PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sonlandırılması ve artan hak ihlallerini protesto etmek amacıyla cezaevlerinde başlatılan açlık grevleri 77’inci gününde devam ediyor. Tutuklu yakınları ve birçok sivil toplum örgütü, açlık grevi eylemlerine ses çıkarırken, yetkililer sessizliğini koruyor.
Açlık grevi eylemcilerinin seslerini duyurmanın herkesin sorumluluğu olduğunu söyleyen Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, bu taleplerin insan haklarını doğrudan ilgilendirdiğini söyledi.
’80’lerde müzakere vardı’
Açlık grevlerinin özellikle cezaevlerinde başka herhangi bir hak arama mücadelesi olmayan insanların sık başvurduğu bir mücadele yöntemi olduğunu belirten Fincancı, “Seslerini duyurmaya çalışıyorlar ve seslerini duyurma sürecinde de devletin farklı tutumları oluyor” diye belirtti.
’80’lerdeki açlık grevlerinden ’90’larınkine, ’90’lardan 2000’lere hep belli bir aşama sonucunda devlet yetkilileriyle müzakerelerin olduğunu hatırlatan Fincancı, müzakereleri şöyle anlattı:
Bu müzakerelerde kaçınılmaz olarak toplum sağlığı konusundaki çalışmaları nedeniyle TTB de yer alırdı. Cezaevlerine gidilirdi, bağımsız hekimler tarafından izlenmesi öngörülürdü. Tabip odalarındaki hekimler o illerdeki cezaevlerindeki tutukluları ziyaret ederek, durumu değerlendirir, açlık grevcilerine bilgi verirdi. Hem açlık grevlerinde alınması gereken temel maddeler konusunda aydınlatır hem açlık grevlerinin ilerlediği koşullarda nasıl bir karar verdikleri değerlendirilir hem de özgür iradeyle bu kararı verip vermedikleri değerlendirilirdi. Ama AKP iktidarı geldiğinden beri böyle bir ilişki ne yazık ki yok. 2000 başlarında en son biz cezaevlerinde bağımsız heyetler ve hekimler olarak izleme çalışması yapabildik, ondan sonraki hiçbir açlık grevinde AKP iktidarı cezaevlerinde böyle bir çalışma yürütülmesi ve insanlarını sağlığını koruyacak mekanizmaların işletilmesi olanağı vermedi.”
‘Etmenler ortadan kaldırılmalı’
İnsanların sağlığını koruyacak mekanizmaların işletilmesi olanağı verilmemesi nedeniyle açlık grevlerinde insanların yaşamını kaybettiğini kaydeden Fincancı, “Müzakereye tümüyle kapalı olduklarını gördük. Adalet Bakanlığı’ndan İçişleri Bakanlığı’na çeşitli randevu taleplerimiz tamamen dirençle karşılaştı. Biz bundan vazgeçiyor muyuz? Elbette hayır. Biz açlık grevleri sürecinde açlık grevlerine yol açacak etmenlerin ortadan kalkmasını söylüyoruz. Açlık grevleri olmasın diyoruz. Tutukluların açlık grevleri bedenleri dışında mücadele alanları, seslerini duyurabilecekleri, haklarını talep edebilecekleri alanlar olsun diyoruz. Bütün insan hakları örgütleri, meslek ve emek örgütleri en başından beri bunu söylüyor” ifadelerini kullandı.
‘Pandemide daha riskli’
Fincancı, böyle bir süreçte hekimleri buluşturma olanağı olmadığı için aileler üzerinden aileleri, avukatlar üzerinden avukatları aydınlatmaya çalışarak gerekli tıbbi bilgileri vererek eylemcileri izlemeye gayret ettiklerini söyledi. TTB’nin İnsan Hakları Kolu’nun bununla ilgili, özellikle değerlendirme yapabilecek, doğru verileri toplayabilecek birtakım belgeler üretmeye çalıştığına değinen Fincancı, “Bu dönem en büyük zorluk, pandemi koşullarında açlık grevinin yürüyor olmasıdır. Pandemi koşulları cezaevleri için büyük bir risk barındırıyor. Hem nüfusu, kalabalığı itibariyle hem de kaldıkları koşullar itibariyle… üzerine bir de açlık grevi eklenince bağışıklık sisteminin güçlü olması gereken koşullarda, bağışıklık sisteminin de zarara uğradığı bir durum yaratılmış oluyor. Önerilerimiz oldu, avukatlara ilettik bu önerileri, bağışıklıklarını koruyabileceklerinin ne olduğunu aktardık” diyerek çalışmalarını aktardı.
‘Tecridin işkence olduğunu dünya biliyor’
Önemli olanın her koşulda açlık grevine yol açan ana etkeni ortadan kaldırmak olduğunu vurgulayan Fincancı, “Adalet istedi insanlar, adil yargılanmak için açlık grevi yapılır mı? Bu ülkede yapılıyor. Çünkü bu ülkede adil yargılanma yok. Tecrit için açlık grevi yapılır mı? Tecridin işkence olduğunu dünya alem biliyor artık. Bununla ilgili sayısız uluslararası belge var. Ama bunun için açlık grevi yapılıyor. Ne yazık ki bu durumla karşı karşıyayız” sözleriyle tepki gösterdi.
‘Herkesin sorumluluğu’
Hekimler olarak açlık grevi eylemcilerin sağlık durumlarını izleyen ve bağımsız bir yerden bu izleme sürecini tanımlayan yerde durduklarına işaret eden Fincancı, “Ben bunları bir de insan hakları perspektifinden değerlendiriyorum ve tutukluların taleplerinin duyulması için de insan hakları örgütlerinin elinden geleni yapma sorumluluğu var. Bugün bu talepler insan haklarını doğrudan ilgilendiriyor. TTB olarak bizim de sorumluluğumuz. Meslek örgütü olarak sağlıklı kalmalarını sağlamak, bu koşullarda süreci sağlıklı bir şekilde sürdürebilmeleri için neler gerekiyor, onu tanımlamak ve tabii ki onların sosyal iyilik halini kurabilmek için de haklarının teslim edilmesini bizim de talep etme sorumluluğumuz var” dedi.
‘Başka yollar bulmalıyız’
Bir hak savunucusu olarak, bir hekim olarak artık başka yollar bulmak zorunda olduklarının altını çizen Fincancı, “Ama gelinen noktada insanların böyle bir duyguya kapılmak zorunda kalması baskının ne kadar ağır olduğunu gösteriyor. Fakat çaresiz hissetmemeli, bunun yolları var. Gençler son günlerde çaresiz hissetmememiz gerektiğini bir kez daha gösterdiler. Çok daha etkili yolları birlikte bulmalıyız. Kimse bedenini mücadele için ölüme yatırmamalı” şeklinde konuştu.
Mezopotamya Ajansı
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!