Fildişi Kulelerden ‘Güverte’dekilere Bakış



İstanbul Valisi Davut Gül: “Okullarda meclisler oluşturduk. 300 bine yakın okul temsilcimiz var. Amacımız kendilerini ifade edebilmeleri, karar süreçlerine katılabilmeleri, ‘hayır’ diyebilmeleri…”


Poyraz Soysal

Yoksulluk, geleceksizlik ve çaresizlik her gün veba gibi yayılıyor. Kat kat betonların, yaldızlı binaların içine sığdırılamayan utancı bir miras gibi bırakıp insanlığa ölümün en sefil şekliyle terk ediyorlar hiç yaşamadıkları dünyayı. Utanç kalıyor yaşayanlara. Tanıyan, tanımayan herkesin payına düşen utanç. Çünkü bir sac parçası yok yoksulların başını sokabileceği. Beton imparatorluğunda emeği ve doğayı vahşi bir hırsla sömürerek servetlerine servet katarken birileri, başını sokabileceği bir dam parçası bulamıyor milyonlar.

“Yoksulluk bütün insanlığın ayıbıdır” diyor ya Yaşar Kemal, o ayıbın utancıyla yüzleşmemek için utancın kaynağı olan neoliberalizmin yarattığı sanal dünyalara gömülüyoruz. Çünkü yıllardır büyütülen korku duvarları hareket alanımızı kısıtlıyor. Korktukça, korkularımızın kat kat fazlası bedeller ödüyoruz.

13 yaşında gençler Latin Amerika ülkelerindekine benzer çete ağlarına düşüyor. Sentetik uyuşturuculara alışıyor, ağır silahlarla cinayet işliyor. Silaha ulaşmak, uyuşturucuya ulaşmak, bir mesaj yakında. Devrimcilerin boş bıraktığı alanları hızla bu çeteler dolduruyor. Evinin kirasını ödeyemeyen yaşlı insanlar, ısınmak için girdiği arabanın içinde yanarak can veriyor. Deprem bölgesinde hala en temel ihtiyaçlar giderilemiyor. Geleceksizlik, ölüm, kadına şiddet her yerde kol geziyor.

Oysa rejimin kaymak tabakası fildişi kulelerinde bir başka dünyayı yaşıyor. Çok ender de olsa halkın arasına kısmen karıştıkları durumlarda bu durum komik diyaloglara yol açıyor. Geçenlerde ev ziyareti yapan AKP’liler halkın “30 bin liradan aşağı kira yok” yakarışına, S400 füzeleri üzerine çok “derin” bir söylevle karşılık verdi. Özetle “ev yoksa füze var ve siz bununla gurur duymalısınız. Kira mira önemsiz” demeye getirdiler. Yani yıllardır yaptıklarından farklı bir şey yapmadılar ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Hamaset evsizliğin, yoksulluğun acısını bastıramıyor.

Geçenlerde T24’te yayımlanan ve valinin propagandası amacıyla yapıldığı belli olan bir röportajda İstanbul Valisi Davut Gül Candan Yıldız’ın sorularını yanıtlıyor. Valinin konuşması “aynı gemideyiz” yalanını daha belirginleştirmenin ötesine geçmiyor. Öyle değilse de bulunduğu yerden güvertedeki yolcular görünmüyor.

Algı operasyonlarının getirilerini bilen İstanbul Valisi Davut Gül, “gençlere ulaşmaya çalıştıklarını” iddia edebildi. Bunun için neler yaptıklarını saydı döktü bir bir… Kitap okumanın, çocukların kendilerini ifade edebilmelerinin önemine değindi: “Okullarda meclisler oluşturduk. 300 bine yakın okul temsilcimiz var. Amacımız kendilerini ifade edebilmeleri, karar süreçlerine katılabilmeleri, ‘hayır’ diyebilmeleri…” En çarpıcısı da bu ‘hayır’ diyebilmelerini teşvik etme palavrası olsa gerek. Duy da inanma! ‘Hayır’ diyenin kendisini ya karakolda ya işkencede ya hapishanede bulduğu Türkiye’den söz ediyoruz, Patagonya’dan değil!

Valiye göre okullarda spor salonları, enstrümanlar, mahallelerde ödev evleri oluşturduklarını, öğrenci meclisleri kurduklarını. Okullarda müzik odaları, spor salonları falan var ama lavabolarda sabun yok. Bu ne ilginç bir gelişmişliktir bilemedik! Yoksa bunların hiçbiri yok da vali hayallerindeki okulu mu söylüyor? Yavuz Bingöl gibi kumarda büyük kaybedenlere nakit ihtiyacı doğduysa, geçmişte olduğu gibi enstrüman alarak bir taşta iki kuş vurmuş olabilirler. İhtiyacı olan ailelere 7 bin lira kira yardımı yaptıklarını belirtmiş. Acaba onun zihnindeki 7 bin lira biz fanilerin parasıyla kaç liraya tekabül ediyor? Bir de öğrenci meclisleri kurduklarını, öğrencilerin kendilerini ifade etmesini önemsediklerini belirtmiş. Ağızlarını açtıklarında gece yarısı baskınlarıyla evinden alınan, okuldan ve yurttan atılan, kolu bacağı kırılan gençlere başka bir yerin mülki amirinin emriyle mi bunları yaşıyor?

Söylediklerinin hiçbir anlamı olmadığını, bir şey ifade etmediğini biliyoruz. Şunu da biliyoruz ki yoksullaştırılma ve aşağılanma tahammül edilemez durumda. Emekçi halkların örgütsüzlüğüne, her zaman burjuva partilerle yaptıkları ayak oyunlarıyla halkları kandırabileceklerine, fildişi kulelerinde o büyük güvenlik ağıyla bu yağma düzenini sürdürebileceklerine inanıyorlar. Oysa kırıntıları bile elinden aldığınız emekçi kitleler sizden daha yaratıcı. Varsın örgütsüz olsunlar. Her şeyi inşa edenler onlar. Tarihte defalarca örneklerini yarattıkları güçlü örgütlenmelerini de yaratırlar. Aç insanları öfkesi fildişi kulelerini sarsar ve burun kıvırdığınız gerçekler saltanatlarını sonlandırır. Ruhi Su’nun Baladız Köyü üzerine yazdığı bir eser aklıma gelir hep böyle durumlarda. Son söz niyetine hatırlatalım:

Akıl ermez şu feleğin işine/ağa olmak paşa olmak boşuna/bir taş değer gelir bir gün başına/insan oğlu baki değil devrilir.”