Moira Lavelle*
4 Aralık’ta, Yunanistan’ın Midilli adasındaki mahkeme, bir kaçakçılık davasını incelemeye başladı. Yargılananlar, 2016-2018 yıllarında Midilli açıklarında kıyı şeridi müdahalesi gerçekleştiren bir sivil toplum kuruluşu olan Emergency Response Centre International (ERCI) ile yaptıkları çalışmalarla bağlantılı olarak suçlanan yirmi dört yardım görevlisiydi. Yardım görevlileri, Türkiye’den botlarla gelen insanlara battaniye ve su sağladıklarını ve boğulma tehlikesi olanlara yardım ettiklerini belirttiler. Şimdi 20 yıla kadar hapis cezası ile karşı karşıyalar.
Suçlamalar, birçok insan hakları gözlemcisi ve hukuk örgütü tarafından uydurma ve saçma olarak nitelendirildi. Uluslararası Af Örgütü Belçika’nın Flaman şubesi yönetici direktörü Wies De Graeve, “Bu suçlamalar, göçmenlere yardım edenleri suçlu olarak göstermeyi amaçlıyor. Bu, Avrupa’da dayanışmayı suç sayan bir eğilimin parçası” diye yazdı.
Ancak, göçmenleri ve onlara destek veren herkesi suçlu ilan etmek, Yunanistan ve Avrupa genelinde bir eğilimden bir modus operandi (çalışma yöntemi anlamında kullanılan bir deyim) haline geldi. Bu dava, 2016’dan bu yana kıyılarda battaniye dağıtan insanlardan boğulmaktan kurtarmayı suç saymaya ve güvenli bir yer arayanları sistematik olarak geri püskürtmeye kadar Avrupa’nın sığınmacılara karşı tutumunun nasıl değiştiğinin çarpıcı bir örneğidir.
Midilli davası, 2018 yılında Nassos Karakitsos, Seán Binder ve Sara Mardini’nin tutuklanmasıyla başladı. Karakitsos, ERCI’nin saha direktörüydü, Binder ve Mardini ise kıyıda müdahale çalışmaları yapıyorlardı (Mardini, sığınma talebiyle Yunanistan’a gelmişti ve seyahat ettiği şişme bot arızalanınca, kız kardeşiyle birlikte kıyıya yüzerek ulaşmışlardı).
Karakitsos, Binder ve Mardini, ön duruşma için 100 günden fazla tutuklu kaldılar. Onlar ve STK’da yer alan yirmi bir kişi daha sahtecilik, casusluk, yasadışı girişe yardım ve yataklık, suç örgütü kurma, kara para aklama ve dolandırıcılık gibi bir dizi suçlamayla karşı karşıya kaldı.
Tüm sanıklar kurtarma çalışmalarının yasadışı olmadığını, Yunan Sahil Güvenlik ve diğer yetkililerle sık sık iletişim ve işbirliği içinde olduklarını ve suçlamaların göçmenlere yönelik dayanışmayı engellemek amacıyla yapıldığını savunuyorlar. Binder 2022’de Avrupa Parlamentosu’nda davayla ilgili konuşurken, “İlk olarak neyi kontrol edersiniz nabızlarını mı, pasaportlarını mı? Eğer benim gibi önce nabızlarını kontrol ederseniz benim suçlu olduğum iddia edilen suçun aynısını işlemiş olursunuz,” diye sordu.
Midilli’deki duruşma, hafif suçlar ve ağır suçlar olmak üzere iki davaya ayrıldı. Hafif suç davası 2023’te başladı, ancak usul ihlalleri nedeniyle neredeyse tüm suçlamalar düşürüldükten veya alt mahkemeye geri gönderildikten iki gün sonra kapandı. Diğer davada suç örgütü kurma, yasadışı girişi kolaylaştırma ve kara para aklama gibi ağır suçlar yer alıyor.
Davanın avukatı Zacharias Kesses, “Şu ana kadar duruşmada sunulan deliller bizim lehimize, yani aleyhimize önemli bir şey, cezai sonuçları olacak bir şey sunulmadı” dedi. Geçen Cuma ara verilen duruşma 2026 Ocak’ında devam edecek.
Avrupa’nın 2015 yılında yaşadığı sözde mülteci krizinin zirveye ulaşmasından bu yana 10 yıl geçti ve Avrupa’nın bir zamanlar kıyılarına gelen insanlara karşı gösterdiği dayanışma artık sınırlandırılmış ve kısıtlanmış durumda. Artık Midilli’de hatta Türkiye’ye komşu Yunan adalarının hiçbirinde kıyı şeridi müdahale organizasyonları faaliyet göstermiyor. Yunanlı büyükannelerin kıyılarına gelen bebekleri emzirirken fotoğraflandıkları günler geride kaldı ve bu büyükannelerin Yunanistan cumhurbaşkanından övgüler almasına ve Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmesine neden olan duygular da çoktan yok oldu.
Göçmen akınının artmasından kısa bir süre sonra sert bir baskı dönemi başladı. Devletin müdahale etmediği durumlarda müdahale etmek için çabalayan STK’lar ve taban örgütleri hızla suçlu ilan edildi. Bu durum en çok İtalya ve Yunanistan’da görüldü ancak Almanya, Malta ve İspanya’da da benzer örnekler yaşandı. 2015-2019 yılları arasında, Akdeniz’de 18 arama ve kurtarma gemisi soruşturma altına alındı ve çoğu zaman limanlarda zorla demirlemeye zorlandı. Aralık 2019 itibarıyla, bireyler ve kuruluşlara karşı bazıları sadece çay ikram etmek gibi basit eylemler nedeniyle en az 60 resmi suçlama davası kaydedildi.
Teorik olarak, AB, yardım çalışanları için istisnalar öngörmektedir -2020 yılında, Avrupa Komisyonu’nun Göç ve İltica Paktı bu tür arama ve kurtarma operasyonlarının kovuşturulmasının yasadışı olduğunu belirtmiştir- ancak pratikte bu davalar Yunanistan ve Avrupa mahkemelerinde devam etmektedir.
Sadece Midilli adasında, avukatların neredeyse aynı suçlamalar olduğunu iddia ettiği birkaç benzer dava açılmıştır. Avukat Kesses, “Suçlamaları yönelten polis memuru, daha önce Midilli’de Mare Liberum ile ilgili çok büyük bir davayı yürütmüş olan polis memurudur” dedi. “Bu dava, diğer iki dava gibi reddedilmiştir. Bu, mahkemeye sunacağımız bir kanıttır. Suçlamaların sonunda düşeceğine gerçekten inanıyorum.”
Aynı mahkemeler, sığınmacıları kaçakçılık suçundan daha sık yargılıyor ve kendileri de güvenlik arayışıyla tekneyle gelen insanları, bazen onlarca yıl hapis cezasına çarptırıyor. Midilli’de yardım görevlilerinin yargılanmasına başlandığı gün, Girit’te kaçakçılıkla suçlanan sığınmacılar için bir dizi duruşma başladı. Silah zoruyla tekneyi kullanmaya zorlandığını belirten Sudanlı genç bir adam, sığınmacıları taşıyan bir tekneyi kullandığı iddiasıyla 335 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Başka bir sanık ise bin 360 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bu suç sayma uygulaması, giderek artan ve giderek daha yüksek teknolojili sınır güvenliği ve ülkeye girmeye çalışan göçmenleri genellikle dayak, elektroşok ve diğer şiddet biçimleriyle sistematik olarak geri püskürtme uygulamasıyla birleşiyor (Yunanistan bu tür geri püskürtme uygulamalarına karıştığını reddediyor, ancak devlet bu uygulama nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından suçlu bulunmuştur).
Midilli’deki yardım görevlilerinin davası artık Avrupa’nın göç ve göçmen karşıtı politikalarının habercisi olmaktan çıkmış durumda. İlk suçlamaların yöneltilmesinden 7 yıl sonra hâlâ süren dava, daha geniş eğilimin sadece bir parçası.
(*) Moira Lavelle, Yunanistan’ın Atina kentinde yaşayan bağımsız bir muhabirdir ve göç, sınırlar, cinsiyet ve siyaset konularını takip etmektedir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!