Hari’nin ‘Çalınan Dikkati’nden Ambalaj Kültürüne



Sunulan her şey ulaşma eğilimi göstermemiz için “şey”lerin ambalajlanmış halidir. Ambalaj kültürü dediğimiz şey, öz’ün değerini yitirdiği, sunumun ise her şey haline geldiği toplumsal yapıyı ifade eder. Dijital alan dikkati çekmek için yüksek kontrastlı renkler, sansasyonel başlıklar ve hızlı kurgularla ambalajlanır


Funda Coşkun

Johann Harinin “Çalınan Dikkat: Neden Odaklanamıyoruz?” adlı eseri modern insanın odaklanma yeteneğini kaybetmesini bireysel bir irade zayıflığı değil, sistemsel bir müdahale olarak ele alır. Kitap dikkat krizini biyolojik, psikolojik, teknolojik ve sosyolojik olarak çok katmanlı bir biçimde ele alır. Hari’nin tezi dikkati toplama sorununu disiplin sorunu olmaktan çıkarıp çevresel saldırı olarak tanımlamasıdır. Sabit değerlerin ve yapıların çözüldüğü dünyada dikkatimiz de sürekli akan bir enformasyon altında parçalanmaktadır. Dolayısıyla Hari dikkati çalınan bir kaynak olarak görmektedir. Günümüz dünyasında insanlar kendi zihinsel emeklerinin ve odaklanma yeteneklerinin kontrolünü kaybetmiş, bu yetenekler teknoloji devleri tarafından metalaştırılmıştır. Dikkati dağıtan unsurların tesadüfi olmadığını, bunun kasti bir model olduğunu savunur. İnsanların sonsuz kaydırma, bildirimler alma gibi deneyimleri, sosyal medya mecraları dopamin döngülerini manipüle ederek kullanıcıyı platformda tutmak üzere tasarlanmıştır. Ayrıca bilgiye güvensizlik duyma ve buna rağmen devam etme eğilimi bilgi çokluğundan doğan dikkat yoksulluğunu yaratmaktadır. Bu yoksullaştırma politikası kasıtlıdır.

Derin Düşüncenin Ölümü: Akıştan Parçalanmaya

Katherine Hayles, üzerinde tartışılan dikkati, derin dikkat ve hiper dikkat olarak ayırarak, tek bir nesneye ya da bilgiye uzun süre odaklanan derin dikkatin yerini çoklu uyaranlar arasında geçiş yapan hiper dikkate bıraktığını belirtmektedir. Hari, bu zihinsel geçişin maliyetli olduğu vurgusunu yapar  ve insan beyninin çok hızlı konfigürasyon değiştirdiğini dikkat çeker. Mihaly Csikszentmihalyi’ye göre akış (flow), bireyin bir eylemle tamamen bütünleştiği, zaman algısının yittiği ve benlik bilincinin kaybolduğu optimum deneyim halidir. Hari bu hali zihnin en yüksek formu olarak tanımlar. Akışın gerçekleşmesi için kesintisiz bir zaman dilimi ve derin bir konsantrasyon gerekir; oysa Hari, modern yaşamda her 40 saniyede bir karşımıza çıkan bildirim ve yönlendirmelerin bu süreci baltaladığını belirtir. Csikszentmihalyi’nin modelinde bu akış zorluk ve beceri arasında dengede oluşur. Dijital dünya ise bizi sürekli düşük beceri, yüksek uyaran ve pasif kaydırma döngüsüne hapsederek akışın zıttı olan parçalanmış zihin durumuna mahkum eder.

Dopamin Döngüsü ve Ambalajın Cazibesi

Hari, bu bağlamda mutluluk kapasitesinin de çalındığını savunur. Akışa giremeyen birey, derin bir ontolojik boşluğa düşer ve bu boşluğu daha fazla dijital uyaranla yani hızlı dopamin ile doldurmaya çalışır. Hari’nin en sert eleştirisi ise dikkati bir hammadde olarak gören teknoloji devlerine yöneliktir. Tüketim toplumunun her şeyi alınıp satılabilir bir meta haline dönüştürdüğünü Hari, sosyal medya şirketlerinin iş modellerini anlatırken aslında dikkatini nasıl hammadde haline getirildiği kısımda anlatır. Eskiden boş zaman tüketimden kaçınılan bir alanken şimdi dikkatimiz biz hiçbir şey satın almasak bile platformlar tarafından pazarlayıcılara satılan bir üründür. Çünkü tüketim toplumu bireyi sürekli bir eksiklik duygusuyla besler. Hari’nin bahsettiği sonsuz kaydırma mekanizması, Baudrillard’ın bahsettiği hiç bitmeyen arzu döngüsünün dijital karşılığıdır. Bir sonraki gönderi, bir sonraki video aslında asla ulaşılamayan o doyum anının bir vaadidir. Aslında sunulan her şey ulaşma eğilimi göstermemiz için “şey”lerin ambalajlanmış halidir. Ambalaj kültürü dediğimiz şey de tam olarak bunu ifade eder, öz’ün değerini yitirdiği, sunumun ise her şey haline geldiği toplumsal yapıyı ifade eder. Hari tam da buradan bilginin derinliğini yitirdiğini yüzeysel hale gelmesini eleştirir. Dijital alan dikkati çekmek için yüksek kontrastlı renkler, sansasyonel başlıklar ve hızlı kurgularla ambalajlanır. Buradaki parlak ambalaj doğrudan dikkati yakalamak üzerinedir.

Gözetim Bir Patoloji Olarak: Zuboff, Han ve Özerkliğin Çöküşü

Dijital mecra gözetleyerek servis etme biçimlerini ve konfor gibi sunarak tüketme biçimlerini pazarlar. Gözetlemek tam da bu çağın kaygı duymadığı ve en mahremi bile teslim ettiği bir patolojiye dönüşmüş durumda. Burada Shoshana Zuboff’un gözetim kapitalizmine yer açmakta fayda var. Zuboff’a göre gözetim kapitalizmi insan deneyimini gizlice ham veri olarak toplar ve bunları davranışsal tahmin ürünlerine dönüştürür. Bu sürecin motorunu Hari, dikkat üzerinden açıklar. Algoritmalar sizi daha uzun süre ekranda tutmak için dikkatinizi manipüle etmek zorundadır çünkü kişilerin dikkati onları pazarlayanlar için üründür. Hari, algoritmaların insanları ekranda tutmak için öfke ve nefret gibi primitif duyguları tetiklediğini anlatır.

Dikkat artık bir irade meselesi olmaktan çıkarılarak yapay zekanın tahmin edilebilir çıktısı olarak önümüze gelir tam da bu noktada bireysel irade sergilemenin imkansızlaştığını savunarak Zuboff’un yapısal eleştirisini destekler yerde durur. Bu otonom kaybını disipline edememe öyküsünü Byung-Chul Han, performans toplumu üzerinden açıklar. Han, bireyin artık kendi kendisinin sömürgecisi olduğunu söyler. Hari’nin kitapta anlattığı her an ulaşılabilir olma veya aynı anda birçok iş yapıyor-muş illüzyonu Han’ın bahsettiği hiper dikkat kavramına tekabül eder. Hiper dikkati burada tahammülle varılan bir yerden okumamak gerekir. Hari modern insanın sıkılmaya tahammül edemeyen, en ufak bir boşlukta telefona sarılan, can sıkıntısı fobisini zihnin kendi içine dönmesi olarak görerek düşünsel yaşamı durdurduğunu belirtir. Burada teşhis edilen şey tükenmişlik ve odak kaybıdır. Dikkat krizi bireysel bir detoks ile çözülemeyecek kadar politiktir. Sosyal mecralarda bireysel detoks adı altında pazarlanan programlar, eğitimler veya reklamlar sık sık karşımıza çıkmaktadır bugün dijital detoks kampları odaklanma arttırıcı takviye gıdalar yine ambalaj kültürünün servis ettiği tüketim nesneleri olarak karşımıza çıkar. Eğer zihnimiz bir gözetim kapitalizmi altındaysa ve bizler yorgunluk toplumunun tükenen özneleri isek akışa geri dönebilmek için telefonları kapatmak yetmez, Hari’ye göre sosyal bağların kopması bireyin ekranın sunduğu o saatte ambalajlı sosyalliğe mahkum eder.

Çalınan Dikkat, Tüketilen Hayatlar

Kitapta beslenme alışkanlıklarının dikkati nasıl etkilediği üzerine olan bölümde ambalaj kültürünün biyolojik bir yansıması görülür. Hızlı tüketilebilir paketli gıdalar vücudumuzda ne yapıyorsa hızlı tüketilebilir parçalı bilgiler de tweetler, reelslar videolar zihnimizde aynısını yapar kısa bir enerji patlamasının ardından derin odaklanma çöküntüsü yaşatır. Elbette dikkatin parçalanmış olması daha büyük, daha elzem meselelerde daha büyük sonuçlar doğurmaktadır Hari dikkati dağılan insanların gerçek dünyadaki krizlere örneğin iklim krizi, adaletsizlik, savaşlar gibi meselelere odaklanamadığını savunur. Ambalaj kültürü odağımızı başka yönlere kanalize ederek bize gerçeğinden daha renkli daha canlıymış gibi bir dünya sunar. Sosyal medyadaki ambalajlanmış hayatlar bireyin kendi sıradan ama gerçek hayatına odaklanmasını engeller. Hari, dikkatin bu pırıltılı simülasyonların içinde kaybolduğunu belirtir. Böylece daha büyük meseleler dediğimiz konular, odaklanmanız gereken kolektif gerçekler görünmez hale gelir. Ambalaj kültürünün anlık tüketime zorlaması zamanı tükenen bir kaynak haline getirip zamanı mekansallaştırır ve anlar arasında bağ kurma gerçekleşmez.

Hari, kitabın sonunda kolektif bir direnişten bahseder dikkati koruyan kolektif yasalara ihtiyacımız olduğunu söyler fakat tüketim kuramcıları bu direnişlerin de hızla ambalajlanıp tekrar tüketiciye satılabilir olması konusunda uyarır. Aslında Çalınan Dikkat, tüketilen hayatlara dikkat çekmektedir pırıltılı görünen içi boş ambalajları yırtarak zor zahmetli ama gerçek olana odaklanma derin yaşama geri dönme çabasına insanları davet eder. Guy Debord gösteri toplumunda gerçek olanın birer imaja dönüştüğü imajların ise gerçek olduğu bir dünyada dikkatimizi geri kazanmanın aslında gerçekliği (hakikati) geri kazanmakla eşdeğer olduğunu belirterek “Dikkatimizi Geri İstemeliyiz” der.

pungmedia