Walter Benjamin
Montaigne, hakikatin anahtarının insanın kendisinde olduğuna inanıyordu. Hakikate ulaşmak için, insanın dönüp kendisine bakması yeterliydi: “Herkesin gözü dışarıdadır, ben gözümü içime çevirir, içimde gezdiririm. Herkes önüne bakar, ben içime bakarım: Benim işim gücüm kendimledir. Hep kendimi seyreder, kendimi yoklar, kendimi tadarım.” Denemeler Montaigne’in hayatının kitabıydı; kırk yaşında yazmaya başladı, yazdıklarını uzun süre yayımlamadı, yayımladıktan sonra da hep aynı kitabı genişletti; hayatı boyunca hep deneme yazdı. Okura şöyle sesleniyor: “Kendim dışında hiçbir amaç gütmedim. Kitabımın özü benim.”
Yazdıklarına son derece alçakgönüllü bir ad buldu: Deneme. Ama bu tevazunun ardında, aslında pek de sınır tanımayan bir iddia bir kibir yatıyordu: “Her insanda insanlığın bütün halleri vardır.” Montaigne, kendini anlamakla insanlığın bütün hallerini anlayabileceğini, kendisinin insanlığı anlamanın anahtarı olduğunu düşünüyordu. Senyör Montaigne’den beri bütün denemeler, alçak gönüllü görünümlerinin ardında tüm hayata dair düşünceleri, insanlığın bütün hallerini açıklama iddiasını da içinde taşıyor.
Ama bu iddianın, modern denemede bir kırılmaya uğradığından söz etmek gerekiyor. Lukacs 1907-1910 arasında yazdığı denemelerden oluşan Ruh ve Biçimler’e giriş niteliğindeki “Denemenin Doğası ve Biçimi Üzerine” adlı yazısında, “insanın bu tür yazıları yayımlamaya hakkı olup olmadığını” sorun edinmişti: Çoğu durumda deneme yalnızca başka sanat eserlerinden, daha önce yazılmış yazılardan, yapılmış resimlerden, söylenmiş fikirlerden söz ediyor, “hayatın olabildiğince uzağında duruyor” gibidir. Ama “’deneme’ kelimesindeki yalın tevazu, bir kibri gizler aslında. Deneme yazarı, onu zaman zaman nihai hakikate yaklaştığına inandıran kibirli umutları bir kenara bırakır çünkü sonuç olarak, başkalarının şiirlerini ya da en fazla kendi fikirlerini açıklamaktan başka yapabileceği bir şey yoktur. İroni yoluyla kendini bu güçsüzlüğe, en derin zihinsel ürünün bile hayat karşısında taşıdığı bu daimi güçsüzlüğe alıştırır; hatta bu güçsüzlüğü ironik bir tevazuyla öne çıkartır.” Ürününü, kendinden önce yaşanmış hayatlara tabi kılar: Edebiyatçıdan farklı olarak deneme yazarının konusu yalnızca biçimlerdir.
İnsanlığı anlamanın yolu, yalnızca kendi hayatını gözlemekten geçmez artık. Üstelik, insanlığın bütün hallerini kendinde gözleyecek, ömür boyu aynı kitabı genişletecek kadar ne kendine güveni vardır ne de kendine ayıracak o kadar zamanı: Yazı bitmeli, yayıncaya teslim edilmelidir.
[Walter Benjamin, Son Bakışta Aşk, Yayıma Hazırlayan: Nurdan Gürbilek, Metis Seçkileri]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!