Bir insanın yaşamı, bir başkasının yaşamıyla dostça yakınlaştığı zaman, bu iki insanın darıldıkları ve tartışmada haksız oldukları durumlar olur ve yine de karşılıklı dargınlıklar iz bırakmadan geçip gider. Ama eğer insanlar arasında bir iç ayrılma ortaya çıkmaya başlıyorsa ve bu insanlar henüz bu iç ayrılmayı anlamıyorlarsa rastgele bir sözcük, ilişkilerdeki küçük bir dikkatsizlik dostluk açısından öldürücü bir bıçak ucuna dönüşür.
Genellikle iç ayrılma o kadar derinlerde yatar ki, hiçbir zaman gün yüzüne çıkmaz, hiçbir zaman insanlar tarafından anlaşılmaz. Boş, gürültülü bir tartışma, ağızdan çıkıveren kötü bir söz, yıllardır süren bir arkadaşlığı mahveden lanet olası bir neden olarak görünür o zaman onlara.
İnsanların soluk almasını, analık duygusunu, okuma gruplarını, fabrikaları, şarkı söyleyenleri, orduyu, yaz gezilerini yönetmek için liderler gerekliydi. Yaşam ot gibi büyüme, deniz gibi dalgalanma hakkını yitirmişti zaten. Liss’e göre liderler dört karakter tipi gösterirdi.
Birinci karakter, genellikle zeka keskinliğinden ve analiz yeteneğinden yoksun bölünmemiş, tam mizaçlardır. Bu insanlar, gazetelerden ve dergilerden parolaları ve formülleri, Hitler’in söylevlerinden ve Goebbels’in makalelerinden, Frank ve Rosenberg’in kitaplarından alıntıları bulup alırlar. Ayaklarının altında sağlam bir destek hissetmeyince ortadan kaybolurlar. Olayların ilişkisini düşünmezler, her konuda katı ve sabırsız davranırlar. Her şeyi ciddiye alırlar: Felsefeyi de Nasyonal Sosyalist bilimi de, sisli, bulanık esintileri de, yeni tiyatronun başarılarını da, yeni müziği de, Reichstag seçimleriyle ilgili kampanyayı da. Okuma gruplarında Mein Kampf’ı ilkokul öğrencisi gibi ezberlemişler, raporları ve broşürleri özetlemişlerdir. Genellikle özel yaşamlarında basit, sade insanlardır, bazen maddi sıkıntıya düşerler, onları ailelerinde ayrı düşüren parti seferberliklerine diğer gruplardan daha sık katılırlar.
İkinci tip karakterler: Zeki ahlaksızlar. Bunlar, sihirli değneğin varlığını bilirler. Sınanmış bir dost çevresinde pek çok şeyle, yeni doktorların ve bilim adamlarının cahilliğiyle, Leiter’lerin ve Gauleiter’lerin hatalarıyla ve huylarıyla alay ederler. Sadece liderle değil, yüksek ideallerle de alay ederler. Bu insanlar genellikle sere serpe yaşarlar, çok içki içerler. Parti hiyerarşisinin üst basamaklarında bu karakterlere alt basamaklardan daha sık rastlanır. Alt basamaklarda birinci tip karakterler hüküm sürer.
…
Liss, dar kafalı insanların zirvede görünmesinin her zaman iç karartıcı olayların başlayacağına işaret olduğunu farketmişti. Sosyal mekanizmanın ustaları, kanlı işleri özellikle onlara vermek için dogmacıları yüceltmişlerdir. Aptallar iktidar gücünden geçici olarak sarhoş olurlar, ama genellikle işlerini bitirdikten sonra ortadan kaybolurlar, bazen de kurbanlarının yazgısını paylaşırlar. Yukarda yine neşeli ustalar kalmıştır.
Aptallarda, birinci tip karakterlerde son derece değerli bir özellik vardır. Bunlar halkın içinden gelmedirler, sadece Nasyonal Sosyalizmin klasiklerinden alıntı yapmakla kalmazlar, aynı zamanda halkın diliyle konuşurlar. Kabalıkları, halkın, köylünün kabalığıdır. Esprileri işçi toplantılarında kahkahalara yol açar.
Dördüncü karakter tipi: Dogmalara, düşüncelere, felsefeye karşı tümüyle ilgisiz, ama aynı zamanda analitik yeteneklerden de yoksun icracılar. Nasyonal sosyalizm paralarını verir, onlar da Nasyonal Sosyalizme hizmet ederler. Biricik, en büyük tutkuları, sofra takımları, kostümler, yazlık evler, mücevherler, mobilya, otomobiller, buzdolaplarıdır. Parayı çok sevmezler, paranın sağlamlığına inanmazlar.
***
Savaşın en büyük sırrı, savaşın trajik ruhu, bir insanın başka bir insanı ölüme gönderme hakkında yatar. Bu hak, insanların ortak bir dava uğruna ateşe yürümelerine dayanır.
Faşizmin hizmetinde bulunan insan ruhu, uğursuz ve ölüm saçan köleliğin tek ve gerçek iyilik olduğunu ilan eder. Hain ruh, insanca duyguları yadsımadan faşizmin işlediği suçları en yüksek insanlık severlik biçimi olarak ilan eder, insanları temiz, saygın bir yaşamı olanlar ve olmayanlar diye ayırır. Kendini koruma tutkusu, içgüdünün ve vicdanın uzlaşmasında kendini gösterir.
Yoksulluk, açlık, kamp ve ölüm tehdidi altında insanın attığı her adımda koşullanmanın yanında her zaman insanın ket vurulamamış iradesi de ortaya çıkar. Yazgı insanı elinden tutup götürür, ama insan istediği için gider, istememek onun elindedir. Yazgı insanı götürür, insan yok edici güçlerin aracı haline gelir, ama bunu yaparken kendisi de kazanır kaybetmez. Bunu bilir, kazanmaya doğru gider; korkunç yazgının ve insanın amaçları farklı, ama yolları aynıdır.”
Faşizm döneminde insan olarak kalmak isteyen bir insan için hayatta kalmaktan daha kolay bir seçim vardı: Ölüm!
[Yaşam ve Yazgı II -Vasili Grossman]
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!