Avukat Kazım Bayraktar’a “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun” tasarısı, avukatlara ‘ihbar yükümlülüğü’ getirimesi, onları devletin ve savcıların emir erine dönüştürme amacı konusunda röportaj soruları göndermiştik ki teklif yasallaştı…
Alınteri: Biliyorsunuz son günlerde AKP’nin gündeme getirdiği yeni bir yasa tasarısı tartışılıyor: “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun” tasarısı. Tasarı dernek ve vakıfların İçişleri Bakanlığı’nca denetlenmesi ve yönetimlerinin görevden alınarak kayyum atanabilmesine cevaz veriyor. AKP bu tasarıyla neyi hedefliyor?
Av. Kazım Bayraktar: “Kitle İmha Silahlarının Ve Finansmanının Önlenmesi” sözleşmesi (FATF, Mali Eylem Görev Gücü), kapitalist-emperyalist sistemin egemenlerinin, gerek diğer sınıf ve toplum kesimlerine karşı gerekse kendi sınıfları içinde gittikçe şiddetlenen özel mülkiyet (sermaye birikim) kavgasında, serbest rekabet yoluyla altedemediği hasımlarının özel mülklerine ve kaynaklarına hukuk aracıyla siyasal-ekonomik müdahale sözleşmesidir.
Bu sözleşme aynı zamanda, ekonomi politiğin “serbest rekabet” diye kavramlaştırdığı, günümüzde neo-liberallerin el üstünde tuttukları kapitalist iktisadi gerçekliğin siyasal zorbalıkla özdeş olduğunu gösteren sayısız örnekten biridir ve bu zorbalık tek yanlı değil karşılıklıdır. Bu nedenle FATF dışında kalan diğer emperyalist-kapitalist ülkeler de benzer nitelikte sözleşmeler yaptılar. [Örneğin: Kara Para Aklamaya Karşı Asya Pasifik Grubu (Asia Pacific Group on Money Laundering – APG), 2. Karayipler Mali Eylem Görev Gücü (Caribean Financial Action Task Force- CFATF), Kara Para Aklamaya Karşı Doğu ve Güney Afrika Grubu (Eastern and Southern Africa Anti-Money Laundering Group – ESAAMLG), Güney Amerika Mali Eylem Görev Gücü (Financial Action Task Force on Money Laundering in South Africa – GAFISUD), Ortadoğu Güney Afrika Mali Eylem Görev Gücü (Middle East & North Africa Financial Action Task Force – MENAFATF), MONEYVAL (Committee of Experts on the Evaluation of AntiMoney Laundering Measures) vb…]
Bu tür müdahalelerin biçimi olarak konulan/dayatılan hukuksal kurallar, daima ikiyüzlü ve aldatıcı bir algı oluşturacak biçimde gerekçelendirilir; başlıkları her daim sahtedir. Kitle imha silahlarının ve finansmanının tekeline sahip emperyalist burjuvazinin, rakiplerinin ve kapitalist işbirlikçilerinin, kendileriyle aynı silahlara ve iktisadi güce sahip olmalarını ekonomi dışı yollardan, zor ve şiddet kullanarak engelleme çabasından başka bir şey değildir. Aynı zihniyet her kapitalist ülke burjuvazisinin yurt içi sermaye birikim kavgasına değişik biçimler alarak yansıyabilir, yansıyor. Türkiye’nin bugünkü koşullarına yansımalarını, iktidarın peş peşe attığı adımlarda görüyoruz.
Dernek faaliyetleri kolaylıkla engellenebilecek
Meclisten geçen bu yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, İçişleri Bakanlığı, Maliye ve Hazine Bakanlığı’nın oluşturacakları Denetim Ve İşbirliği Komisyonu kurulacak ve Komisyon tarafından görevlendirilen denetçilerin yanı sıra İçişleri Bakanı’nın gerekli gördüğünde tayin edeceği kamu görevlilerine de her an denetleme yetkisi verilecektir. Denetimin kapsamı ve süresi tamamen açık bırakılmıştır. İncelemeye alınan derneğin ortak iş yaptığı başka bir dernek ya da kuruluş varsa bunlardan da bilgi ve belge istenebilecek ve dolayısıyla başka bir derneğe bağışta bulunmuş veya ortak çalışma yürütmüş başka bir dernek, vakıf vb. kuruluş da denetim altına alınabilecektir.
Özel ve tüzel kişilerin yardım toplama usulleri 2860 sayılı Yardım Kanunu’nda düzenlenmiştir. Bu kanuna göre, yardım toplayacak kişi veya kurumlar bir dilekçe ile ilgili makama bildirmekle yükümlüdürler. Yeni yasayla, yasağın kapsamı genişletilmekte, dernek ve vakıfların mali destek kaynaklarına müdahale kolaylaştırılmaktadır. Tek faaliyeti yardımlaşma ve dayanışma olan dernek ve vakıfların çalışmaları tümüyle denetim altına alınabilecektir. Yasayı ihlal edenlere ağır idari para cezaları (5.000,00 TL’dan 200.000,00 TL’na kadar) verilebilecektir. Yasanın bu yanı, halkın ekonomik, sosyal ve kültürel vb. dayanışma ilişkilerini, örgütlenmelerini hedef alıyor.
Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’unda yer alan, fon sağlanması veya toplanması yasak fiillerin ortaya çıkması halinde, fiili gerçekleştiren dernek veya vakıfların mal varlığının dondurulmasına Cumhurbaşkanı karar verebilecek, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bu karar Resmî Gazetede yayınlanır yayınlanmaz uygulanacaktır. Hiçbir yargısal denetime tabi olmaksızın dernek faaliyetinin engellenmesi, örgütlenme özgürlüğü ile mülkiyet hakları bakımından anayasal ve uluslararası sözleşmelerde düzenlenen güvenceler ortadan kaldırılmaktadır.
AKP bu yasayla gerçekte neyin peşinde
AKP bu yasayla bir yandan dış politikada yaşadığı sıkışmada geçici de olsa rahatlamak istiyor. “Kitle İmha Silahlarının Ve Finansmanının Önlenmesi” sözleşmesinin gereği olan iç hukuk yasasını, iktidara geldiğinden bugüne kadar; sözleşmenin önde gelen devletlerinin terörist ilan ettikleri bazı selefi çeteleri silah, mühimmat ve finansal açıdan sürekli desteklediği, yine ABD’nin terörist devletler kapsamına aldığı İran ile finansal ilişkiler kurduğu, kayırdığı sermaye kesimlerinin kara para aklamalarına sessiz kaldığı vb. nedenlerle üç kez uyarıya maruz kalmış olmasına rağmen çıkarmamıştır.
AKP odağının, gerek önde gelen iktidar temsilcileri ve siyasetçileri gerekse kolladığı sermaye kesimlerinin bazıları tam da bu sözleşmenin hedeflediği suçların batağına saplanmış durumdalar. Bu nedenle sözleşmenin gerektirdiği gibi bir yasayı yürürlüğe koymaları oldukça zor. Ancak sözleşme gereği bir yasa çıkarmak zorundalar, daha fazla uzatmaları oynama koşulları kalmadı.
Öte yandan, görünürde FATF’ın gereğini yerine getiriyormuş gibi yapıyor ama 43 maddelik tasarının 5-6 maddesi dışındakilerin Sözleşmenin hedefleriyle bir ilişkisi yok. Sözleşmede yer alan “kitle imha silahları”, “terörizm”, “kara para” gibi hedeflerin tanımı ve ve alınacak önlemlerin bir kısmı ilk birkaç maddeye kopyalanıp yapıştırıldıktan sonra düzenlenen diğer maddelerde yargı baypas edilip herşey tamamen idarenin takdirine bırakılarak, Sözleşmeden bağımsız olarak zaten yürürlükte olan ve Sözleşmenin asıl amacıyla ile ilişkisi olmayan “Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi”, “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında” Kanunlara fırsatçı ekleme ve çıkarmalar yapılıyor. AKP iktidar odağı her şeyi idarenin takdirine bırakarak ve FATF’ın 12. maddesinde yer alan “yerli ve yabancı siyasi nüfuz sahibi kişilerle yakınları tarafından gerçekleştirilen işlemlere konu olan fonların ve malvarlığının mali kurumlarca yakından takip edilerek kaynağının tespiti için tedbir alınması” hükmüne yer vermeyerek, kendini Sözleşmenin yaptırımlarından kurtarmayı, durumu fırsata çevirerek tüm muhalif kurumları yok etmeyi, işlevsizleştirmeyi veya mal varlıklarıyla birlikte ele geçirmeyi amaçlıyor.
FATF ve bu yasa aynı zamanda, burjuva ideolojisinin kutsal saydığı özel mülkiyetin, gerçekte sahibine göre kutsal ve sonuna kadar sınıfsal olduğunu bir kez daha gözümüze sokan bir hukuk pratiğidir.
Kapitalizmin labirente dönüşmüş hukuksal üstyapısında avukatlar
Alınteri: Yasa avukatlara ilişkin de yeni düzenlemeler içeriyor. Ne tür düzenlemeler bunlar ve bundan amaç ne?
Av. Kazım Bayraktar: Başta sermaye biçimi olmak üzere, özel mülkiyet ilişkilerinin gerektirdiği hukuksal sözleşme ve işlemler, kapitalizmin labirente dönüşmüş hukuksal üstyapısı nedeniyle, genellikle (sermayesi belli bir miktarı aşan kurumlar için zorunlu olarak) avukatlar vasıtasıyla yapılır. Bu nedenle avukatlar iktidar odaklarının düşman belledikleri, hedef gösterdikleri kesimlerin de ekonomik hareketleri hakkında önemli bilgi kaynakları arasında yer alırlar. Bu bilgileri, ahlaksız bir yöntemi yasal zorbalığa dönüştürerek elde etmek istiyor.
Bunun savunma hakkını ortadan kaldıran sonuçları var. Suç isnadıyla karşılaşan bireyin masumiyet karinesi, susma ve aleyhine olan kanıtları bildirmeme hakları doğrudan hedef alınmaktadır. Birey bu haklarını, kapitalist sistemde tamamen ayrı bir uzmanlık alanı haline gelmiş hukuku ve yasaları bilenler -yani avukatlar- vasıtasıyla kullanma hakkına sahiptir. Bu nedenle avukata bağımsız hareket edebilmesi için belli yetki ve özgürlükler tanınmış, başta sır saklamak ve müvekkilini zarara uğratmamak olmak üzere bazı yükümlülükler getirilmiştir. Bu ilke ve kurallar avukatlara, bireylerin savunma haklarının gereği olarak tanınan hak ve yükümlülüklerdir. Baroların ortak açıklamasında denildiği gibi; “Suç şüphesini takip etmek savcı ve adli kolluğun; suç yüklenmesine karşı bireylerin masumiyet karinelerini, adil yargılanma haklarını ve savunma haklarını müdafaa etmek ise avukatların görevleridir.”
“Kimlik tespiti, işlemlerin izlenmesi, bilgi ve belge verme, şüpheli işlemi bildirme, para ve belgeleri muhafaza ve ibraz” dayatmasının, avukatların savunma hakkını yerine getirme görevleriyle kesinlikle bağdaşmadığı tartışmasız bir konudur.
Siyasi iktidar, hedef aldığı kesimleri ya avukat desteğinden mahrum bırakmak ya da kendi tayin ettikleri avukatları kendilerine yönelmiş bir silaha dönüştürmek istiyor.
İktidar avukatları müvekkillerine ihanete zorluyor
Alınteri: Avukat-müvekkil ilişkisindeki “sır saklama” işlevi biliniyor. Meclisten geçen yasa “avukatın tanıklıktan kaçınması” kanun zoruyla ortadan kaldırılmış olacak. Avukatlara getirilmek istenen “şüpheli işlemleri bildirim” yükümlüğülüğünü nasıl okumak gerekir?
Av. Kazım Bayraktar: Avukatın sır saklama yükümlülüğü, müvekkilinin (bireyin) savunma hakkının her türlü kaygı, korku, baskı ve tehditten arınmış olarak kullanabilmesiyle ilişkilidir. Bu nedenle bireyin birçok özel bilgiyi ve belgeyi avukata vermekten çekinmemesinin sağlanması gereklidir ve bu da avukata sır saklama yükümlülüğü getirilmesini zorunlu kılar.
Avukatlık Yasası, avukatın görev yaparken müvekkili hakkında bilgi sahibi olduğu hususları, müvekkilinin onayı dışında açıklamasını yasaklamaktadır. CMK 46. Maddesi ise, iş sahibi muvafakat etse dahi avukatın tanıklıktan çekinme hakkı tanımaktadır.
Meclisten geçen yasa tasarısı avukatın bu hak ve yükümlülükleri ile çelişkiye düşüyor. Avukatların bu çelişkili durumu, savunma hakkından yana kullanmalarını da engellemek isteyen iktidarın yasa koyucuları şu kurnazlığa başvuruyor:
…Komisyon bu kanunun uygulamasıyla ilgili olarak bilgi ve belge istediği takdirde talepte bulunulan kişi, kurum ve kuruluşlar, kanunlarda yer alan hükümlere dayanarak bilgi ve belge vermekten kaçınamazlar (4. maddenin 2. fıkrası).
Bu durumda avukatlar, Avukatlık Yasasının emredici özellik taşıyan “sır saklama yükümlülüğü” ile Denetim Ve İşbirliği Komisyonu’nun bilgi ve belge talebi arasında cezai yaptırım tehdidi eşliğinde karşı karşıya bırakılmış bulunmaktadırlar.
Çelişkiyi gidermenin başka bir yolu vardır. Bu yol, avukatlara tanınan bu hak ve yetkilerin düzenlendiği yasaları ve yasa maddelerini yürürlükten kaldırmaktır. Ancak iktidar güçleri henüz buna hazır değil, adım adım ilerliyorlar.
Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte AKP iktidar odağı, çıkarına ve tercihine göre belli bir kesimi siyasal olarak hedef aldığı anda o kesimin avukatları, mesleki faaliyetleri sırasında sahip oldukları bilgileri ihbar edip etmemekte tereddüt etmeye başlayacaklar, kendilerini tehlikede hissedecekler ve iktidarın siyasi alt birimine dönüşmüş mevcut yargı sistemi karşısında da hiçbir hukuksal güvenceye sahip olamayacaklardır. AKP-MHP iktidar odağının yargının önüne attığı muhalif kesimlerin avukatları da sorguya çekilecekler ve zamanında bilgi vermemekle suçlanacaklardır.
Meclisten geçen bu yasa, iktidarın her kesimden siyasal muhaliflerinin avukatlarıyla sırlarını paylaşmalarını, dolayısıyla savunma haklarını gerektiği gibi kullanmalarını, karşılıklı güveni ortadan kaldıran faşist özelliği yanında, avukatları müvekkillerine ihanete zorlayan ahlak dışı bir tasarıdır.
İktidar Baroların zayıflığını gördü
Alınteri: Avukatlara dönük bu düzenleme daha önceden de gündeme getirilmiş, o zaman püskürtülen bu saldırı bu kez avukatlar arasında nasıl bir yankı yarattı?
Av. Kazım Bayraktar: Baroların ortak açıklaması ve bunu destekleyenler dışında pratiğe dönük büyük bir tepki yaratmadı. Bu yılın başlarında baroları parçalayan yasaya karşı gösterilen direniş kadar dahi bir tepki ortaya çıkmadı.
O direnişte baro başkanlarının genel eğilimi eylemi büyütmemekten yanaydı. Yürüyüş sadece baro başkanlarıyla sınırlı ve temsili düzeyde tutulmuş, sonuçta kısa sembolik bir yürüyüşten sonra Anıtkabir’e gitmelerine izin verilerek noktalanmıştı. İktidar bu zayıflığı gördü ve şimdi yeni bir adım daha attı. Yeni adım, avukatları muhbir elemanlar olarak kullanmak, mesleki onurdan ve etik kurallardan tamamen uzaklaştırarak iktidara karşı potansiyel dirençlerini kırmak, yargı karşısında zayıflatmak, işlevsizleştirmektir.
Tepkideki zayıflık mesleğin sınıfsal yapısıyla da ilişkilidir.
Faşist siyasal merkezileşmenin yeni hedefi
Alınteri: AKP Hükümeti’nin bu hamleyle daha geniş anlamda yapmak istediği nedir? Yasanın diğer hedefleri neler olabilir?
Av. Kazım Bayraktar: Dış politikada çember gittikçe daralmış durumdayken, bir yandan FATF’ın kararlarını uygulama görüntüsü vermek, diğer yandan bu konuyu faşist siyasal merkezileşme sürecinde yeni bir fırsata çevirmek istiyor. Geniş anlamda amacı;
1- Siyasal muhaliflerinin mesleki, demokratik ve iktisadi kurumlarını ele geçirmek, işlevsizleştirmek, yok etmek, ekonomik varlıklarını gaspetmek, gaspettiğini (Fethullah Gülen cemaatinin mal varlıklarına el koyarak yaptığı gibi) kendi yandaşlarına peşkeş çekmek. Vakıflar ve diğer kurumlar hariç, Türkiye’de 120 bin civarında dernek bulunduğu, bu derneklerin yaklaşık 2 milyon kişiyi doğrudan, aileleri ve ilgi alanlarıyla birlikte en az 10-15 milyon insanı dolaylı olarak ilgilendirdiği dikkate alındığında, siyasal merkezileşmenin bu yeni hedefi daha iyi anlaşılacaktır.
2- Tercih ettiği sermaye grupları lehine diğer sermaye gruplarını tehdit altına almak, rekabet ve dolayısıyla ekonomik güçlerini zayıflatmak. Kapitalist ekonomik ve siyasi krizlerin bir ürünü olan faşizm, merkezileşmiş siyasi yapıyı elinde bulunduranların ekonomik merkezileşmede de kullandıkları bir diktatörlük biçimidir.
3- Hedefi geniş tutmak, koşullara göre istediği hedefi istediği zamanda vurmak.
Yasa, adı konulmamış sürekli OHAL durumuna geçişte önemli bir hamle
Yasa çok geniş kapsamlı bir rezerv yasa olarak düzenlenmiş durumda. Meclisteki tartışmalar sırasında da ortaya çıktı ki, bu genişlik AKP/MHP blokunun bazı müttefiklerini de tedirgin etmiş. Yeni Şafak yazarı Yusuf Kaplan Twitter hesabından“uyarıyorum” başlığıyla; “STKlar terör bahanesiyle kapatılacak. Kolayca kayyum atanabilecek! Teröre karşı bir adım gibi bu. Ama sonuçları ortam değiştiğinde felaket olabilir! Her İslâmî çalışma irtica/terör yaftasıyla engellenebilir! Çok tehlikeli bu! Bu yasa girişimi derhal durdurulmalı!” mesajı gönderince, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu kendisini bizzat arayarak, yine kendi anlatımına göre şu sözlerle yatıştırmış: “Yarım saat konuştuk. STK yasasının asla sivil toplumu zayıflatmayacağını, STK’ların İslâmî çalışmalarını engellemesinin söz konusu olmayacağını, buna ilk önce kendisinin karşı duracağını söyledi”.
IŞİD veya adı değişmiş benzer nitelikte silahlı veya silahsız İslami-selefi faşist çetelerin legal alan yapılanmalarını ve mali varlıklarını kollamak (FATF da bunu bildiği için uyarılar yapıyordu) zaten bir iktidar politikası. IŞİD davalarında ortaya çıkan binlerce belge ile de sabit. Ama yine de tedirgin olmuşlar ki, İçişleri Bakanı bizzat arayarak onlara dokunulmayacağına dair teminat veriyor. Bu da gösteriyor ki asıl hedef sol örgütlenmeler. OHAL döneminde kapatılan kurumların çoğu yeniden açılmış durumda. Ancak ekonomik-siyasi kriz OHAL dönemini katlayacak ölçülerde derinleşmiş ve toplumsal gerilim de o kadar artmış durumda. Daha da artacak ve derinleşecek. Adı konulmamış sürekli OHAL durumuna geçiş için önemli bir hamle bu yasa.
İktidar güçlerinin bu koşullarda faşist siyasal merkezileşmeyi de hızlandırmaktan başka çareleri yok. İşçi sınıfı ve ezilen halk kesimlerinin, kadınların, Kürt halkının da sokağa çıkmaktan, kitleleri hayatın içinde örgütlemekten başka kurtuluş yolu yok!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!