Simon Ter-Petrosyan
Maksim Gorki’nin tavsiyesi üzerine bir süre önce otobiyografimi yazmaya başladım. Yazarlık konusunda bir deneyimim olmamasına rağmen Gorki, tarih için önemli olanın süslü cümleler değil gerçekler olduğunu söyleyerek beni yazmaya teşvik etti. Ancak yazmaya başladıktan kısa bir süre sonra bu işi bıraktım. Hayır, tembellikten değil, kendimden önce beni devrime çeken büyük yoldaşım Josef Stalin’i anlatmam gerektiğini anladığım için. Kendisi yakında kırk beş yaşına girecek. Yazacağım kitapla bir taşla iki kuş vurmayı planlıyorum. Birincisi, yoldaşıma bir doğum günü hediyesi vereceğim; ikincisi ise insanlara onun devrim için neler yaptığını anlatacağım.
O kendisinden söz etmeyi sevmez, devrim için yaptıklarından övünmeden çalışmaya devam ediyor. Onun alçak gönüllülüğü nedeniyle tarihsel gerçeklik de eksik kalmamalı. Şimdi kendilerini “İlyiç’in en yakın çalışma arkadaşları” olarak adlandıran bazı kişiler, devrim için Stalin’in yaptıklarının yüzde birini bile yapmadılar. Fakat görünür durumdalar, gazetelerde her gün adları ve resimleri yayımlanıyor, Stalin ise çok az kişi tarafından ve nadiren anılıyor. Kendisi de özel bir şey yaptığını düşünmüyor ve övülmekten hoşlanmıyor. Ona “Lenin, devrimin beyni, Stalin ise elleridir,” dediğimde beni nasıl azarladığını asla unutamam. Bu sözlerime “Devrim bireylerin değil halkın elleriyle yapılır diyerek karşılık vermiş ve “Böyle saçma konuşmamamı,” istemişti. Devrimin halkın eliyle yapıldığını biliyorum fakat onun örgütsel yeteneğinin Lenin’in dehası kadar devrime fayda sağladığını söylemek istemiştim.
Eğer gelecek kuşaklar devrim tarihini sadece gazetelerden öğrenmeye kalkarlarsa birçok devrimci hakkında yanlış düşüncelere sahip olabilirler. Öyle ki, mütevazı olanlar hafife alınırken gevezeler, övünenler olmadan devrim gerçekleşmezmiş gibi bir intiba edinecekler. Bu nedenle her devrimcinin kişisel deneyimlerini paylaşması konusunda Gorki’ye katılıyorum. Anılardan oluşan bu küçük tuğlalardan yeni bir insanlık tarihi, gerçek bir halk tarihi oluşacak. Bunun için kendimizi anlatmaktan çok tanıklıklarımızı paylaşmalıyız. Benim devrimcilik yaşamımda en önemli şey Stalin’in mücadele arkadaşı olmam, onun yol göstericiliğinde bir çocuktan devrim savaşçısına dönüşmem ve yaptığı birçok işe tanık olmamdır. Ne de olsa hayatta herkes böyle bir öğretmenle karşılaşacak kadar şanslı değil.
Bu kitabı yazarken bahsini ettiğim büyük tarihsel görev yanında, küçük, kişisel bir hedefim de var. Yoldaşım ve öğretmenime güzel bir yaşgünü hediyesi vermek istiyorum. Sadece mücadele arkadaşı değil aynı zamanda onu çocukluğundan itibaren tanıyan bir yoldaşı tarafından kendisini anlatan bir kitap yazıldığını gördüğünde nasıl şaşıracağını şimdiden tahmin edebiliyorum. Zamanı gelene kadar kimsenin bundan haberdar olmaması ve sürprizimin bozulmaması için yeniden illegalitenin kurallarını anımsamak zorundayım. Bunu herkesten önce de Stalin’den gizli tutmak için yapmalıyım. Zira benden “bu boş meşguliyetleri” bırakarak, “gerçek işlerle uğraşmamı isteyecektir. Ona zihnimde verdiğim karşılık şudur: “Hayır, Josef. Bu kesinlikle boş bir iş değil aksine çok gerekli ve lüzumlu bir uğraş, çünkü sen kendin hakkında hiçbir şey anlatmayacaksın.”
Devrimden önce sadece bir grev örgütlemiş kişiler şimdi “eşsiz devrimciler” ve “Lenin’in en yakın mücadele arkadaşları” olarak saygı görüyorlar. Ekim’den sonra kimin hangi amaçla devrime katıldığı net bir şekilde görülmeye başlandı. Öyle ki, yoldaşlarımız arasında sadece şahsi motivasyonlarla hareket eden kişiler olduğu açığa çıktı. Bazıları komünizmin kaçınılmaz zaferini görerek erkenden kariyer hesapları yapmaya başladılar ve vakit kaybetmeden partiye katıldılar. Bu kişiler hummalı bir etkinlik içindeymiş gibi görünerek Lenin’e yakınlaşmaya çalıştılar. Stalin ise asla şahsi düşünceler içinde olmadı ve asla ‘mış’ gibi yapmadı. Kaldı ki sayısız kez ölümle yüz yüze gelen bir insan nasıl şahsi meseleler peşinde olabilir? Toplumsal davamız için yaşamını birçok kez riske attı fakat o bunu mesleği gereği çeşitli zorluklarla uğraşmak zorunda olan herhangi biri gibi basit ve kolay bir sorun olarak gördü. Eğer mücadele için ölümle yüzleşmek gerekiyorsa düşünecek ne var? Önemli olan mücadelenin sürdürülmesi; partiye, devrime ve halka fayda sağlamaktır. Stalin’in devrime ne gibi katkıları olduğuna şimdi sadece kısaca değinip ilerleyen bölümlerde detaylı olarak anlatacağım. Elinizde tuttuğunuz kitabın ortaya çıkış amacı da bu zaten. Önsözde sadece Stalin ile gerçekte bunu hak etmedikleri halde şu an kendilerini “Lenin’in en yakın mücadele arkadaşları” olarak adlandıran birçokları arasındaki farkın altını çizmek istiyorum. Mücadele arkadaşlığı, aynı çizgide omuz omuza kavga vermektir. Bu nedenle vicdanım kendimi Lenin’in mücadele arkadaşı olarak adlandırmama izin vermiyor fakat kendimi tamamen haklı bir şekilde Stalin’in mücadele arkadaşı olarak adlandırabiliyorum. Ve bundan gurur duyuyorum.
[Yoldaşım ve Öğretmenim Stalin, KAMO (Simon Ter-Petrosyan), Çeviren Fırat Sözeri, 1. Baskı: Mart 2021, Ceylan Yayınları]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!