8 Ocak 1996’da, polislerce gözaltına alınan ve götürüldüğü Eyüp Kapalı Spor Salonu’nda dövülerek katledilen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’yi anıyor, B. Diren Güneş’in 3 Ocak 2008’de Birgün’de yer alan yazısını yayınlıyoruz:
Gazeteci(ler) öldürüldü
B. Diren Güneş
Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe elinde kalemiyle gittiği haberde gözaltına alınmış ve polislerce dövülerek öldürülmüştü. Tarih 8 Ocak 1996’ydı. Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen tutukluların cenazesini izlemek için Alibeyköy’e gitmişti. Sarı basın kartı olmaması nedeniyle ilçeye sokulmadı. Haberi izlemekte ısrarcı davranınca da, gözaltına alındı ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. Gözaltına alınarak götürüldüğü spor salonunda polislerin cop darbeleriyle dövülerek öldürüldü. Dönemin emniyet müdürü olan Orhan Taşanlar, ‘Sandalyeden düştü’ derken İçişleri bakanı Teoman Ünüsan ise ‘Duvardan düştü’ dedi. Komik nedenlerle ölümü açıklasalar da cinayet gizlenemedi. Meslektaşlarının ve ailesinin ısrarlı takibi sonucu dava açıldı.
Toplam 1052 kişi gözaltına alınmıştı. Metin ‘Ben Evrensel muhabiriyim, gazeteciyim’ dese de kimse aldırmıyor. Onun için özel bir muamele bile düşünülüyor. Üzerine saldıran görevli polisler cop ve sopalarla vuruyor. Metin bayılıyor ve ayıltıp tekrar dövmeye başlıyorlar. Ölene kadar vuruyorlar. Çevik Kuvet’te görevli Şuayip Mutluer daha sonra olayı şöyle anlatıyor: “Ben salona döndüğümde yerde yatan şahsı sordum, polis memurunun bana gazeteci olduğunu, İstiklal Marşı’nı bilmediğini söyledi, ben de boş ver dedim. Bir tekme de ben attım. Diğer bir polis memuru ise yerde bulunan şahsa ‘Bu Ali için, bu Rüştü için, bu da Süleyman için’ diyerek vurduğunu gördüm”. Meti’ni dövmekten copu kırılan memursa bunu arkadaşlarına anlatmakta hiçbir sakıca görmüyor.
Birçok demokratik kitle örgütü ve gazetecilerin desteği ile oğlunun katillerinden hesap sormak için direnen anne Fadime Göktepe ise her şeye rağmen davanın peşini bırakmadı. Metin Göktepe’yi öldürenler, ‘İstemeden öldürmekten’ yargılandı. Oysa Göktepe seçilerek alınmış, Evrensel muhabiri olması nedeniyle bilinçli olarak dövülmüş ve isteyerek öldürülmüştü. Adalet Bakanı Mehmet Ağar, güvenlik gerekçesiyle Göktepe davasını İstanbul’dan Aydın’a aldırdı. Daha sonra dava Afyon’a kaydırıldı. 12 Mart döneminin işkencecileri arasında adı zikredilen Necdet Küçüktaşkıner sanık polislerin savunmasını üstlendi. Böylece işkenceden işkenceye geçiş hukuksallığını gözler önünde kuşandı. 4 yıl süren dava Yargıtay’ın cezaları 28 Eylül 2000’de onamasıyla son buldu. Polisler 7’şer yıl 6’şar ay hapis cezasına çarptırıldı. Metin Göktepe gözaltına alınıp dövülerek öldürüldüğünde 28 yaşındaydı. Ne acı ki doğum günü olan 10 Nisan ise polis teşkilatının kuruluş yıldönümüydü. Ülkemizde öldürülen gazetecilerin sayısı epey fazla olmasına rağmen Göktepe davası basında fazlaca yankı buldu. Dava sürecini ‘Devlet-Basın’ davası olarak değerlendirenler bile oldu.
Her kalemi kırarak susturmayı alışkanlık edinenler; kalemleriniz yanlış yazıyor haberiniz ola. 28 yaşında soldurduğunuz o karanfil, yüreklerimizde açtı, gelin de koparın gelin de yakıp yıkın bu karanfil bahçelerini.
Metin’in kafasında bir darp var
Polis karakolundan morga kadar
Mosmor
Bir darbe var
yüreğimizde beynimizde
Soruyor bir işaret fişeği
Biz ölerek mi yaşamayı
öğreneceğiz hâla…
Can Yücel’den Metin’e
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!