Avukat Kazım Bayraktar: “İnfaz İndirimi Tasarısı” iktidar bileşenleri arasında pazarlık konusu -II



Avukat Kazım Bayraktar ile yeni İnfaz Yasası’nın içeriği, eleştiri ve tepkilerden sonra ne tür değişiklikler yapıldığı merakla beklenirken kimi yönetmeliklerin devreye sokulması, korona virüs salgını nedeniyle cezaevlerinin boşaltılmasının toplumsal bir talep halini alışı, tutuklu ve hükümlülerin durumları üzerine konuştuk, II. bölümü yayınlıyoruz


Alınteri: Bu ayrımcı yaklaşım Anayasa’ya da aykırı değil mi?

Kazım Bayraktar: Hazırlanmakta olan tasarı hukuka uygun olmakla birlikte aynı zamanda Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa bir üst yasadır ama hukuk temeldir. Anayasanın 10. maddesinde; “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir” şeklinde biçimsel eşitlik ilkesi tanımlanmıştır.

Yasalar önündeki bu biçimsel eşitlik, sınıf ayrıcalıklarına karşı hem tarihsel bir ilerlemedir hem de gerçek eşitsizliği gizleyen ve sürekli hale getiren yanıyla komünal toplum karşısında gerilemeyi ifade eder.

Cezalarda infaz indirimi, koronavirüs salgını gerekçesine dayandığına ve bu virüs “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ayrımı” gözetmediğine göre burada biçimsel eşitlik ilkesi gereğince infaz indiriminde de eşit uygulama yapılması gerekir. Aksi halde Anayasa’nın 10. maddesi açıkça ihlal edilmiş olur. Bunun yoruma açık tartışılacak bir yanı dahi yoktur. Ancak biçimsel eşitliğe göre infaz indirimi yapıldığı takdirde bunun düzen ve kural koyma yetkisini elinde bulunduran iktidar blokununun ve genel olarak burjuva sınıf egemenliğinin çıkarlarını tehlikeye atan sonuçları da vardır. Hapisanelere doldurdukları on binlerce siyasi muhalifin dışarı çıkmasından korkmaktadırlar. Bu durumda gerçek eşitsizliğin tarihsel bir ürünü ve düzenleyicisi olan hukuk kendi yarattığı biçimsel eşitlik ilkesine takıldığı zaman, iktidarı elinde bulunduranların çıkarları doğrultusunda onu aşma eğilimi hukuku belirler ve bu onun çelişkili bütünlüğünde bir sorun yaratmaz.

Böyle durumlarda sınıflar arası çatışma ve güç ilişkileri (siyaset) de devreye girer ve belli bir konuda oluşacak hukuku bu güç çatışmasının sonuçları belirler.

Alınteri: Böyle bir salgın halinde bile söz konusu ayrımcılığın yapılması hukuk-adalet sistemi konusunda net bir sınıfsal duruşu ifade ediyor. Bu konuda neler söylersiniz?

Kazım Bayraktar: Konu bu salgınının cezaevlerine sıçmaya başlaması nedeniyle infaz yasasında yapılacak değişikliktir. Bu durumda genel olarak sol siyasetin öne çıkardığı talep de “infaz indiriminde eşitlik” şeklinde biçimleniyor. Ancak kadına yönelik şiddet ve cinsel suçların da indirim kapsamına alınmasına karşı haklı itirazlar da var. Buna IŞİD vb. çete üyelerini ve katliamcılarını da eklemek gerekir. Tartışmalarda öne çıkarılan konulardan biri de insan hakları ve yasalar önünde eşitlik ilkesidir. Her ikisi de, burjuva demokrasilerinin kuruldukları belli bir tarihsel aşamada hukuk zemininde biçimlenen kavramlardır. Biçimsel eşitlikten öteye gidemezler.

Biçimsel eşitlik, sınıfsal gerçeklik karşısında çözümsüzdür. Bu konuda, sınıfsal gerçeklik karşısında biçimsel eşitliğe takılmak çok doğru görünmüyor. İktidarın sınıfsal duruşunu dikkate alanlar şunu söylemeli: Bu salgının cezaevlerinde yayılması önlenemiyorsa -ki gerçek durum bunu gösteriyor- ve iktidar seyreltmeyi “çözüm” planı olarak önüne koymuş ve kendi sınıfsal çıkarlarına göre seçim yapma yoluna girmişse -ki öyle yapıyor- hayır demeli ve arkasından eklemeliler; “öyleyse önce devrimci, demokrat, Kürt vb. siyasal tutsakları bırak”. Sınıfa karşı sınıf tavrı sergilenmelidir. Biçimsel eşitlik ilkesine takılıp sayıları on binleri bulan IŞİD vb. çete üyelerinin katliamcıların, kadın katillerinin, cinsel saldırı ve taciz suçlularının, insalığa karşı suç işlemiş olanların da serbest bırakılması savunulmamalıdır.

Tüm cezaevlerinin boşaltılmasını talep etmek de çok gerçekçi değil. Gözettiğimiz siyasal tutsakların serbest kalmalarının, tüm diğer mahkumların serbest bırakılmalarına mutlak olarak bağlı olduğu bir durum (olmaz ama varsayıyorum) söz konusu olsa, dişimizi sıkar kabul ederiz. Böyle bir durum söz konusu olmadığına ve olamayacağına göre, iktidarın sınıfsal duruşu karşısında sınıfsal tutum almak, biçimsel eşitliğe takılmamak en doğrusudur. Bunu yanında salgının cezaevlerinde yayılmasına karşı alınması gereken tedbirler de öne çıkarılmalıdır.

Alınteri: “Suç düzenin aynasıdır” demişler. Bu yasa değişikliği de aslında birçok şeyin aynası ve oldukça politik. Bu konuda neler söylersiniz?

Kazım Bayraktar: Eduardo Galeano çok özlü bir içerikle açıklıyor suçun gerçek sınıfsal özünü, Kraliçe Victoria örneği üzerinden. Marks da bugünkü burjuva iktidar yöneticilerinin suçlarına ve çürümüşlüklerine işaret ederken “lümpen proletaryanın doruklardaki dirilişidir” der. Son yıllarda Türkiye’de yaşanan, başta Ergenekon ve “FETÖ” davalarında, 15 Temmuz darbeleşmelerinde, 17-25 Aralık operasyonlarında ortaya çıkan gerçekler, Galeano’nun ve Marks’ın sözlerinde özetlenen gerçeklerle özsel olarak aynıdır.

Şu an “FETÖ” davalarından yatan on binlerce insan var. Bunlar, AKP bloku ile kurdukları iktidar ortaklığının paylaşım kavgasına dönüşmesi sonucunda çıkan çatışmada yenik düştükleri için suçlu diye damgalanıp hapsedildiler. Yenilenler yenmiş olsalardı suçlular da farklı olacaktı. İktidar sahipleri suç işleme özgürlüğüne de sahiptir.

Suç” sınıfsal hukuk düzeninin ve devletinin, hem hukuksal aynı zamanda hem de siyasal kavramı ve gerçekliğidir.