Onur Yılmaz
Dönüşümü ya da geçişi bu şekilde sektörel bazda almak işçi sınıfını bir bütün olarak hareket etmekten men eden sinsi bir taktik olarak zaten çok açık bir şekilde sermayenin yeşil STK’leri tarafından öne çıkarılıyor. Böyle bir yaklaşım hem istenen sera gazı azaltımını sağlamaz hem de bir sektördeki “adil” dönüşüm diğer pek çok sektörde daha büyük adaletsizliklere yol açar. Örneğin ulaştırma, tarım, enerji gibi sektörler iç içe geçmiştir, hepsinde bir dönüşüm olmadan bir adillikten zaten söz edilemez. Oysa enerji üretimindeki dönüşüm bu kadar öne çıkarılırken tarım, ulaştırma, enerji verimliliği gibi bağlı sektörlerin aynı düzeyde tartışılmaması bu diğer alanlardaki kârlılığın üretimdeki kadar yüksek olmamasıyla ilgili. Dönüşüm ihtiyacını belirleyen şey sermayeler arası rekabet ve kârlılık olduğundan ne bütünlüklü yaklaşım geliştirilebilir ne de işçilerin talepleri, toplumsal ihtiyaçlar ve doğaya uyum STK’lerin o parlak raporlarında “nasıl” sorusuyla birlikte tartışılır.
İnternette basit bir aramayla enerjide “başarılı” kabul edilen adil dönüşüm örneklerini görebilirsiniz. Uruguay, Kanada, Norveç, Almanya ve hatta Çin başarılı dönüşüm ülkeleri olarak ifade ediliyor. Çin hâlâ en çok kömür ithalatı yapan ve tüketen ülke olsa da devlet kontrolünde çok yüksek yenilenebilir enerji yatırımı da yapıyor ve işçilere istihdam sağlıyor. Kanada ve Norveç emperyalist konumları gereği “sosyal devlet” geleneklerine yaslanarak örneğin ülke varlık fonlarını yenilenebilir enerji fonlamasına ayırıyorlar. Uruguay, Kosta Rika gibi ülkelerde ise enerji özelleştirme dalgasından sıyrılmayı başarmış ve hâlâ devlet tekelinde olduğundan üretim, iletim ve dağıtıma görece hakim devlet şirketleri bu dönüşüme giriştiğinde hızlı sonuç alabilmiş. Yine, İspanya’daki gibi güneş enerjisi üretim kooperatifleri de başarılı örneklerden sayılıyor. Diğer taraftan Şili’de toplu taşıma zammı ve Fransa’da benzin zammı (Sarı Yelekliler) sonrası çıkan ayaklanmalar meselenin politik gündemde tuttuğu yerin kritikliğini gösteren başka açıdan başarılı (!) örnekler. Ne iklim krizine ulusal düzeyde de olsa gereken düzeyde önlem alan ne de işçi sınıfının genelindeki sömürüyü azaltan bu örnekler sektörel olması, enternasyonal olmaması ve toplumdaki farklı ezilen kesimlere kör olmasıyla başarısını şirketlerin enerji geçişini en az hasarla atlatmasına borçlu!
Türkiye’de ise enerjide dönüşüm faşist Saray iktidarının pek çok kez revizyona uğrayan 2023 hedeflerinde belirtilmişti. En büyük iki karbon emisyonu kaynağı olan elektrik üretimi ve sanayi üretimi alanları bu dönüşüm programının merkezinde duruyor. 2023 yenilenebilir enerji hedefleri tutturulursa akademisyen Coşkun Karaca ve ekibinin çalışmasına göre 734 bin yeni istihdam sağlanacak. Tabi burada bir geçişten söz etmek zor, çünkü enerji planının içinde kömür ve doğal gaz da artıyor, hatta 2023’te Akkuyu’nun ilk reaktörünün faaliyete geçmesi de var. Yani, daha çok enerji sektörünün sermayeye servet aktarımının bir aracı kılınması ile istihdamda kendiliğinden bir yükselişi söz konusu. Hayli iddialı olan 734 bin sayısı Türkiye’nin güncel işsizlik sayısına bakınca (yani 15 yaş üstü 62 milyon nüfusun sadece 25 milyonu çalışıyor) işsizlik ve ekonomik krizle ilgili çok önemli bir etki yapmıyor. Türkiye’de şu an sadece elektrik iletimi devlet tekelinde. Üretim ve dağıtım aşamaları ise parça parça özelleştirildi. Devletin üretimdeki payı yüzde 20’ye kadar geriledi, dağıtım ise tamamen özel şirketlerin elinde.
Türkiye’nin yenilenebilir enerjiye geçişi, yani “yerli kaynakları” artırmasının kendisi esasında doğa tahribatını tetikliyor. Bu nedenle yukarıda değindiğimiz üzere enerji sektöründe “adil dönüşümü” sadece karbonsuzlaştırma ile sınırlamak tehlikeli. J/R/G-ES’lerin arazi istimlakı, plansız lisanslama, ormansızlaştırma gibi doğa tahribatlarını biliyoruz. 5’li çete denilen şirketlerin yanı sıra TÜSİAD’ın büyük tekellerinin de olduğu enerji üretim ve dağıtım alanında işçilerin hak ve ücretlerinde herhangi bir iyileşmenin olmadığı, aksine alabildiğine esnek ve ağır koşullarda çalıştırıldıkları da ortada. Öte yandan örneğin enerjinin çoğunun Kürdistan ve Karadeniz’de üretilmesine rağmen bu bölgelerin aynı zamanda işsizliğin en yüksek olduğu bölgeler olması ekoloji örgütlerinin toplumsal sorunlara bütünlüklü bakmadan iklim krizine çözüm bulamayacağını gösteren bir diğer veri. Yani işçilerin iş bulabilmelerinin yeterli görüldüğü haliyle bile “adil dönüşüm” için karar süreçlerine yerelin demokratik katılımı olmadan ortaya konulan ilkelerin savunulması mümkün değil. Faşist rejimin yerel yönetimlerin yetkilerini tırpanladığı, halkın siyasete katılımını men ettiği, şirketlerin devletin sopasını istediği gibi kullandığı bu ortamda tartışma elbette anlamsızlaşıyor.
Türkiye’den DİSK’in de üyesi olduğu Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) özellikle 2015 Paris İklim Anlaşması’nda devletlerin verdiği karbon azaltım taahhütlerinin işçiler için adil bir geçişi öngörmesi gerektiğini savunarak bir “Yeni Toplumsal Düzen” metni hazırladı. ITUC’un bu metninde de özellikle Küresel Kuzey-Güney çelişkisi, yerli halkların yaşam hakları, çevresel ırkçılık gibi konular ulusal dönüşüm programlarıyla birlikte ana konular olarak yer aldı. Yine, İlerici Enternasyonal’in küresel Yeşil Yeni Anlaşma programı da “enternasyonal bir adil dönüşüm”ü öngörüyor. Yani hem karbon azaltımı için yenilenebilir enerjiye geçerken gereken hammaddelerin elde edileceği ülkelerdeki yerel halkın hakları ve ekosistem tahribatı hem de emperyalist ülkelerin tarihsel sorumlulukları gereği üstlenilmesi ve sömürülen ülkelere kaynak aktarılması talebini programlaştırıyor. Keza, AB’nin geçen yıl açıkladığı Yeşil Düzen planındaki “adil dönüşüm fonu” da fosil gazını fonlamayı sürdürürken fonun üçte ikisinin ayrıldığı 7 ülkeden hiçbiri 2030’a kadar kömürden çıkmayı vadetmiyor. Yani, enerji geçişi yapabilenler, bu fona ihtiyacı olmayan, parası yeten Batı Avrupa ülkeleri. AB’nin Yeşil Düzeni’nin emperyalist rekabette mâli sermaye gücünü korumak ve fırsatı değerlendirmek üzere getirdiği sınırda karbon vergisi, özellikle Çin ve Türkiye gibi ülkelerde ihracatçıların üretimi karbonsuzlaştırması tedirginliğini yaratıyor. Sanayiciler 2023’e gelindiğinde biz vergimizi ödedik, ürünlerimizin karbon ayak izi düşüktür diyebilmek için şimdiden YEKDEM payı alarak yaptıkları yatırımların karbon sertifikası sayılmasına yönelik yasa değişikliği istiyor. Yenilenebilire geçişte itici güç çevreci bir politik irade değil, ticari kaygılar.
Bugünkü ekoloji ve emek hareketinin bir devrim programı etrafında değil de “adil dönüşüm”, “iklim adaleti”, “adil uyum/adaptasyon”, “enerji demokrasisi” gibi kavramların ve kısmi taleplerin etrafında birikmesi devrimci yapıları da bu alanlarla daha organik bir ilişki kurmak zorunda bırakıyor, ki bu ekolojik krizin ciddiyeti ve aciliyeti açısından geç de olsa ileriye doğru bir adım. Devrim programlarının, yani sosyalist bir devrimin ilk adımlarını içeren metinlerin bu konuları içermemesi ise şu an için ciddi bir eksiklik olarak duruyor. Polen Ekoloji, olarak marksist bir ekoloji örgütü olma iddiamız aynı zamanda devrimci yapılar için bu dili ve programatik görüşleri oluşturmayı da kapsıyor. İşçi sınıfı ve ezilenlerin güncel taleplerini programlaştırmak, bunun bugünden politikasını yapmak, güncel reform mücadelelerini antikapitalist içeriğe kavuşturmak, bu reform mücadelelerini devrimci mücadeleye tabi kılmak. Adil dönüşüm/geçiş tartışmalarını geçiştirmeden ekoloji ve emek hareketin özgün talepleriyle ilişkilenerek işçi sınıfı ve ezilenleri sermayenin yeşil programlarından koparmak önümüzdeki temel görev olarak duruyor.
Kaynaklar:
John Bellamy Foster, Ekososyalizm ve Adil Dönüşüm, https://www.birgun.net/haber/eko-sosyalizm-ve-adil-donusum-260262
CAN Europe, İklim Dostu Bir Ekonomiye Adil Dönüşüm Nasıl Gerçekleşebilir?, http://www.caneurope.org/docman/turkey/3574-iklim-dostu-bir-ekonomiye-adil-doenuesuem-nasil-gerceklesebilir/file
Dr. Coşkun Karaca ve ark. (2016), Türkiye’nin 2023 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırım Hedeflerinin İşsizliğe Etkisi, https://www.researchgate.net/publication/312191743_Türkiye’nin 2023 yılı yenilenebilir enerji yatırım hedeflerinin işsizliğe etkisi
Ekoloji Kolektifi Derneği, İklim Adaleti Mücadelesi için 10 Durak, http://panel.stgm.org.tr/vera/app/var/files/i/k/iklim_adaleti_mucadelesi_icin_10_durak.pdf
Aykut Çoban, Adil Geçiş: Emek ve Ekoloji Mücadeleleri İçin Mayın Tarlası, https://www.polenekoloji.org/adil-gecis-emek-ve-ekoloji-mucadeleleri-icin-mayin-tarlasi/
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!