İşçiler korona bahanesiyle zincirlenmek istenen 1 Mayıs’ı konuşuyor -III



Mikrofonumuzu uzattığımız işçilerin söylediği her cümle 1 Mayıs’ın da sınıf bilinci ve mücadelesinin de korona salgını ya da başka bir bahaneyle zincirlenemeyeceğinin ifadesidir


Salgın koşullarını her açıdan fırsata çeviren burjuva devlet, aynı bahaneyle 1 Mayıs’ı da sokağa çıkma yasağıyla zincirlemek istedi. İşçi sınıfının tarihsel kazanımlarının, sınıflar arası güç dengesinin simgesi olan 1 Mayıs’ta mikrofonumuzu uzattığımız işçilerin söyledikleriyse sistemin ne yaparsa yapsın 1 Mayıs’ı da sınıf kavgası ve bilincini de zincirleyemeyeceğinin çarpıcı ifadesi…

Konuştuğumuz işçilerin söylediklerinin ortak noktasının sendikal bürokrasiye ve mevcut sendikal örgütlenmeye duyulan güvensizlik olmasıysa şaşırtıcı değil.

Röportaj dizimizin 3’üncüsünü yayınlıyoruz.

Trakya cam işçisi: Sendikalar ortak bir karar alsa bu işçi sınıfı gereğini yapar!

1 Mayıs sizin için ne anlama geliyor?

Yaklaşık 135 yıl önce 1 Mayıs günü Amerika’da 12 saatlik çalışmanın yerine günde 8 saat çalışma isteğiyle yüzbinlerce işçinin meydanlara inmesiyle başlayan ve 4 sendikacının idamıyla sonuçlanan gösterilerin ardından 1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kutlanmaya başlandı.

Ülkemizde çeşitli yıllarda kutlanan, değişen hükümetlere ya da askeri yönetimlere göre yasaklanan ya da engellenen 1 Mayıs kutlamaları, 2009 yılından itibaren Emek ve Dayanışma Günü adıyla resmî bir gün olarak kutlanmaya başlandı.

Tabi ülkemiz işçi tarihi açısından 1977 yılında Taksim’de yapılan saldırı sonucu birçok işçinin hayatını kaybetmesi gibi yıkıcı hatıralarla hatırlansa da birlik ve beraberliğimizi her geçen gün daha da arttırmamız gerektiğini, sınıf mücadelesinden asla vezgeçmememizi hatırlatan, dünyanın işçinin ve emekçinin sırtında döndüğünü unutturmayan bir gün bizim için 1 Mayıs.

Bu yıl 1 Mayıs’ı koronavirüs salgını koşullarında karşılıyoruz. Bu koşullarda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününde nelerin yokluğunu ve eksikliğini yaşıyorsunuz?

Dünyada ya da ülkemizde yaşanan her türlü ekonomik kriz ya da herhangi bir olumsuz durumda olduğu gibi bu lanet virüs de yine en çok çalışan kesimi, işçiyi etkiliyor. Maalesef ekonomik olarak güçlü bir ülke olmadığımız için bu önlenemez salgın karşısında üreten kesim yine çalışmak durumunda kalıyor ya da tamamen işverenin inisiyatifine bırakılarak ya senelik izinleri kullandırılıyor ya da ücretsiz izinlere çıkarılıyor. Ücretsiz izinlerde yaşanması mümkün olmayan 39 lira gibi bir rakama mahkum ediliyor. Burada özellikle sendikalı çalışanlar bağlı oldukları sendikalardan ya da konfederasyonlardan iş güvencesini, sağlıklı çalışma koşullarının sağlanmasını ve ülkemizde sendikaların varlığının hissedilmesini istiyor.

Açıkçası bana göre işçi ve emekçiler için olmazsa olmaz olan “sınıf sendikacılığı” ilkesinden uzak kalmış ya da uzak kalmak zorunda kalan sendikalar bu lanet salgın karşısında da maalesef sınıfta kaldı.

Ya koronavirüse yakalanmak ya da “evde kal” çağrısına uymak… “Ölümlerden ölüm beğen” deniyor bizlere. İşçi sınıfı ve emekçiler bu açmaz karşısında sizce ne yapmalı?

Çalışırken zaten açlık sınırında olan işçiler için ‘evde kal’ demek maalesef ölüm demek. O yüzden de çalışmak zorundayız. Dediğim gibi ekonomik olarak zor durumda olan bir ülke olduğumuz için bu virüs de bizim sırtımıza yüklendi. Bu durumda yapmamız gereken her zamankinden daha çok birbirimize kenetlenmemiz. Çünkü sermaye her türlü kendi çaresine bakıyor ve bakmaya devam edecek. Eğer bu birliği beraberliği ve kenetlenmeyi sağlayamazsak bu virüs geçtiğinde de bunun işçi sınıfına dönüşü daha ağır şekilde olacaktır.

Başta İnşaat-İşçileri Sendikası olmak üzere kimi sendikalar bir araya gelerek “Yaşamak için Genel Grev!” dediler. 1 Mayıs’ta bunun sınıfın ortak talebi ve eylemi olarak hayata geçirilebilmesi için neler yapmak gerekir?   

“Kıdem tazminatı kırmızı çizgimizdir. Dokunursanız sonucu genel grevdir” diyen sendikalarla koronavirüs sürecinde ‘lütfen’ işçi çıkartmayın diyen sendikalar aynı sendikalar.

İnşaat işçileri Sendikası ve bu talebi gerçekleştiren sendikaların talebi sonuna kadar insani bir talep ama bizler hem hükümet politikalarını hem de sendikalarımızın mevcut yönetim anlayışını görerek buna göre hareket etmek ve bir tavır sergilemek zorundayız. Şu an ülkemizde bakanlığa kayıtlı 190 tane işçi sendikası var. Bu salgın sürecinde kendi aralarındaki yarışı ya da kavgayı bir kenara bırakıp ortak bir bildirinin altına hepsi imzasını atsın, bu işçi sınıfı gerekeni yapar.

Enseyi karartmaya gerek yok. Hayallerimizi gerçekleştireceğimiz ve sınıf mücadelesinin kazanacağı günler çok yakın..

YAŞASIN 1 MAYIS!

**

Tersane işçisi Veysel Sargut: Bilinçli ve örgütlü bir işçi sınıfının karşısında hiçbir güç duramaz

1 Mayıs sizin için ne anlama geliyor?

1 Mayıs üzerine çok şey söylenebilir tabi ki, kısaca tüm dünyada işçilerin taleplerini dile getirdiği birlik, beraberlik, mücadele günüdür.

Bu yıl 1 Mayıs’ı koronavirüs salgını koşullarında karşılıyoruz. Bu koşullarda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününde nelerin yokluğunu ve eksikliğini yaşıyorsunuz?

Aslında işçiler olarak salgın öncesinde hemen hemen hiçbir şeyin doğru olmadığı ve her şeyin sıkıntılı olduğu bir süreç içindeydik. Salgınla beraber bu süreç işçiler emekçiler için daha da katmerlendi diyebiliriz.

Ya koronavirüse yakalanmak ya da “evde kal” çağrısına uymak… “Ölümlerden ölüm beğen” deniyor bizlere. İşçi sınıfı ve emekçiler bu açmaz karşısında sizce ne yapmalı?

Koronavirüsün en çok yayıldığı yerler işyerleri; fabrikalar, şantiyeler, tersaneler vs.  Virüsten korunma gibi bir şansınız maalesef yok. İşçiler işin gereği olarak mecburen temas etmek zorunda kalıyor.

Zorunlu olmayan işyerlerinin salgın süresinde kapatılmasını işçiler olarak talep etmeliyiz. Tersanelerin, şantiyelerin, metal gibi sektörlerin herhangi bir üretim aciliyeti yok. Konfeksiyonun ya da AVM’lerin açık kalması gerekmiyor. Yayılımı azaltmak ve gereğini yapmak için buraların kapatılması gerekir.

“Evde kal” deniyor. Ama birileri de “işe gidilecek” diyor. İşyerlerinden virüsü alıp evdekilere bulaşı yolu açılmış oluyor böylece. İnsanlarda korku yaratmak için sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Halkımız sokakta fiziki mesafeyi zaten koruyor. Ve hijyene dikkat ediyor.

Dolayısıyla marifet sokağa çıkmayı yasaklamak değil asıl yapılması gereken zorunlu olmayan sektörlerde üretime ara verip, işçileri emekçileri ücretli izine çıkarmaktır. Bu acil bir zorunluluktur. İşçiler emekçilerin ise kendi “yaşam hakları” için gitmemeleri gerekiyor. Bu bilincin oluşması elzemdir.

Başta İnşaat-İşçileri Sendikası olmak üzere kimi sendikalar bir araya gelerek “Yaşamak için Genel Grev!” dediler. 1 Mayıs’ta bunun sınıfın ortak talebi ve eylemi olarak hayata geçirilebilmesi için neler yapmak gerekir?   

Evet başta İnşaat İş Sendikası, Limter-İş, Nakliyat-İş ve birkaç sendika tarafından bu talepler dile getirildi. Konfederasyonların durumları içler acısı.  DİSK, TÜRK İŞ, HAK İŞ vb.

Burada işçi sınıfının yapması gereken bu 1 Mayıs ve diğer 1 Mayıs’larda işçilerin bilinçlenmesi ve örgütlenmesidir. Bilinçli ve örgütlü bir işçi sınıfının karşısında hiçbir güç duramaz. Bugün yeterli derecede sınıf bilinci ve örgütlülüğü olmayan işçi sınıfı bu kötü koşulları, açlığı ve sömürüyü dizginsizce yaşıyor.  Fakat sınıf bilinci ve örgütlülük olması gerektiği boyuta geldiğinde taşıdığı potansiyeli toplumsal bir dinamiğe dönüştürmeyi başaracaktır.

İşçi sınıfının iktidar olduğu ve kapitalist barbarlığın yerle bir edildiği güzel günlere ulaşma dileğiyle tüm dünya işçi sınıfına selam olsun diyorum!

**

Alınteri okuru belediye işçisi Gürbüz Deniz: Sınıf kardeşlerim 1 Mayıs’a sahip çıkın

1 Mayıs sizin için ne anlama geliyor?

İşçi emekçi sınıf kardeşlerime ses olan gazetemiz Alınteri ‘ye sonsuz teşekkürler.

1 Mayıs ile ilgili söyleyebileceğim şu ki; kazanım için mücadele yürüten Haymarket olayı olarak adlandırılan ve 4 işçi önderinin idamıyla sonuçlanan ve Enternasyonal’in aldığı kararla onlar nezdinde tüm işçi sınıfına birlik mücadele ve dayanışma günü ilan edilen 1 Mayıs bizler için fazlasıyla anlamlı ve değerinin bilinmesi gerekli bir gündür. Ülkemizde ‘77 katliamı ile yitirdiğimiz canlar ile 1 Mayıs dolayısıyla anma ve bayrağı daha fazla yukarı kaldırma günü olmuştur.

Bir işçi olarak gönül rahatlığıyla diyorum ki sınıf kardeşlerim 1 Mayıs’a sahip çıkın

Sendikal kazanımlarımız, sigorta hakkımız, haftalık ve senelik izinlerimiz işçi sınıfının mücadelesiyle olmuştur ve 1 Mayıs tüm kazanımların, istemlerin sembolik günüdür.

Bu yıl 1 Mayıs’ı koronavirüs salgını koşullarında karşılıyoruz. Bu koşullarda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününde nelerin yokluğunu ve eksikliğini yaşıyorsunuz?

Koronavirüsü dünya ölçeğinde öncelikle işçiye, emekçiye, yoksula daha çok zarar veriyor.  Yoksulsan eğer tüm diğer koşullarda olduğu gibi ölüm ilk seni bulur. Ya aç kalmayı göze alıp evde kalacaksın ve hastalığa değil açlığa yenik düşeceksin ya hastalığı göze alıp çalışacak ve koronaya karşı salt maske takarak bulunduğun işyerinde dirençli durmaya çalışacaksın. Tuzu kuru bir cümle insanın sözlerine maruz kalıp, suçlanmansa cabası olacak. Kısaca korona veya ismi ne olursa olsun muhatabı, önceliği işçiler.

Ya aç kalmak

Ya çalışmak

Ya hastalık

Ya koronavirüse yakalanmak ya da “evde kal” çağrısına uymak… “Ölümlerden ölüm beğen” deniyor bizlere. İşçi sınıfı ve emekçiler bu açmaz karşısında sizce ne yapmalı?

Çıkmazımız açık seçik olarak beyan ediyor ki, ölümle yarış halindeyiz. Yapmamız gereken hapsolmak, susmak, izole olmak değil; bize dayatılan seçeneklerin insanlık dışı seçenekler olduğunu tüm kitlelere ulaştırma yükümlülüğüyle hareket etmektir.

Kendi kişisel temizliğimizi önem verip, yerlere çöp atmayıp, sokak canlılarına mama ve su vererek, sosyal mesafemize dikkat ederek, türkülere, şiirlere ve bilincimize tutunarak yaşama sarılmak zorundayız.

Genel grev genel direniş çağrısı sendikalardan gelmedi. Kitlesel çalışma yürütüp sokaklarda kiminle görüşüyorsak, sosyal medya kanalı ile sınıfımıza aktarabilmeliyiz.

Öncelikle çözüm olduğuna kendimiz inanmalıyız. Birlikte başaracağız! Burjuvazi ile aynı gemide değiliz lakin toplumun diğer kesimleri ile dertlerimiz ortak, bir olmak zaruridir.

Söz hakkı için teşekkür ederim…

Bütün dünya işçileri birleşin şiarı ile selamlar sevgiler…

**

Cam işçisi Şaban Koçak: Eğer koronalı aylar bizi BİZ İŞÇİ SINIFI yapmazsa, diyecek sözüm yok.

 1 Mayıs sizin için ne anlama geliyor?

1 Mayıs deyince ilk aklıma gelen, emek ve alın terinin vücut bulmuş hali gelir. Mücadele ve direniş, sınıf bilinci, birliktelik ve bu birliktelikten doğan kuvvet…

İşçi ve emekçilerin bayramı, dünya çapında kutlanan, haksızlıklarla mücadele günü.

Ülkemizde 2008 Nisan’ında, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edilmiştir.

Ne acıdır, yozlaşmış sendikal zihniyetin tavır ve davranışlarından işçi sınıfımız bu bayramın bayram olduğunu kanıksamamış ve gerekli değeri göstermemektedir.

Henüz olgunluk seviyesine ulaşamamışız, politik tercihleri ile sendikal tercihleri hala ayırt edemiyoruz.

Bu yıl 1 Mayıs’ı koronavirüs salgını koşullarında karşılıyoruz. Bu koşullarda işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününde nelerin yokluğunu ve eksikliğini yaşıyorsunuz?

Korona virüs koşullarında 1 Mayıs’ın alanlarda kutlanamayacak olması üzücü, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutlayamadığımız gibi, muhtemelen 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nı da aynı nedenlerle kutlayamayacağız.

Aslında virüs günleri işçi sınıfı için bir ayna işlevi görmekte. Bu koşullarda İŞÇİLER ÜRETMEZSE ÜLKE EKONOMİSİNİN ÇÖKECEĞİNİ veya çöktüğünü gösteren bir ayna…

ÜRETMEZSEK, politikacıların hiçbir fonksiyonunun olmadığını kavramış olmalıyız, sınıf olarak!

Ya koronavirüse yakalanmak ya da “evde kal” çağrısına uymak… “Ölümlerden ölüm beğen” deniyor bizlere. İşçi sınıfı ve emekçiler bu açmaz karşısında sizce ne yapmalı?

Çok uzun bir zamandan sonra dünya çapında böyle büyük salgınla karşılaşan ister işçi sınıfı olsun ister siyasiler olsun ister iş dünyası olsun herkes için bir ayna sunabilme niteliği taşımakta.

Bu sınavı işçi sınıfı geçti, sermaye ve siyaset sınıfta kaldı.

Kasa o kadar boşalmış, borç gırtlağı geçmiş ki, halkın sağlığını ve geçim sıkıntısını gidermesi gerekenler, alelacele kanun çıkardı ve sermaye sınıfına ücretsiz izne çıkarma hakkını verdi.

İşçiye vereceği parayı karşılamadıkları gibi 1170 TL civarı aylık bir yardım belirledi.

O da zaten asgari ücretin yarısı.

“Asgari ücret nedir?” diye işçi kendine sormalı, onun yarısı olan işsizlik ödeneği nedir?

Artık sorgulamalı.

Dua tabi edilmeli,

Şükür de edilmeli,

Ama her ikisinin de karın doyurmadığı gerçeğini de bu insanlar görmeli (Diyanet çalışanları, şeyhler ve şıhlar hariç tabi)

“Evde kal” çağrısına uymak, ne zaman? İşe gitmediğin zaman…

“Ölümlerden ölüm beğen” deniyor bizlere.

İşçi sınıfı bunu okumuyor, çünkü bu salgını “vatan millet Sakarya” deyip anlattılar, işçinin diğer duyularını körelttiler.

İlk önlem paketi içinde tüm sendikal faaliyetlerin durdurulması vardı.

Bunu deldiğini düşünen bir kısım işçi vatan hainliğiyle suçlanır. Belirli bir kitlenin hedefi haline getirilir.

Eğer koronalı aylar bizi BİZ İŞÇİ SINIFI yapmazsa, diyecek sözüm yok.

Başta İnşaat-İşçileri Sendikası olmak üzere kimi sendikalar bir araya gelerek “Yaşamak için Genel Grev!” dediler. 1 Mayıs’ta bunun sınıfın ortak talebi ve eylemi olarak hayata geçirilebilmesi için neler yapmak gerekir?   

İnşaat-İşçileri Sendikası ve Sınıf Tavrı’nı Türkiye’nin yakın gelecekte – işçi sınıfının parlayan yıldızı olmaya aday olarak görüyorum. Diğer sendikaları iyi analiz etmişler, o sendikaların yaptığı hatalarından ders çıkarmışlar ve onların hatalarını tekrarlamamak üzerine temelini kurmuşlar.

Umarım sendikal bürokrasideki yozlaşmaya bulaşmazlar.

Sosyal medyadan takip edebildiğim kadar, bazı sendikalarla bir araya gelerek

“Yaşamak için genel grev!” dediler.

Sanırım tam zamanı.

Doğru ve haklı bir çağrı. Bu çağrıya konfederasyonlar veya diğer sendikalar cevap verme cesareti gösteremezler diye düşünüyorum.

Bizim sendikamız buna evet dese, seve seve katılırız.

Sınıf ortak taleplerini ancak 1 Mayıs gibi günlerde, ülkenin tüm şehirlerinden haykırmalı, yazının başında saydığım nedenlerden dolayı bu gerçekleşmez.

Henüz olgunlaşmadık, oysa tam eylem zamanı ve bir sürü hak kaybının engellenmesi için bir fırsat.

Artı olarak eklemek isterim ki, EYT kurulduktan 4-5 yıl sonra zirve yaptı.

Bilinçli bir kitle yaratıldı, haklarımız anlatıldı ve eyleme geçildi. Tabi medyanın da dikkatini çekerek bunu başardılar.

Bizde OLGUNLAŞMIŞ ŞARTLAR VAR,

Olgunlaşmamış İşçi Sınıfı var.

Saygılarımla.