanın yazılımdan donanıma kadar internetin alt yapısal sermayesinden neredeyse bağımsız bir sermaye varlığını gösterir.

Sadece Türkiye’de 2024 yılı için dijital medyaya reklam yatırımı 2023’e göre yüzde 83 artış göstermiştir. Tıklamadan, arama motoruna kadar dijital medyanın reklam yatırım oranı 2024’te  tüm medya reklam yatırım oranının da yüzde 74,2’sine ulaşırlarken reklam yatırımı için kullanılan para da 158 milyar TL’ye ulaşmış durumdadır.5 Türkiye gibi orta düzey gelişmiş kapitalist bir ülkede bile kapitalizmin internetin alt yapısından bağımsız olarak sadece kullanıcılar için yaptığı reklam yatırımının bize gösterdiği en net sonuç internetin sermaye ile olan doğrudan ilişkisidir.

Özcesi “internette bedava bir şey yoktur” sözünün doğruluğu bağlamında internette olan bitenin temel belirleyicisinin sermaye olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Bu da bize internette dolaşıma sokulan hatırı sayılır sayıdaki bilginin, paylaşımın arkasında sermayeden alınan payın ve/veya pay kapma savaşının olduğunu unutmamak gerekir.

Örneğin Evrim Ağcı adlı popüler bilim sitesinin kurucusu Dr. Çağrı Mert Bakırcı, “Yapay Zeka Evrim Ağacı’nı Nasıl Öldürüyor” başlıklı videosunda özetle yapay zekaya dayalı yeni algoritmalar sayesinde Evrim Ağacı’nın izlenme sayılarının nasıl düştüğünü ve hem kanalı hem de siteyi var edecek temel gelirden nasıl yoksun kaldıkları anlatılır.6

Elbette mesele Evrim Ağacı gibi tekil bir örnekle sınırlı değildir. Örneğin arama motorlarında yenilenen aynı algoritmaya bağlı olarak pek çok muhalif hatta alternatif medya ve basın grupları da yayın hayatlarını ya zor bela sürdürüyor ya da son verdiler. Yayın hayatına son veren Gazete Duvar Türkiye özgülünde bu sürecin en dramatik örneğidir. Gazete Duvar ile Artı Gerçek, BirGün, Diken, Ekonomim, Gazete Pencere, İlke Tv, Kısa Dalga, Meydaskop, T24 ortak açıklamalarının başlığında sorunun kaynağını lafı uzatmadan gösterdiler: “Kamuoyuna açık mektup: Google’ın yıkıcı ambargosunu protesto ediyoruz.”7

Başka bir örnek olarak, özellikle yeni mezun psikologların mesleklerine ihanet edecek biçimde potansiyel danışanlarına kısa videolarla ahkâm kesmesinin, kesin reçeteler sunmasının, birkaç bilgi parçası ile analizler yapmasının, korkunç genellemelere girişmesinin ardında psikoloji mesleğinde bugün vahşileşme düzeyinde bir rekabetin yattığını kim yadsıyabilir ki? Durumun tek örneği psikologlar değil elbette. Bu yönelim doktorlardan özel ders ile geçinmek zorunda kalan öğretmenlere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Pek çok meslek bu korkunç rekabetten payını almak için işini en iyi kendisinin yaptığını uzun uzun anlatan videolar üretiyor. Bir video hazırlığı birkaç saatten daha fazlasına mal olurken ortaya konan ürünün tüketimi trajik olarak birkaç saniyeyi alıyor. Hal böyle olunca da sosyal medyanın ilk 6 saniyesi uğruna “ya Rab, ne güneşler batı[yor].”(8)

Sermayenin internet üzerindeki bu tahakkümü, onunla ilişkilenme ve ona karşı hamleler sırasında bunun bir sınıf ilişkisi olduğunu akılda tutmayı gerektirir. Bu temel gerçeğin göz ardı edilmesi kendi kuyumuzu kazmak anlamına gelir.

Genel olarak internetin ama özellikle sosyal medya uygulamalarının yarattığı ikinci büyük risk, ortaya çıkan yabancılaşmanın geldiği boyuttur.Yabancılaşma, öz itibariyle, insanın kendi eliyle ürettiği bir varlığı kendi kendine var olan bir varlık olarak algılaması, tanımlamasıdır. Yabancılaşma konusunda çok kalem oynatan Marx’ın ona dair nice parlak tespitleri olsa da Kapital’in en önemli alt bölümlerinden birisi olan “metanın fetiş karakteri”nde şöyle der:

Bir meta, ilk bakışta, kolayca anlaşılan sıradan bir şey gibi görünür. Metanın analizi, onun metafizik safsatalarla ve teolojik süslerle dolu çok karmaşık bir şey olduğunu gösterir. İster sahip bulunduğu özelliklerle insan ihtiyaçlarını karşılaması, isterse bu özellikleri yalnızca insan emeğinin ürünü olarak kazanması açısından ele alalım, meta, bir kullanım değeri olduğu sürece onda hiçbir esrarengiz yan bulunmaz. İnsanın kendi faaliyeti aracılığıyla doğadaki maddelerin biçimlerini kendisi için yararlı olacak şekilde değiştirdiği gün gibi açık bir şeydir. Örneğin, tahtadan bir masa yapıldığında tahtanın biçimi değiştirilmiş olur. Ama masa yine bir tahta, sıradan bir doğal şey olarak kalır. Ama meta kisvesine bürünür bürünmez doğal bir şey olmaktan çıkar, duyularla kavranamayan bir şey olur. Ayakları yerden kesilmekle kalmaz ama aynı zamanda bütün diğer metaların karşısında kafası üstünde durur ve tahta kafasından kendi iradesiyle dans etmeye başlamasından çok daha mucizevi tuhaf fikirler çıkarır. (Kapital, Yordam Yayınları, 81, boldlar bana ait)

Günümüzde özellikle sosyal medya ile yabancılaşmanın geldiği düzey, bizzat insanların kendi var oluşlarının bir yabancılaşma haline dönüşmesidir. İnsanlar kendilerinin bir ilişkiler ürünü olan insan olduklarını unutup ya da hiç düşünmeyip Marx’ın deyişiyle “kendi iradesiyle dans eden masalar” haline gelmeleridir.(9)

İnsanın internette yabancılaşmasının göstergesini de ilginç bir biçimde internet teknolojilerinin bizzat kendisi verir: Bot hesaplar. Hesap olarak insan görünen, içerik olarak insani durumlara tepki veren ancak özünde insani hiçbir özelliği olmayan sadece kodlardan oluşan hesaplar.

Türkiye’den bir örnek meselenin kapsamını göstermesi bakımından ilginç olacaktır. Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart sabahı gözaltına alınması ile 20 Mart sabahı 06:00’ya kadar 18 milyon 647 bin 269 paylaşım yapılmış. Bu paylaşımların 6 milyon 340 bin 070’in yani yüzde 34’ü bot hesaptan gerçekleşmiş. 2024’te Kayseri’de bir çocuğa yönelik cinsel istismarın Suriyeli bir mülteci tarafından yapıldığına dair paylaşımların ise yüzde 38’inin bot hesap olduğu tespit edilmiş.(10-11)

İnternet kullanıcıları interneti gündelik hayatlarından kesitler sunmak, gezdikleri yerleri paylaşmak, fikirleri ifade etmek gibi çok insani durumlar için kullanıyor. Ancak diğer yandan bu aynı insanlar başkalarını görmek, izlemek, oyun oynamak için de gündelik hayatlarının ortalama 7 saatini internette harcıyor.(12)

İnternete dair pek çok risk olmakla birlikte yazı bağlamında altı çizilmesi gereken ve ciddiye alınması gereken önemli bir diğer risk burjuva devletin internetle ilişkisidir. 2010’lardaki Wall Street işgallerinden Arap Baharı’na, Gezi İsyanı’nda Barselona direnişine kadar pek çok toplumsal isyan sürecinde devletler sokağa çıkanların interneti kullanma beceri ve yeteneklerinden aleni biçimde ürktü. Diğer yandan devletler arası ilişkilerindeki gerilimlerin yükselmesi ile birlikte devletler hem iç hem de dış için interneti özel bir alan olarak belirlediler.

Türkiye’de İletişim Başkanlığı’nın kurulması da bununla ilgiliydi, Selahattin Demirtaş’ın gözaltına alınması ya da 6 Şubat Maraş-Hatay depremi gibi toplumu sarsan ve tepkilerin ortaya çıkacağı kesitlerde bant daraltmasına gidilmesi de. Kitlelerden korkan devlet, internette de sopasını sürekli savurmaya devam ediyor ve edecek. Devletler, kitleleri gözetim-denetim süreçlerini derinleştirmeden onları manipüle etmek için interneti sürekli kullanacaktır.

Kapitalizmde sermaye ve devlet ortak çıkarlara sahip olsa da bu ilişki tekdüze ve sorunsuz değildir. Farklı sermaye grupları arasında rekabet ve devlet bürokrasisi içindeki farklı kanatların çıkar çatışmaları olabilir. Ancak sistemin bütünlüğünü tehdit eden kapitalizm karşıtı hareketler söz konusu olduğunda bu güçler ortak bir cephede bir araya gelir ve bu durumlarda devlet sermayenin bütünsel çıkarlarını korumak için en ön safta müdahale eder.

Öte yandan, gerçek dünyada nasıl devlet-mafya iç içeliği varsa, internette de devlet-hacker birlikteliklerini akılda tutmak gerekir. Bot hesapların üretiminden insanların kişisel verilerinin ele geçirilmesine, provokatif haber üretimi ve yaygınlaştırmadan muhalif internet sitelerinin işlevsiz hale getirilmesine kadar kimi hacker çeteleri devletin hedefleri doğrultusunda çalışacaklardır. Daha doğrusu, ABD, Rusya ve Çin yanında İsrail’den Güney Kore’ye, Ukrayna’dan Türkiye’ye kadar hemen her burjuva devletin gizli servislerinin kendileri için çalışan hacker grupları örgütledikleri bilinen bir ‘sır’dır.

“Ya barbarlık ya sosyalizm” sloganıyla interneti ilişkilendirecek olursak şimdiye kadar değindiğimiz riskler internetin ‘barbarlık’ kısmına aittir. Şimdi sıra sosyalizmde.

Devrimci olanak olarak kullanmak

Bu bağlamda internetin devrimci olanakları, örneğin siyasal hayata katılımın internet aracılığıyla hızlı ve demokratik olması gibi sosyalizmde devreye sokulabilecek potansiyeller olarak da ele alınabilir. Bu tür olanaklar, her şeyden önce gerçekleştirilmesi mümkün bir sosyalizm ütopyasının coşkusu içinde ele alınmalıdır. Ancak bu yazıda şimdilik sosyalizmin devrim öncesiyle sınırlı kalacağız.

İnternetin en büyük risklerinden biri olarak yabancılaşma olduğundan bahsetmiştik. İnternette devrimci var oluş biçimleri her ne olursa olsun bu risk asla unutulmamalıdır. Aksi halde, internetin devrimci kullanımı adına yapılıp edilenlere özel bir  anlam yüklenir hatta bu özel bir ‘siyasal var oluş biçimi’ haline getirilir ki o zaman yabancılaşmaya karşı çıkılmak istenirken ne kadar çok yabancılaşıldığının farkına bile varılmaz. Bunu gözardı eden her ‘devrimci duruş’ iddiası eninde sonunda zıddına dönüşmekten kurtulamaz.13

İnternetin devrimci olanaklarının başında kapitalizmin çarpıcı biçimlerde yaygın teşhiri olanağı gelir. Bu olanak uzun süredir bayağı etkili biçimlerde kullanılıyor. Keza burjuvazinin iç çelişkileri ve iktidar savaşımı sırasında tarafların karşıtlarını teşhir için internet silahını kullanmaları devrimci teşhir olanaklarını zenginleştirip kolaylaştıran bir yana sahip. Ancak internetin olanaklarını teşhirle sınırlamak müdahil olmayı haberdar olmaya doğru çeker.

Bu noktada günümüzde interneti, Lenin’in “Ne Yapmalı?” kitabında dile getirdiği devrimci yaklaşımla ele almak gerekir. Lenin Rusya için devrimci bir gazeteyi  basımından dağıtımına, işçiler tarafından beslenip yazıların tartışılmasına kadar  örgütlenmenin aracı olarak tarif eder. Bu nedenle,“Bir gazete yalnızca kolektif bir propagandacı ve kolektif ajitatör değil aynı zamanda kolektif bir örgütleyicidir” der. ( Sol yayınları, s.177)

Lenin’in gazeteyi ‘kolektif bir örgütleyici’ olarak tanımlaması, merkezi bir yayının günümüzdeki karşılığı olmaktan çok bize ilham kaynağı olmalıdır. Günümüz interneti, yatay ağ yapıları ve merkeziyetsiz iletişim biçimleriyle 20. yüzyılın başındaki merkezi parti modelinden yapısal olarak farklıdır. Buradaki öz, Lenin’in modelinin birebir kopyası olarak düşünmekten çok interneti sadece bir propaganda aracı değil gerçek dünyadaki eylem ve örgütlenmeyi koordine eden, hızlandıran ve besleyen dinamik bir ağ örgütlenmesi olarak kavrayabilmektir. Bu, hem merkezi strateji hem de yatay inisiyatifi dengelemeyi gerektiren yeni bir örgütlenme sanatıdır.

Elbette örgütlenmek gerçeklikte yaşanan toplumsal-siyasi süreç ve gelişmeleri interneti de kullanarak mümkün mertebe devrimci olana yönlendirebilmeyi amaçlamak ve buna uygun organize olmak demektir:

“’Her sorun ‘bir kısır döngüdür’” der Lenin, “…çünkü, bir bütün olarak siyasal yaşam sonsuz sayıda halkalardan meydana gelen sonsuz bir zincirdir. Siyaset sanatının tamamı, elimizden koparılıp alınması en güç  olan halkayı, belirli bir anda en önemli olan halkayı, onu elinde tutan bütün zincire sahip olmayı en çok güvence veren halkayı bulmaktan ve ona olabildiğince sıkı bir biçimde sarılmaktan ibarettir.” (Ne yapmalı, s.177)

Elbette burada örgütlemenin sınırının her zaman gerçek dünya tarafından belirlendiğini akıldan çıkarmamak yatar.  İnternetin katkısı ve etkisi ne olursa olsun bir devrim ya da isyan internette gerçekleşmeyecek. Bu bağlamda internetteki devrimci etkinliğin temelini gerçek dünyada olan bitene müdahil olmak belirlemelidir.

Gezi İsyanı sürecinde özellikle çatışmaların olduğu yere aynı şehirde olsa da bir nedenle gidemeyenler ya da farklı şehirde olduklarından dolayı gidemeyecek olanlar internet aracılığı ile lojistikten istihbarata kadar muazzam bilgileri sokaktakilerle paylaşabildiler. Ya da 6 Şubat depreminden sonra internetin kısıtlanmasını büyük küçük organizasyonlara girerek aşıp insanlara ulaşmayı başardılar. Bu iki tarihsel deneyim bile kitlelerin akut durumlarda eldeki araçlarını nasıl organize kullanabildiklerini bir şekilde keşfettiklerini, kullandıklarını gösterir. Mesele tam da Lenin’in dediği gibi gazete aracılığı ile kitlelerin her şeyini yapmak değil onlar için “iskele inşa etmek”tir.

Peki bu iskele nasıl kurulabilir? Birkaç başlıkta ele alınabilir:

⁃Devrimci cenahın en zayıf halkası kodlama yapan insanının neredeyse yok denecek kadar az olmasıdır.¹⁴ Teknoloji üretimindeki bu eşitsizlik, mücadelemizin önündeki kritik engellerden biridir. Büyük platformların algoritmik hakimiyetiyle baş edebilmek için teknik becerilerin edinilmesi ve yetkinleştirilmesini stratejik bir mücadele alanı olarak görmeliyiz. Bu yalnızca yeni kodlayıcılar yetiştirme yönelimine girmek anlamına gelmez halihazırda bu becerilere sahip olanları, özgür ve dayanışmacı bir internet vizyonu etrafında kenetlemeyi ve mevcut açık kaynak projelerle ilişkilenmeyi gerektirir. Amacımız, alternatif bir dijital altyapının temellerini küçük de olsa sabırla ve kolektif bir şekilde inşa etmektir.

⁃İnternet ile yürütülen tüm faaliyetlerin az ya da çok demeden örgütlü olmasını esas almak gerekir. Bu örgütlülük de internetin yapısına uygun olarak  esnek olmalıdır. İnsanların internet kullanma deneyimlerini ve pratiklerini gözeterek bunları kapitalizme karşı dönüştürmek hedeflenmelidir.

⁃Devrimciler dayanışmayla ortak bilgilendirme platformları kurarak haberden teşhire, bilgilendirmeden yönlendirmeye kadar insanların takip edecekleri parçalı yapılardan çıkıp daha bütünsel yapılar inşa edebilirler. Bu güçbirliklerinin bileşenleri bir taraftan kendi merkezi hesaplarını kullanmaya devam ederken, diğer yandan sanat, teknoloji, dayanışma, kadın, işçi, çevre, ekoloji alanlarına odaklanmış kolektif hesaplar açıp omuz omuza işlevsel kılabilirler.

⁃Kapitalizmin kronik krizlerinin akut görünümleri şiddetleniyor ve sıklaşıyor. Akut durumlarda örgütlü güçlerin taraftarları az ya da çok demeden internet cephesine hızlıca sokulmalıdır. İnsanların odaklandığı bir gündemi yakalayıp gündemden düşmesini engellemenin, gündemi yukarıda tutmanın yolları işletilmelidir. Tabii bu yapılırken itici bir sosyal medya mahkemesi ya da sadece ah vah ederek dizini döven bir konuma düşülmemelidir. Kronik krizlerin akut anlarında (örneğin güçlü bir işçi eylemi/grevin/direnişi için; orman yangınlarında bir bölgedeki yangına desteğin sağlanması için) internet kitlesel bir etkileşim, eylem, pratik alanı ve aracı olarak kullanılmalıdır.

⁃Özellikle işçi grevleri, iş cinayetleri, kadınlara saldırı, ekolojik yıkım süreçlerinde internetin dayanışma örme bağlamında kolektif  ve planlı biçimde kullanılması gerekir. Tersten bir örnek verecek olursak, geçtiğimiz Haziran ayı başında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin grevine sendikanın hazırlıksızlığı kendisini internette de gösterdi. İzmir Büyükşehir Belediyesi yanında CHP örgütleri ve CHP yandaşı medya organlarının hesaplarından işçilere karşı düşmanca bir faaliyet yürütüldü grev boyunca. Grevci işçiler başta olmak üzere devrimci siyasetlerin ve emek dostlarının reaksiyonlarıyla kısmen denge sağlansa da o deneyim egemen olanın interneti grev kırıcılık için bile nasıl etkin kullanabildiğinin göstergesi olarak okunmalıdır.

⁃Çeşitli sosyal medya uygulamalarının bizzat kendisi insanın insanlığından şüpheye düşürecek politikalara yönelebiliyor. Elon Musk’ın Twitterı satın almasının ardından gördük bunun örneğini. Alternatif uygulamalar ise ya zayıf ya da kullanışlı değil. Ancak politik ve ahlaki olarak iyice zıvanadan çıkıp yozlaşan bir sosyal medya uygulamasında da örneğin çoğunluk orada diye kalınmakta ısrar edilmemeli. Çok geniş kitlelere ulaşma olanağı sağlayan bir sosyal medya uygulamasında elbette kalınabildiği sürece kalınmak hedeflenmeli. Ancak bir uygulamadan çıkılması gereken bir ana ulaştıysa oradan çıkması da bilinmeli. Sonuçta insanlık ne Twitter ile var oldu, oluyor ne de TikTok’la var oluyor, olacak.

Yukarıdaki önerilere pek çok şey eklenebilir. Akan giden bir yapı olan internette devrimci duruşun da dinamik olması gerekir. Milyarlarca insana saniyeler içinde akan veri kütlesi içinde devrimci bir konum yaratmak, kullanmak, sürdürmek cidden zor bir iş olacaktır. Öyle ya, sizin ekranınızdan birkaç saniyede nasıl onlarca hesap akıyorsa diğer insanların önünde de aynı şey gerçekleşiyor demektir. Bu anlamda twitter (x), instagram, facebook gibi sosyal medya mecralarından bir mesaj verebilmek için emek ve zaman harcamak çoğu kez boşa çekilen kürek hissini uyandıracaktır. Ancak bu noktada, “Atina uyuyan bir atsa, ben de onu uyandıracak olan at sineğiyim” diyen Sokrates gibi olmada ısrarın tarihsel önemi vardır.

Dipnot:

(1) Veriler için bkz: DataReprtal.com, Global Social Media Statistics, https://datareportal.com/social-media-users

(2) Doğal olarak güzümüzün önündeki sosyal medya gibi kullanımlar  daha çok akla gelse de,  İnternetin kullanım çeperini düşünürken oldukça geniş düşünmek gerekir; banka işlemlerinin neredeyse tamamı (para transferinden yatırım aracı olarak bitcoine kadar); devletlerin kendi iş işleyişlerinin önemli bir kısmı ( örneğin Türkiye’de adalet sisteminin internet tabanlı  UYAP aracılığı ile olması); kişiselden kamusal kuruma kadar haberleşmenin bir kısmı ( eski Alman Başbakanı Merkel’in başbakan olarak yazışmalarının hacklenmesi akla gelsin) gibi.

(3) Günümüzde hatalı bu iki uç Yapay Zeka’da kendisini gösteriyor. Yapay Zeka’ya dair “artık sinema bitti” diyen apokaliptik ( mahşer günü) görüşlerin hemen yanında “iki satır yazın ve filminizin yönetmeni olun” diyen ayakları yere basmayan hülyalar da var.

(4) Veriler için bkz: DataReprtal.com, Global Social Media Statistics, https://datareportal.com/social-media-users

(5) Veriler için bkz: Reklamcılar Derneği, Türkiye’de Tahmini Medya ve Reklam Yatırımları 2022 Raporu, Yayınlanma tarihi Nisan 2025, https://rd.org.tr/Assets/uploads/537051d2-7648-492c-b3d2-967ec20ea917.pdf

(6) Youtube, Kanal Adı: Evrim Ağacı; Video başlığı: “Yapay Zeka Evrim Ağacı’nı Nasıl Öldürüyor?”; kısa link: https://www.kisa.link/YdvrH

(7) https://www.gazeteduvar.com.tr/kamuoyuna-acik-mektup-googlein-yikici-ambargosunu-protesto-ediyoruz-haber-1763452

(8) İnternetin teknolojik hızı, kapitalizmde meta üretim hızına zorunlu olarak yenildi. Hal böyle olunca futbolda bir kalecinin elinde top varken gereksiz biçimde zaman geçirerek takımı lehine oynamadan süreden çalmasının önüne geçmek için elindeki topu 6 saniye içinde çıkarması kuralı vardır.  Futbolun bu kuralı  sosyal medyada kendinize ait bir şeyi izletmek dahil her türden  “satış için 6 saniye kuralı”na çevrilmiştir. Bu uyduruk kurala göre sosyal medyadaki içeriklerinin tamamı değilse bile çoğunu kullanıcılar tarafından izlenmesini yolu ilk 6 saniyeden geçer.

(9) Buna acı bir örnek vermek gerekecek olursa bu yaz sahil bölgelerindeki orman yangınlarında pek çok insan sosyal medya aracılığı ile isyan etti. Ama  isyan edenlerin hatırı sayılır bir kısmı da bir şekilde doğası talan edilerek “hizmete” sunulmuş deniz kenarlarındaki mekanlarda poz verip sefa yapmaktan da geri durmadı.

(10-11) Deutsche Welle Türkçe ,“Sosyal medyada bot ve trol yakalama rehberi”, https://www.dw.com/tr/sosyal-medyada-bot-ve-trol-yakalama-rehberi/a-60759534

Bu habere şu şerhi de koymak gerekir: Haberdeki verileri bizzat paylaşan İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya verirken, Örneğin İmamoğlu sürecindeki bot hesaplarının kaçının AKP trolleri ya da bizzat İletişim Başkanlığı destekli olduğunu haliyle söylememiş.

Botlar nedeniyle İnternetin öldüğüne dair bir tartışma için bkz: Youtube, Kanal Adı: Evrim Ağacı; Video başlığı: “Ölü İnternet Teorisi: İnterneti Kullanan Kaldı Mı?”, kısa link: https://www.kisa.link/bbdAH

(12) 2024 verilerine göre ABD’de internet kullananların yüzde 35’inin internet bağımlılığı; gençlerin yüzde 60’ı ise spesifik olarak cep telefonu bağımlılığı belirtileri gösteriyor. Bkz: Technology Addiction Statistics 2024, https://virtual-addiction.com/technology-addiction-statistics-2024/

(13) GÜM hesabı 2025 Temmuz’unda yapay zekayla ürettiği Marx, Engels, Lenin, Stalin ve Che’nin sahnede müzisyen olarak yer aldığı “The Reds! We Are Storm” ile kayda değer bir heyecan yarattı. Peş peşe yeni üretimlerle özellikle gençlerin ilgisini çekti. Kadınlara söylettikleri “Geliyoruz zincirleri kıra kıra” ile yeni bir zirve yaptılar. Ancak aynı ekip Ağustos ayında birden bire takipçilerine müziklerini sadece kendi hesaplarından paylaşmalarını aksi halde gelir elde edemediklerini söyledi. Şarkılarını kendi hesaplarından paylaşan Barbaros Şansal’a dava açtıklarını söyleyip Mustafa Balbay ile de “emek kutsaldır” üzerinden polemiğe girdiler. 25 Ağustos’da da “Türkçe kanal ve hesaplarımız için üretmeyi belirsiz bir süreliğine bırakıyoruz. Sağlıcakla..” diyerek üretimi durdurdular. Sonra hiçbir açıklama yapmadan geri geldiler.

Bu arada GÜM ekibi ürettikleri müziklerin telifi-emeği üzerine onca gürültü kopardıktan sonra ““Geliyoruz zincirleri kısa kıra” şarkısının müziğinin Sadettin Kaynak’a ait olduğunu “yeni öğrendiklerini” belirtiyorlar. Ancak ekip Sadettin Kaynak’tan kullandıkları müzik için telif veya varislerinin miras hakkına dair sessizliğe gömüldü. O zaman insanın aklına “bu ne perhiz bu ne lahana turşusunu” demek geliyor.

Çünkü kendilerini komünist, devrimci olarak ilan eden Güm ekibinin ürünlerini hiç de ucuz olmayan programlar aracılığıyla üretmeleri ayrı bir şey, gelir elde etmek için illa bizim logomuzla paylaşın yoksa size şarkı markı yok “şımarıklığı” başka bir şeydir. Üretimlerine devam edebilmek için bir dayanışma örmek yerine kapitalizmin gelir biçiminde ısrar etmek, takipçilerini ısrarla gelir elde edecekleri alanlara  yönlendirmeye çalışmaları komünist ideoloji açısından da abes.  Çünkü dinleyicilerini kendilerine gelir getirecek dinleme, paylaşım biçimine yönlendirirken kullandıkları “en yüce değer olan emek” sloganı Marksist bir slogan değildir. Tersine Marx, bu sloganı Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi’nde yerden yere vurur. Marx’ın dile getirdiği gibi bu sloganın temelinde emeğin meta ürünü olması yatar. Kendi ürettikleri devrimci müziğin meta olduğunun ilanıdır bu istek.  Ama  Marx gerçekten de elektro gitar çalan bir müzisyen olsaydı şayet ve birisi ona “biz müzisyen olarak emekçiyiz ve  emek en yüce değerdir” deseydi gitarını kırıp sahneden ilk inen Marx olurdu herhalde.

(14) Bu bağlamda RedHack heyecan verici ama saman alevi olan bir oluşum olması öğreticidir. Örgütlü bir yapının parçası olup olmadıkları bilinmiyordu.

Ama süreç içinde onların devrimci fikre bir kısmı belki bir dönem fiilen örgütsel faaliyet içinde bulundukları da belliydi. Ortaya çıkan verilere bakıp her ne kadar kendi içsel örgütlenmelerini üretmiş olsalar da devrimci bir örgüt ve siyaset(ler) ile doğrudan ya da dolayı bir bağlantı içinde olmadıkları için (trafik cezalarını silme, faşist organizasyonların web sitelerini hackleme gibi) cidden heyecan verici devrimci eylemler sergilemiş olsalar bile arkalarında sadece nostaljik bir anı bırakarak  dağılıp gittiler.

Devrimci Proletarya