Beyaz Gemi



Cengiz Aytmatov şekilcilikten (kişiler, olay örgüsü, belirlediği son vb.) ziyade daha engin bir amacın, iyimserlik ve olumluğun peşindedir: “İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir.”


Cengiz Aytmatov

“İyilik her zaman kazanır,” inanışına nispeten kötülüğün zafer kutlamasına tanıklık ettiğimiz Beyaz Gemi eseriyle Cengiz Aytmatov, iyi ve kötünün çatışmasını masalsı bir yapıtla anlatıyor.

Bir maral ve babasını bekleyen bir çocuğun hikayesi. Onunla dağ, orman, göl geziyor ve masalsı diyarlara Sovyet dönemi Kırgız topraklarına ayak basıyorsunuz.

Cengiz Aytmatov, aktif iyiliğin kazanamasa da kötülüğe karşı her zaman şansı olduğunu mümin dede ve isimsiz çocuğun gözünden ve başlarından geçenler yoluyla okura aktarıyor.

Aslında romandaki kahramanlar iyi ya da kötü tiplemeler olarak karşımıza çıksa da her karakterin kendi içinde farklı bir değeri olduğunu düşünüyorum. Çocuğun romanda isimlendirilmemesi tüm dünyadaki masum, insani değerlerden yoksun büyütülen çocuklara bir selam niteliğinde, sayfaların dünyasındaki temsili olduğunu da açıkça göstermektedir.

Cengiz Aytmatov bu kitabında da efsanelere yer vermiştir. Boynuzlu maral ana efsanesi çevresinde şekillendirildiği ve içerisinde, Kırgız kültürüne ait değerleri yansıtan kavramsal ve simgesel birlikteliklerin bulunduğu salt kırgız kültürünü ve o dönemin Sovyet anlayışını öğrenebilmek için bile okunmalıdır. Beyaz Gemi, bir anlamda kaçış ve yeniden doğuş romanıdır.

Cengiz Aytmatov’un romanla ilgili dile getirdiği düşüncelerine bakıldığındaysa, şekilcilikten (kişiler, olay örgüsü, belirlediği son vb.) ziyade daha engin bir amacın peşinde olduğu anlaşılıyor. Nitekim, yazarın bu noktadaki kaygısı daha çok okuyucunun algıları ve olumlu fikirsel sonuçları üzerine yoğunlaşmış durumda… “İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir” demiştir mesela üstat… Kitabın sonunda yazarın uzun bir açıklaması mevcuttur:

Kendi suçunun cezasını çekiyordu. Hayatı boyunca kendi suçunun cezasını çekmişti zaten. Birden aklına çarpıcı bir fikir geldi: ‘Ner şeyi bırakır, başımı alıp giderim,’ diye düşündü. Ama hemen anladı hiçbir yere gidemeyeceğini. Hiçbir yerde hiç kimsenin ihtiyacı yoktu ona. Hayal ettiği hayatı da hiçbir yerde bulamayacağını anlamıştı.

Son söz olarak küçük çocuğun hayal gücü ve yazarın betimlemeleriyle okunması gereken hüzünlü bir klasik olarak nitelendiriyor ve okunmasını salık veriyorum.

Gürbüz Deniz