Rakamlarla kadına dönük şiddet ve cinayete yönelik algı yönetimi



İstanbul Sözleşmesi’nin iptalinin ardından karakolların şikayetleri kayda almadığına yönelik tartışmalar devam ederken İçişleri Bakanlığı kadın cinayetlerini genel cinayetler parantezi içinde eritmeye çalışan veriler paylaştı. Son 15 yıla ait bu verilerde en başa “Kasten öldürme”yi koyan ve onun altında “kasten öldürülen erkek”, “kasten öldürülen kadın”, “6284 kapsamında öldürülen kadın” şeklinde kategorizasyona giden Bakanlık, bunu neye göre yaptığına dair herhangi bir açıklamada bulunmadı!


“Kadınla erkek eşit olamaz, bu fıtrata aykırı” diyerek İstanbul Sözleşmesi’nin ruhuna cepheden karşı çıktığını ilan eden AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir geceyarısı kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığını ilan etmesinin ardından yaşananlar, kadınlar açısından bundan sonrasının nasıl olacağı konusunda yeterince fikir veriyor. Gerek avukatlar, gerek kadın örgütleri ve HDP’li siyasetçiler günlerdir şikayette bulunmak için karakollara giden kadınların geri gönderildiklerini, şikayetlerinin işleme konulmadığını anlatıyorlar. Örneklerle bu gerçeği dile getirdikleri için Soylu’nun başında bulunduğu Emniyet Müdürlüğü tarafından hedefe çakılıyorlar, Son olarak HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, düzeysiz açıklamaların hedefi olmuştu mesela.

Bu işin bir tarafı. Diğer tarafını da devletin kadın cinayetleri konusunda algı oluşturma çabası oluşturuyor. Özellikle kadın cinayeti kavramlaştırmasına özel alerjisi olan AKP’li cenah için “neden özellikle kadın cinayeti denildiğinin anlaşılır tarafı olmadığını” milletvekili Hülya Atçı Nergis de ilan etmişti. Bu kavramlaştırmaların feminist literatüre ait olduğu, bu literatürün herkesi etkilediğini söyleyen Nergis, “erkek cinayetlerinin” kadınlara oranla 12 kat fazla olduğunu belirtmişti. Sanki erkekler erkek oldukları için öldürülmüşler ve kadınlarla aynı eşitsiz konumda bulunuyorlarmış gibi garip-çarpık bir anlayışı ısrarla sürdürmüştü Nergis.

Fakat bu yaklaşımın Nergis gibilere ait bireysel-münferit bir yaklaşım olmadığı kısa sürede anlaşıldı. Nergis önünü açmıştı. Aradan 2 hafta geçmeden İçişleri Bakanlığı açıkladığı verilerle bunun bir devlet politikası olduğunu, kadın cinayetleri konusunda kendi ideolojik-siyasi kodlarına uygun bir algı yaratmayı esas aldıklarını, bunun aynı zamanda toplumsal mühendislik ruhuyla yürütüleceğini gösterdi.

Yıllardır kadın cinayetleri konusunda veri açıklamayan İçişleri Bakanlığı son olarak 2019 Mart’ında tarihinin ilk kadın cinayetleri veri paylaşımını gerçekleştirmişti. O zaman da ardı ardına vahşi kadın cinayetleri yaşanıyor, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması tartışılıyordu. Bakanlık 2016’dan 2019’a kadarki kadın cinayetleri açıklarken de giriştiği derin analizlerle kadına yönelik şiddetle nasıl bir mücadele içinde olduklarını kanıtlamaya çalışmıştı. O açıklama ve analizlerinde de kadın cinayeti kavramını tartışmaya açarak, şiddet ve cinayetler için yeni kriterler-algılar oluşturmaya çalıştığını göstermişti.

Kategorizasyonun kendisi algı yaratmaya dönük!

Aynı Bakanlık bu sefer de polis ve jandarma sorumluluk bölgelerinde son 15 yılda yaşanan “kasten öldürme” olaylarına dair verileri paylaştı.

Bu sefer 2019’dakine benzer analizlere girişerek algı oluşturmaya çalışmadı. Yarattığı tablodaki kategorizasyonun kendi bunu yapıyordu zaten. En başa “Kasten öldürme”yi koyan ve onun altında “kasten öldürülen erkek”, “kasten öldürülen kadın”, “6284 kapsamında öldürülen kadın” şeklinde kategorizasyona gidilen tabloda esas muradın kadın cinayetlerini genel cinayetler içinde eritmek, silikleştirmek olduğu anlaşılıyor.

Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi’nin gereksiz bir Sözleşme olduğunu kanıtlamaya dönük bir algı yaratılmak isteniyor.

Cinayetler neye göre 6284 kapsamına alınacak?

Kadın cinayetleri kategorisine alınan cinayetlerin sadece 6284 kapsamındaki cinayetler olduğunu belirtmek bile bundan sonrasının nasıl seyredeceğinin görülmesi açısından çarpıcı. Keza bu kategori sadece devlete başvuran, koruma talep eden ve bu süreç içinde katledilen kadınları kapsıyor. Oysaki Türkiye’de 6284’ten başvuru yapmaya fırsat bulamadan katledilen kadınlar esas çoğunluğu oluşturuyor.

Son zamanlarda karakolların başvuruları, şikayetleri işleme koymamasıyla birlikte düşündüğümüzde kadın cinayetleri oranının daha da düşürüleceğini anlamak güç olmayacaktır. İstanbul Sözleşmesi’nin gerekli olmadığını kanıtlama, toplumsal algıları buna göre şekillendirme çabası kadın cinayetlerinin tetikçisi olmasa da doğrudan tarafı olan devleti doğrudan tetikçi haline de getirmiş oluyor.

Bu arada yıllara göre kadın cinayetlerinin azaldığını gösteren tabloyla kendileriyle de çeliştikleri gözden kaçmıyor. Keza İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasının ardından gelen yıllarda kadın cinayetleri yıllara göre azalmış görünüyor. Kadın örgütleri ve avukatlar bu durum karşısında doğal olarak soruyor. “Madem böyle sözleşmeyi neden kaldırdınız?” diye…

Kadın olmaktan kaynaklı yaşanan cinayetlerle diğerleri arasındaki fark nasıl belirlendi?

İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesinin ardından sadece bir haftada on iki kadının katledildiği Türkiye’de Bakanlık’ın açıkladığı tabloya göre, 2006 yılında 3 bin 20 “kasten öldürme” olayı yaşanırken, 2020 yılında bu sayı 2 bin 75’e düşerek yüzde 31,5’lik gerileme sağlandı. “Kasten öldürme” olaylarında 2006 yılında 100 binde 4,40 kişi yaşamını yitirirken, 2020 yılında bu sayı 100 binde 2,20’ye gerileyerek, yarı yarıya azalış sağlandığı iddia edildi. 

Tabloda, “kasten öldürme” olaylarında yapılan kadın-erkek dağılımında ise, kadın verileri “erkek şiddeti” kapsamında değerlendirilmedi. Buna göre, 2006 yılında 468 kadın hayatını kaybederken, 2020 yılında bu sayı 385’e gerileyerek yüzde 17,7’lik bir düşüş yaşandığı savunuldu. 2006 yılında 2 bin 552 erkek öldürülürken, 2020’de bu sayı 1690’a gerileyerek, yüzde 33’lük bir düşüş sağlandığı belirtildi. 

6284 kapsamına girip girmediği nasıl anlaşıldı?

Tabloda, “erkek şiddeti” sonucu yaşanan ölüm verileri 2014 yılı baz alınarak, 6284 sayılı yasa kapsamında verildi. Bakanlığa göre, İstanbul Sözleşmesi’ni referans alan 6284 sayılı kanun kapsamında değerlendirilen kadın cinayetlerinde de son yıllarda düşüş yaşandı. Tabloda, “Son 7 yılda 6284 sayılı kanun kapsamına giren kadın cinayetleri 307’den 267’ye gerileyerek yüzde 13 oranında düştü” verisine yer verildi. 

Konuya ilişkin basına açıklamalar yapan avukatlar veriler toparlanırken hangi kapsama göre ve hangi kritere göre yapıldığı hakkında herhangi bir açıklamaya yer verilmediğine işaret ederek zihniyetin çarpıklığı teşhir ediyorlar. Örneğin dini nikahlı olup da öldürülen veya ‘şüpheli kadın ölümleri’ bu kapsama alınmadığını veya ‘kadın maktül’ sayıları verilirken, bu suçlarda fail cinsiyeti ve gerekçesinin belirtilmediğini kaydediyorlar.

Sözleşme neden feshedildi?

MA’ya konuşan Rosa Kadın Derneği yöneticisi Avukat Elif Tirenç İpek, tabloda erkek sayısına oranla kadın sayısının çok az gösterildiğini kaydederek şunları belirtiyor:

Bu sayede genel toplamın içinde kadın cinayeti sayısı da eritilmek istenmiştir. Bununla yaratılmak istenen algı çok açık, ‘gerçek sayıları abarttığımız’ söylenecektir. Her ne kadar cinayet sayısı konusunda bir manipülasyon yapıldığını söyleyebilsek de 2014 yılı ile 2020 yılları arasında verilen 6284 sayılı yasa kapsamındaki cinayet verisine bakıldığında açığa çıkan çarpıcı bir tespit var. Bilindiği gibi 2014 yılı İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girdiği yıldır. Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), Alo Şiddet Hatları, 6284 Yasası, Kadın Destek Uygulaması (KADES) gibi özel birimler, şiddeti önleyici ve koruyucu birçok mekanizma, Sözleşme kapsamında hayata geçirildi. Öldürme vakaları bu tarihten ve bu uygulamalardan itibaren düşüş göstermiş ise, bu tespit tek başına İstanbul Sözleşmesi’nin başarısına işaret etmez mi? Şiddetle mücadelede önemli bir yol haritası çıkartan Sözleşme’den neden çekildiniz diye sormak gerekir?

Failin yakınlığı esas alınmış!

Tabloda yer verilen başlıklar ise açıkça kandırmacadır. 6284 sayılı kanun kapsamında kadın cinayetlerinin düştüğü belirtilmiş fakat bu sayılar oluşturulurken anlaşıldığı kadarıyla sadece failin öldürülen kadına yakınlığı esas alınmıştır. Halbu ki 6284 sayılı kanun kimden gelirse gelsin şiddete ve ısrarlı takibe karşı mücadele eder. Bununla birlikte şiddetin kadına yönelmesinin temel kaynağı toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. Trafik kazasında ölen bir kadın ‘kasten öldürülmüş’ olamayacağına göre ‘kasten öldürme’ sayıları içinde öldürülen kadınların yüzde yüzünün bu eşitsizlik kaynaklı öldürülmüş olduğu kabulünden uzak bir derleme yapılmıştır.