“Islık çalmayı yeniden başardığımda dünyalar benim olmuştu…”



“Çok alacaklıyız bu devletten, çok şeyimizi aldı bizden, arkadaşlarımızı, dostlarımızı, yoldaşlarımızı, hatta yaşam sevincimizi, direncimizi almaya kalktı…” diyor 10 Ekim Katliamı’nda kızıyla birlikte ağır yaralanan Elif Özdemir.


Zehra Çaldağ

10 Ekim Katliamı’nda kızıyla birlikte ağır yaralanan, yoğun bakımda aylarca tedavi gören Elif ÖZDEMİR’le sohbet ediyoruz.

“Çok alacaklıyız bu devletten, çok şeyimizi aldı bizden, arkadaşlarımızı, dostlarımızı, yoldaşlarımızı, hatta yaşam sevincimizi, direncimizi almaya kalktı…” diyor Elif.

Gözleri doluyor, yutkunmaya çalışıyor, boğazına bir şeyler takılırmışçasına yutkunamıyor, istediği halde ağlayamıyor, dağılıyor…

“Biliyor musun? Ben ıslık çalmayı çok severim. Annem bana yasaklamıştı ıslık çalmayı” diyor. “Erkekler çalarmış, ayıpmış, erkek Fatma!..” diye kızardı, “Islık çalma” derdi. Ama ben öyle severdim ki ıslık çalmayı, annemin yasaklaması falan sökmedi. Her yerde ıslık çalardım, sanki bir nevi yaşama sevincim gibiydi.”

10 Ekim’de kızı da kendisi de ağır yaralı olanlardandı… “Boğazı bedeniyle kafasını birbirinden komple ayırmış doktorların söylediğine göre,” diyor Elif; atardamarı sadece bir zar tutuyormuş ve o anda nasıl yapabildilerse boğazını dikmişler, aylarca serumla, mamayla beslenmiş: “Bütün gün bir kase kompostoyu içmeye çalışıyordum. Herkes üç öğün yemeğini bitirdiğinde ben hala kompostoyu yutmaya çalışıyordum. Anlatması öyle zor ki…”

Yoğun bakımdan çıkıp kendime geldiğimde yüzümün felç olduğunu farkettim. Aylarca kafamı yana koymak zorunda kaldım. İlk kendime geldiğimde ıslık çalmak istedim ama başaramadım. Nasıl üzüldüm anlatamam, sanki hayatım elimden alınmış gibi hissettim. Benim için o kadar önemliydi ki!.. Bir daha ıslık çalamama düşüncesi moralimi çok kötü etkiledi. Doktor tavsiyesi olmamasına rağmen sürekli ağız egzersizi yaptım ve aylar sonrasında yeniden ıslık çalmayı başardığımda sanki dünyalar benim olmuştu. O kadar mutlu olduk ki, annemi yasakladığı ama benim için anlamı çok büyük olan ıslık çalmayı başarmak yaşama yeniden tutunmakla eşdeğerdeydi.

Bunu söylerken öyle hüzünle karışık gülüyordu ki. Gülmek denemezdi buna; buruk bir şekilde tebessüm etmeye çalışıyordu sadece.

“Bu ölümler” diyor, “katledilmeler sıradanlaşmamalı, alışmamalıyız! Ben hiç kabullenemedim, hala yüzleşemedim kendimle bile.”

Alacaklıyız, hem de çok alacaklıyız! Yoldaşlarımızın hayatını alanlardan, bunları bize yaşatanlardan alacaklıyız, çok borcu var bu faşist devletin bize çok borcu!