Tanur Oğuz Gündüzalp
Nergis çiçeğinin hikâyesini bilir misiniz?
Nergis, koca bir mevsimin yorgun toprağını yararak çıkar. Şubatın demir gibi soğuğunda boy verir, karı delen o ince gövdesiyle iradenin en katıksız hâlini taşır. Kır çiçekleri gibi ilkbaharın bolluğuna yaslanmaz, güneşin lütfunu beklemez; kışın sert nefesini yararak yüzeye ulaşır. Sessizdir ama geri çekilmez. Narin görünür ama toprağı çatlatacak kadar inatçıdır. Bu yüzden nergis, yalnızca bir çiçek olarak kalmaz; zor zamanların ve inatçı direncin simgesine dönüşür. En çetin anlarda, geri çekilmenin kolay, susmanın güvenli göründüğü eşiklerde başını kaldırabilen bir iradenin ifadesidir.
Ölümsüzleşen yoldaşlarımızı düşündüğümüzde gözümüzün önüne gelen de tam olarak budur. Karın ve toprağın ağırlığını yarıp geçen, en sert kuşatmalar altında doğrulmayı bilen bir devrimci irade. Onlar da nergis çiçeği gibi kışın ortasında açmayı seçtiler. İMT’yle köklenip Şubat’ta boy vermesinin başka nasıl bir anlamı olabilir ki?
Tarihimiz toprağı yarıp açan Nergisler’lerle dolu; Osman Yaşar Yoldaşcan, Mehmet Fatih Öktülmüş, İsmail Cüneyt, Sezai Ekinci, Remzi Basalak, Tahsin Yılmaz, Lale Çolak,…, isimlerini her andığımızda içimizde aynı duygu ve sorumluluğun belirivermesi bundandır; yükün altına bilinçle giren bir kuşağın ciddiyeti. Onların yürüyüşü, nergisin kış ortasında toprağı yarışı gibi. Baskı ve zor arttıkça yönünü daha da berraklaştıran bir irade. Geri çekilmek yerine daha fazla kök salan bir kararlılık.
Türkiye İhtilalci Komünistler Birliği’nin (TİKB) 47 yıllık serüvenine baktığımızda gördüğümüz tam olarak bu oluyor: Yolu açan süreklilik!
Bu süreklilik bizler için kuru bir tarih bilgisi değil. Bir omurga hissi. Zor zamanlarda sırtımızı yasladığımız bir çizgi. Türkiye devrimci hareketi güç ve konum kaybı yaşarken, savrulmaların arttığı, güvenin aşındığı dönemlerde TİKB’nin koruduğu güçlü yanlar hep belirgin kaldı: Marksizm-Leninizm’e bağlılık, proletarya enternasyonalizmi, sınıf damarı, teorik birikimin ciddiyeti. Konjonktüre göre şekil alan bir siyaset tarzı izlenmedi. Yön duygusunu koruyan diri bir bilinç, teoriyi canlı tutan, sınıf bağını gevşetmeyen, enternasyonal ufku daraltmayan bir ısrar sürekli var oldu.
Bugün yakıcı biçimde hissedilen bir gerçeklik var: Devrimci bir odak ihtiyacı!
Dağınıklığın kalıcılaştığı, herkesin birbirini yokladığı bir tabloda ağırlık koyan bir merkeze ihtiyaç var. Söz söyleyen, yön gösteren, güven üreten bir odağa. Bu ihtiyaç ertelenemez; dışardan da beklenemez.
Ben TİKB’nin 47 yıllık birikimini tam burada konumlandırıyorum.
Bu örgüt çizgide sürekliliği temsil ediyor. İlkesellikte ısrarı temsil ediyor. Proletarya enternasyonalizmini soyut bir referans olarak taşımıyor; politik ufkun kurucu ekseni haline getiriyor. Marksizm-Leninizm’i donmuş formüller toplamı olarak kavramıyor; mücadele içinde sınanan, derinleşen ve yön veren teorik bir tutarlılık olarak ele alıyor.
TİKB bir karakterdir; bu karakter teorik tutarlılığın, ideolojik netliğin ve militan devrimci duruşun bileşiminde şekilleniyor. Türkiye devrimci hareketi genel bir güç ve konum kaybı içindeyken, onu oluşturan pek çok örgüt ve parti kendi bünyelerinde cisimleşen karakter yapısını aşındırırken, TİKB yaşadığı tasfiyeci rüzgârda bile karakterini koruyan güçlü bir örgüt olarak ayakta kaldı. Kimileri burun kıvıracaktır ama hiç de abartı değil, karakterini ve içsel tutarlılığını koruyan nadir yapılardan biridir; coşkulu devrimciliği disiplinle, atılım iradesini stratejik bilinçle, gelecek tutkusunu örgütsel ciddiyetle birleştiren bu omurga, bugün devrimci odak arayışının en sağlam zeminlerinden birini oluşturuyor.
O yüzden TİKB’yi salt bir isim olarak görmüyorum. Bir tarihsel öngörü olarak görüyorum. Güçlü bir sezgi olarak görüyorum. Devrimci odak ihtiyacının kararlı arayışı olarak görüyorum.
47 yıl geride kalırken içimizde nostalji yok. Geçmiş başarılarla yetinen bir rahatlık yok. Tasfiyeciliğin yarattığı sarsıntıya teslim olmuş bir duraksama yok. İçimizde canlı bir heyecan, omuzlarımıza düşen yeni sorumluluklar ve birikimi ileri taşıma kararlılığı var. Çizgiyi daha görünür, daha etkili, daha güven veren bir odağa dönüştürme iradesi var.
Bu eşikte duramayız. Sürekliliği yoğunlaştırmak, teorik birikimi derinleştirmek, sınıf damarını daha güçlü beslemek ve devrimci odak arayışını somut bir inşa sürecine dönüştürmek zorundayız. Bu çağrı başkasına değil, önce kendimize. Yükün altına daha bilinçle girmek, çizgiyi daha kararlı taşımak ve geleceği daha cesur kurmak için.
Geldiğimiz aşamada, çok ciddi eşikler aşıldı. Kabul etmek gerekir ki zaman zaman takıldığımız, en değerli parçalarımızı eşiğin öbür tarafında bırakmak zorunda kaldığımız, telafisi olmayan kayıplar yaşadığımız anlar da oldu. Ama her seferinde ders çıkarmayı öğrendik; her kayıp daha derin bir kavrayışa, her sarsıntı daha güçlü bir toparlanışa dönüştü. Yeni sürecin görevleri, ödevleri ve bedelleri açık; hissettiklerimiz de öyle. Önemli olan bu çizginin yürümeye devam etmesi, iradenin büyümesi ve devrimci odak iddiasının bu ısrarın içinden somut bir güç olarak doğmasıdır. Devrimci odak ısrarındaki belirleyiciliğimiz bugün başat noktadadır; bu çizgideki öncülük ve arayış çabamız sürecin en somut ifadesidir.
47 yıl… Dile kolay, yarım asırlık bir yürüyüş. Bu çizgi boyunca sürdürülen mücadele; birikimin, deneyimin, iradenin ve politik sezginin tarihsel bir yoğunlaşmasına dönüştü. Geçmişin sınavları, kayıpları ve zaferleri bizde derin bir kavrayış, yenilenmiş bir güç ve yön bilinci yarattı. Artık duramayız; daha güçlü bir irade, daha net bir çizgi ve daha kararlı bir odağın yaratılması çabası, 47’nci yılında TİKB’nin en görünür mirası olacaktır. Bugün devrimci odak ısrarımız, tarihsel birikimle yoğrulmuş bir bilinç ve geleceğe uzanan somut bir iddia olarak önümüzde duruyor; çizgi berraklaşacak, irade büyüyecek ve TİKB’nin tarihinden süzülen birikim devrimci odak olarak maddi bir kuvvete dönüşecek.
Buna inanıyor, buradan güç alıyoruz.
Şan olsun İhtilalci Komünizm!
Yaşasın devrim, yaşasın sosyalizm!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!