“Mış” Gibi Yapma ve Rol Çalma Gününüz Kutlu Olsun



Ankara Kent Konseyi’nin 8 Mart için engelli kadınlarla ilgili düzenlediği etkinliğin açılış konuşması iki erkek tarafından yapılmış. Bu tür etkinliklerin en ironiklerinden biri olarak tarihe geçti muhtemelen…


Burak Sarı

Öfkeliyim. Çünkü öfkemin somut bir nedeni var. Beni ayrımcılıklara, ötekileştirilmeye ve her türlü haksızlığa karşı güvende kılıyor. Öyle ya haksızlıkları gidermek için insanın elinde bilinç ve hedefi doğru öfkeden başka ne vardır? Neyse mevzu ben değilim. Mevzu İlkeli olma ve haklılık.

Sakat hareketini biraz özgün bulurum ve o nedenle yer yer esnek hareket ederim. Mesela anti sağlamcılık ve erişilebilirlikle ilgili sunum yapmak için fikirsel olarak yan yana gelmeyeceğim ama ayrımcılık konusunda kısmen duyarlı çevrelerin etkinliklerine gidebilirim. Genel ilkesel yapımın dışında olmayanların tabii. Bunun herkes için de böyle olmasının önemli olduğunu düşünürüm. Çünkü çoğu alanda doğru yönelime sahip olan anlayışların sağlamcılık konusunda eksiği oluyor. Bunu gidermek için herkes elinden geleni yapmalı bence. Tabii sağlamcılık dikenli alan olduğu için ilgili etkinliklerin düzenlenme aşamasında, düzenleyici kurumla bazı ilkesel konularda anlaşmak gerekiyor. Ötekileştirilen hiçbir kesime yönelik ayrımcı ve sağlamcı sözler kullanılamaz. Etkinlik amacının dışına taşırılıp amaçlananın aksi bir sonuç yaratılamaz, öncelikli söz hakkı özneye aittir, etkinlik duyuruları erişilebilir formatta paylaşılmalı, etkinlik mekânı erişilebilir olmalı…

Bu en temel kurallara uymayacak olanlarla bir iş yapmak istemiyorum doğal olarak. Bu ilkeler nedeniyle kafam rahat ediyor. Mesela amaçları engellilik üzerinden kendilerini göstermek olup sağlamcı ritüelleri yenilemek isteyenler doğal olarak beni davet etmiyor. Gerçekten amacı sağlamcılığı yenmek olanlar da tam tersi yaptıkları işe dahil olmamı, olmamızı ısrarla tercih ediyorlar. Burada kendi üzerimden anlattığım her şey aslında bir kolektif için geçerli. Çünkü beni bu anlamda ben yapan Engelsiz Erişim ve anti sağlamcı olan sakat kişi ve kurumlardır. Başkasının adına konuşmamak için bireysel bir dil kullandığımın altını çizeyim.

Maalesef yukarıda olumsuz olarak andığım yönelim tek taraflı değil. Çeşitli engelli aktivistler de ister istemez bu anlayışa prim veriyorlar. Daha çok kişiye ulaşma kaygısı, kariyerist ve popülist bakış açısı, yer edinme çabası… Bunların tümü anlaşılır olmakla beraber, çok fazla zarar verdiği de bir gerçek. Bu tür “mış” gibi yapılan etkinliklerin bir parçası hâline getiriyor bizi ve genellikle amacımızın tam tersi bir amaca hizmet ediyor.

Ankara Kent Konseyi’nin 8 Mart için engelli kadınlarla ilgili düzenlediği etkinlik, bu tür etkinliklerin en ironiklerinden biri olarak tarihe geçti muhtemelen. Tabii herkes bu tür etkinliklere alışık olduğu için kimse şaşırmadı ama tepki gösterenler oldukça fazlaydı. Etkinliğin 8 Mart boyutuna hiç değinmeyeceğim. Özne olmadığımız yerde susmayı öğrenelim bir zahmet. Sadece şunu belirteceğim, bir 8 Mart etkinliğinin açılış konuşması iki erkek tarafından yapılıyormuş. Bu zaten etkinlik hakkında yeterince fikir veriyor. Engellilere göre çok daha fazla gündemde olan kadın mücadelesini ve alacakları tepkileri umursamayıp 8 Mart’ta erkekleri konuşturan bir organizasyonun, daha az etkisi olan engelli mücadelesi konusunda özneleri dinleyeceğini düşünmek mümkün mü? Katılımcılar özne ve özneler konuşmuş olacak engelliler açısından ama gerçekten böyle bir ortamda söyledikleri dikkate alınacak mı ya da gerçekten engelli haklarına dair bir şey konuşulacak mı?

Etkinlik afişi paylaşılmış ama paylaşıma alt metin eklenmemiş. Engelliler için bir etkinlik düzenliyorsan ve gerçekten amacın engelliler için bir şey yapmaksa bu küçük ama önemli ayrıntıya dikkat et bari. Burada mevzu Ankara Kent Konseyi değil. Bu tür yönelimler çok fazla kurumun etkinliğinde gözlemleniyor. Tek bir örnek olsa dert etmeye de gerek yoktu ama yorulduk artık. Peki, bu tür etkinliklerden kurtuluşumuz yakın mı? Hiç sanmıyorum. Çünkü bu etkinliklere davet edecek konuşmacı ve katılımcı bulabiliyorlar.

Sevgili aktivist arkadaşlar, tamam tanınıyorsunuz. Tanınmasak da olur ama bunu önemsiyorsanız, zaten belli çevrelerde tanınan insanlarsınız. Bu tür etkinliklere prim vermektense en temel taleplerimizi bile yerine getirmeyip bizi reklam nesnesi gibi değerlendiren etkinlik ve kurumları boykot edelim. “Şu şu nedenlerle bu etkinliğe katılmıyoruz ve temel hassasiyetler yerine getirilene kadar herkesi bu etkinliklere katılmamaya davet ediyoruz” diyelim. Kimse de bu özensizliğe prim verip gitmesin. Çok kısa bir sürede her şeyin değişeceğine adım gibi eminim. Yeter ki hep birlikte aynı şekilde davranalım. Para pul, yat kat istemiyoruz sonuçta. Özneliğimiz kabul edilsin, etkinlik duyuru ve içeriği erişilebilir olsun, sağlamcı ve ayrımcı ifadeler kullanılmasın istiyoruz. Benim röportajımı bir gazete değiştirmişti ve sağlamcı ifadeler eklemişti. O bana ders oldu ve o günden beri kesinlikle benden izinsiz sözlerime dokunulmasına müsaade etmiyorum. Sözüm değersizleştirilemiyor yani. O nedenle hep birlikte sözümüze ve anti sağlamcı ilkelerimize sahip çıkarak ona göre tavır almalıyız. Göreceksiniz, her şey beklediğimizden daha hızlı değişecek.

EEEH