Alınteri: Merhaba Mehtap hanım, 10 Ekim Ankara Gar katliamında yitirdiğimiz yoldaşlarımız, arkadaşlarımız için Gar önüne bir anıt yapılacak. Proje fikri nasıl ortaya çıktı?
Mehtap Sakinci Coşgun: Aslında bu fikir dernek oluşumundan önce ortaya çıkmış. Bu karar 15 Ekim 2015’de Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde alınmış. DİSK, KESK, TTB, TMMOB gibi çeşitli kurumlar, ‘bu süreci nasıl örgütleyebiliriz’, ’10 Ekim sürecini nasıl kalıcılaştırırız’ diye kafa yormuşlar. Biz bunu dernek olduktan sonra öğrendik ve beşinci kurum olarak içine girdik. Dernek belli bir aşamaya geldikten sonra, ‘anıt üzerine konuşalım’ dediğimizde aslında böyle bir fikrin var olduğunu öğrenmiş olduk. Anıt süreci, 10 Ekim dayanışma süreciyle eş zamanlı olarak belediye meclisi tarafından karar bağlanmış ve teklif şartnamesi hazırlanmış bir süreçti,
10 Ekim Derneği homojen bir yapıya sahip olmadığı için çok fazla görüş, çok fazla fikir, siyasetler, örgütler, partiler iç içe geçmiş durumda ve anıt olması gerektiğini aileler olarak biz de düşünmüştük. Ama başta ortaklaştırılacak bir proje çok mümkün görünmüyordu. Sonraki süreçte belediye meclisinin bu konuda bir kararı olduğunu öğrendik. Anıt yapılması konusunda yola girelim ve dernek olarak gidip büyükşehir belediyesiyle görüşelim demiştik. Çünkü katliamın olduğu alan büyükşehir belediyesinin tasarrufunda bir yer.
Biz Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) ile görüşmeye gittik. Ancak dönemin ABB İ. Melih Gökçek olduğu için görüşme bile gerçekleşmeyecekti. O nedenle ABB’sinin CHP’li meclis üyeleriyle görüştük. Onlar da bize, ‘zaten böyle bir kararın alınmıştı’ dediler. Dolayısıyla biz bu kararı bir sene sonra öğrenmiş olduk.
Biz sürece bir anıt, bir mabed ya da anma yeri algısıyla bakmadık. Hep çok kapsamlı bir süreç, bunun için çok fazla emek-demokrasi-barış bileşeniyiz, herkesin ortaklaşacağı bir proje yaratmak zorundayız. Bu nedenle yarışma usulünde olsun, dedik. İlk iki yıl açıkçası anıt yapılmasına dair umut vaad eden bir süreç yoktu. Çünkü 15 Temmuz sonrasıydı. Zaten 15 Temmuz sonrasında da simgesel anıt defalarca zarar gördü, orada iki-üç plakadan oluşan 103 emek-demokrasi-barış mücadelecisinin olduğu resimlere ve üç kelimeye tahammülün olmadığı belliydi. En az üç-dört defa adli makamlara giden olaylarla zaten tahammülsüzlüğü biliyorduk.
Özellikle ikinci yılda anıt bizim için daha elzem hale geldi. 2018 yılının Ağustos ayında firarilerin dosyası üzerinden devam eden dava süreci bu mücadelenin ikinci ayağıydı. Bu aşamada, ‘anıt yapılması için acaba geç mi kalıyoruz’ düşüncesi oluştu. Uzun süren duruşma süreçleri biraz daha rahatlayınca anıt süreci hızlandırıldı. Dördüncü yıl olmadan dört kurum+dernek olarak uluslararası bir yarışma sürecinin oluşturulmasına dair karar alınmıştı. Çağrısını yapma noktasında dördüncü yıldönümünü seçtik. Yarışma çağrısını Ekim 2019’da yaptık. Ama önceki süreçte altı ay hazırlık süreci oldu.
Şimdi bu işler biraz farklı oluyor. Uluslararası yarışma projesi maliyetli, geniş düşünecek ekip çalışması yapmayı gerektiren bir iş. Türkiye’de çok az uluslararası iş yapılıyor. Ve ne ilginçtir ki yaklaşık 160’a yakın kişinin başvurduğu toplamda 39 projenin büyük oranda da uluslararası başvuruların olduğu proje oluşturuldu.
İlk etapta teknik şartnameleri oluşturmak için bütçe belirleniyor. Bütçe belirlendikten sonra süreler belirleniyor. Bizim hedefimiz zaten yıldönümüne altı ay kala anıt projesinin seçilip ikinci altı aylık sürede de projenin yetiştirilmesiydi. Mart ayında projemiz belirlenmiş oldu.
Alınteri: Bu projeler neye göre seçildi? Proje jürisinde kimler vardı? Nasıl bir değerlendirme yapılıp anıt proje belirlendi?
Mehtap Sakinci Coşgun: Şunu kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Bakın, bir görselle hitap eden, derin bir anlamı olsun ve bu derin anlamının altında da X siyaseti siyaset yapsın algısıyla bir yarışma düşünmedik. Ya da bir esas belirlemedik. O yüzden her kafadan bir sesin çıkmasına mahal verecek hakkaniyetsiz ya da adaletsiz bir süreci işleten bir riski vardı. Bu riske rağmen uluslararası bir yarışma belirlendi. Şimdi bu seçimlerde biz kurul başkanları ve bir takım akademisyenler olarak danışman jürideydik. Danışman jüri olmak projeyi seçmek, yada yönlendirmek değil kesinlikle. O yüzden süreci yürüten, asıl jürinin gerektiğinde kontak kuracağı insanlar olarak durduk.
Asıl jüri ekibi; Prof. Dr. Jale Erzen- Sanat tarihçisi-OTDÜ
Prof. Dr. Baykan Günay- Şehir Plancısı- TED Üniversitesi
Prof. Dr. Güven Arif Sargın- Mimar-OTDÜ
Prof. Dr. Heba Safey Eldeen- Mimar- uluslararası Misr Üni.
Prof. Dr. İclal Dinçer- Mimar- Şehir Plancısı Yıldız Teknik Üni.
Prof. Dr. Stavros Stavrides-Mimar-Atina Ulusal Teknik Üni.
Prof. Dr. Bülent Batuman- Mimar- Bilkent Üni.
Dr. Gaye Çulcuoğlu- Peyzaj Mimarı- Bilkent ve Atılım Üni.
Dr. Jean-Françoise-Şehirci- Fransız Araştırma Enstütisi
Dr. Jerzy Grochulski-Mimar- Varşova Teknoloji Enstütisi
Metin Yurdanur- Sanatçı-Heykeltraş
Danışman Jüri üyeleri;
Emin Koramaz- TMMOB YKB
Sinan Adıyaman- TTB MKB
Arzu Çerkezoğlu-DİSKB
Mehmet Bozgeyik / Aysun Gezen- KESK Eş Başk.
Mehtap Sakinci Coşkun-10 Ekim Der. Başk.
Nalan Otan-ABB Temsilcisi
Eyüp Muhçu- TMMOB – MOYKB
Orhan Sarıaltun-TMMOB-ŞPO-YKB
Ayhan Erdoğan- TMMOB-ŞPO-GS
Ayşegül Oruçkaptan- PMOYKB
Projeyi asıl jüri ekibi seçti. Jüri ekibine, uluslararası yarışmaların tasarımını yapan, sürecini yöneten organizatörler de diyebiliriz. Bütün projeler çok dikkatli bir elemeden geçti. Kalan eserler üzerinde birinci, ikinci, üçüncü ve üç de mansiyon verilen seçmeler yapılarak altı proje seçilmiş oldu. Ama 10 Ekim sürecinde farklı bir şey oldu. Alan belli, projenin uygulanacağı yerin konumu, özellikle trafiği engelliyor mu, şehrin yapısını, dokusunu değiştiriyor mu, maliyet açısından baktığımızda nerede duruyor… Bunlar projenin seçilmesinde etken oldu. O yüzden burada amaca hizmet edecek en maksimum proje değil ama uygulanabilecek proje söz konusu. Hem pahalı değil hem alana uygun hem de korunabilecek ve uzun vadede kalabilecek proje bu.
Bakın, mesela Amerika’da ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra hazırlanan bir proje var hala hayata geçirilemedi. O nedenle alana uygulanabilecek, olan proje seçildi. Hiç kimse maliyetten kaçınmadı. Kimse rakamsal bakmadı, ama biliyorsunuz orada alt geçit var. Belki yolun bir kısmının kapatılması söz konusu olacak. 103 insanı doğrudan doğruya etkileyecek bir metafor kullanmak gerekiyordu. Oradaki metafor şuydu Ginkgo ağaçları.
Alınteri: Bu ağaçların özelliklerinden söz etseniz, çünkü çok ilginç özellikleri olduğu söyleniyor.
Mehtap Sakinci Coşgun: Projeyi hazırlayan ekibi tanımıyorum. Ama 10 Ekim ile duygusal bağ kurduklarını ve taraflarının belli olduğunu düşünüyorum açıkçası. Yüzyıllar boyunca yaşayacak ağaç bunlar. Ölümleri yaşamla, canlılıkla karşılık verecek, yaşamı kutsayacak bir duyguyla hareket eden 103 ağaç projesiyle bir eser gerçekleştirmişler. Bu ağaçlar özel ağaçlar, Ginkgo ağaçlarının, Japonya’daki atom bombası saldırısından yaklaşık 6 yıl sonra hiçbir bitkinin, hiçbir canlının yaşama şansı bulamadığı topraklarda köklerinden yeniden filizlendiğini bir Alman keşfediyor. Bu ağaçlar bu haliyle atom bombasına bile mukavemet gösteren ağaçlar. Ağaçların görseli de çok iyi, Türkiye’de çok az parkta, bahçede görebileceğimiz türden ağaçlar. Yaprakları unutkanlığın (alzheimer) tedavisinde kullanılan, tıpta da değer atfedilen bir ağaç türü. Tabii unutturmama gayesinin, unutkanlık tedavisinde kullanılan bitkileri olan ve her türlü saldırıya karşı yüzyıllar boyu insan yaşamını hedefleyen her türlü saldırıya göğüs gerebilecek bir ağaç üzerinden düşünülmesi ve seçilmesi çok önemli.
Alınteri: Aslında katliamı yapan, yaptıran, yol verenlerin ve halkın her an bu katliamla yüzleşmesini, hafızalarda diri tutulmasını sağlayacak bir proje. Gelecek nesillere o alanın tarihsel bir önemi olduğunu her gün hatırlatacak. Kaybettiğimiz yoldaşlarımızın, kardeşlik, eşitlik, insanca yaşama olan inançlarını ve hayallerini öldüremeyeceksiniz demek isteyen bir proje olarak düşünülmüş ve projeyi hazırlayanlar o alanı sadece anıt alanı değil anma alanı olarak tasavvur etmişler.
Mehtap Sakinci Coşgun: Ben Nazım Hikmet’in bir şiirindeki sözü ile ifade etmek istiyorum: “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman kadar kardeşcesine…” Benim bir hayalim vardı. Daha doğrusu bir dernek yöneticisi olarak dert ettiğim bir şeydi: ‘Bizim bir ormanımız bile olmayacak mı’ derdim. Bu proje buna da aslında cevap olacak. Bu proje hayata geçtiğinde Ankara’nın orta yerinde, Gar önünde 10 Ekim ormanı oluşacak.
Bu ağaçlar yılda bir kere yapraklarını döküyorlar. Bu yapraklar unutkanlığın tedavisinde değerlendiriliyor. Ağaçların yapraklarının dökülüp kullanılacağı zaman dilimi de Ekim ayı. Ekim’de yapraklarını döken bir ağaç olması, her yaprağın unutkanlığa şifa olması… Biz bu özelliklerini duyduğumuzda ailelerle ‘böyle bir ağaç var da biz neden duymamışız şimdiye kadar’ diye düşündük. Tam denk düşüyor. Proje olarak bu ağaçların kullanılmasının düşünülmesi çok ince isabetli bizce.
Alınteri: Bütün bu özelliklerini duyunca gerçekten çok ince düşünüldüğü de ortaya çıkıyor.
Mehtap Sakinci Coşgun: Kendimize dönük bir eleştiri yapmamız gerekirse, biz sadece, ‘oraya bir şey konulsun, bu ne olursa olsun ama unutulmasın’ diye düşünmüştük. Ama acıların ilk yakıcılığından kurtulduktan sonra dayanışma sürecinde her ay anmalar yapıldığında şu soruyorduk. Evet çok bekledik ve sonunda istediğimizi göremeyeceğiz. Ama görünen şey şu beklediğimize değecek. Bunun ötesi yok. Bu nasıl bir şey biliyor musunuz? Yargılama süreçlerini bitirmeden, tutuklular ciddi ceza almadan rahat yüzü gördük mü? Görmedik. Oraya bir anıt yapılmadan da rahat yüzü görmeyeceğiz. Tıpkı yargılama süreçleri kadar, adalet mücadelesi süreçleri kadar alanlar da her platform da, 10 Ekim’i unutma, unutturma demek kadar önemli bizim için.
O yüzden ağaçların köklerini kuşatacak plakalar olacak, o plakalar döküm levhalar şeklinde olacak. Her ağacın üstüne yaşamını yitiren insanların isimleri olacak. Ailelerin o kişiyi anlatacağı cümleleri yazmaları şeklinde ağaçları öznelleştirme gibi de bir fikrimiz var. Ağaçlar yapraklarını dökerken Ekim ayında ailelerin orada olmasını, ağaçların ilk can suyunu ailelerden birinin vermesini istiyoruz. Mesala eşim için dikilecek olan ağaca ilk can suyunu oğlum Sarp’ın vermesini istiyorum. Ağaçlar dikildikten 20 yıl sonrasında mücadelenin hedefini de, mücadele sürecinin, dayanışma süreçlerinin yüzünü de gösterecek bir görselliğede sahip olacağını düşünüyoruz. Biz öleceğiz ama ağaçlar yaşayacak. Bir şekilde yıllar sonra da olsa birileri bu ağaçları merak edecek, “Ankara’nın ortasına bu ağaçları kimler dikti, neden dikti” sorularının cevabını en azından bu ağaçlarla yıllar sonra bile verilmiş olacağız.
Alınteri: Bu proje ile gelecek nesillere tarihsel anlamda çok önemli bir miras ve hafıza bırakılmış olacak değil mi? Burada insanlığa karşı işlenen suçlardan birini anlatan, barış, kardeşlik, eşitlik ve demokrasi mücadelesinin sesinin boğulmaya çalışıldığı ancak başarılamadığı da anlatılacak projede kullanılacak olan Ginkgo ağaçları üzerinden.
Mehtap Sakinci Coşgun: Bu projeyi düşünüp ortaya koyan arkadaşların 2013’te Gezi direnişinde verilen ağaç mücadelesinin içinde olan insanlardan olduklarını düşünüyorum. Ağaç projesi, bizim için altın plakadan yapılacak olan anıttan çok daha değerli. Orada hayatını kaybeden insanların ölümsüzleşmesinin de başka bir ifadesi, ayrıca bir anıt yaparsınız ama gitmezsiniz ve kaderine terk edersiniz fakat bu ağaçları kaderine terk edemezsiniz öyle bir lüksümüz yok. Ağaç her şeye rağmen yaşamaya devam da ediyor. Atom bombasına karşı bile direniyor, yaşamaya devam ediyor. Yani her şeye rağmen direnip yaşamanın yolunu bulacak. Ve kuşlara yuva olacak. Özellikle ilk aklımıza gelen güvercinlerin bu ağaçlara nasıl yakışacağını düşünmüştük. Ama ağaç olmadığı için yuva kuracak yer bulamayan kuşlar var, onlara yuva olacak.
Alınteri: Aileler projeyi nasıl karşıladı?
Mehtap Sakinci Coşgun: Ailelerin pek çoğunun projeyi henüz algılayamadıklarını ve çok iyi bilgilendirilemediklerini düşünüyorum, bu projeden çok haberdar olamadıklarını düşünüyorum. Ama yapıldıktan sonra anlayacaklarını da düşünüyorum. Onlara sürpriz olacak bir nevi. Çünkü ben bile açıklanacağı ana kadar bilmiyordum. Açıklanma anından, açıklama yapmak için masaya oturmadan az önce öğrendim. Sonuç itibariyle ne seçilirse seçilsin, ne olursa olsun bir buçuk yıldır emek verildi. Uluslararası proje yabana atılamayacak çok ciddi, ülkenin kendi konjonktüründe de baktığımızda çok büyük iş, devasa bir proje, maliyetler açısında dört kurumun kendilerinin eşit bir şekilde paylaştığı bir iş. Bunu saygıyla belirtmek istiyorum. Herkesin içine sinecek bir proje olduğunu bir 10 Ekim ailesi olarak da belirtmek istiyorum.
Alınteri: Proje hayata geçirilirken herhangi bir sıkıntı, aksama ya da başka şekilde engelleme ile karşılaşılabilir mi?
Mehtap Sakinci Coşgun: Uygulamanın bir maliyeti var, projenin uygulanacağı alanda bir takım tadilatlar, hukuki düzenlemeler yapılması gerekiyor. Birici olan projenin uygulanabilirliği noktasında ABB’yi bilgilendirmiş de bulunuyoruz. ABB geri adım atabilecek bir pozisyonda değil. Dörtlü+derneğin yürüttüğü proje aşamasında defaten bir araya gelindi. ABB temsilci atadı, temsilci bilgilendirildi. Her şey bittikten sonra ABB’ye hadi siz de gelin demedik. Başından beri, ilk toplantılardan itibaren içindeydiler. O nedenle öyle bir risk barındıracağını sanmıyorum.
Şunu da belirtmek istiyorum; bu artık büyükşehir belediyesini de aşan bir noktaya geldi. Çok katılımcı, uluslararası yarışma oldu, yarışma sonuçlandı. Sonuçlanmayan birçok proje ve yarışma var. Bunu otoriteler söylüyor. Böyle bir süreci işletip sonuçlandırdığımızdan dolayı ABB’nin bize teşekkür borçlu olduğunu da düşünüyorum. Ayrıca bu proje büyük bir maliyet gerektirmeyecek, alanda büyük bir değişiklik gerektirmeyecek. Gar önünde atıl bırakılan, neredeyse kırk yılda bir yolcunun gelip gittiği yerlerin bundan daha iyi, daha muazzam değerlendirme şansının olduğunu düşünmüyoruz. Proje bazında söylüyoruz tabii ki. Yoksa her şey mümkün olabilir.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!