AKP’nin kültür sanat alanına taarruzu



Enflasyonun yüzde 160’lara fırladığı, halkın en temel tüketim maddelerine ulaşmasının bile giderek imkansızlaşmaya başladığı bu koşulların faşist bir saldırganlıkla kontrol altında tutulmaya çalışıldığı açık. Bu saldırganlık son zamanlarda gemi azıya almış durumda. Bir yandan her zaman kullanışlı bir araç muamelesi gören Kürt düşmanlığı kışkırtılıyor, bu bir kez daha “sınır güvenliği” paketiyle ambalajlanarak yeni işgal seferlerinin …


Enflasyonun yüzde 160’lara fırladığı, halkın en temel tüketim maddelerine ulaşmasının bile giderek imkansızlaşmaya başladığı bu koşulların faşist bir saldırganlıkla kontrol altında tutulmaya çalışıldığı açık. Bu saldırganlık son zamanlarda gemi azıya almış durumda. Bir yandan her zaman kullanışlı bir araç muamelesi gören Kürt düşmanlığı kışkırtılıyor, bu bir kez daha “sınır güvenliği” paketiyle ambalajlanarak yeni işgal seferlerinin hazırlığı yapılıyor; diğer yandan bir körleştirme aparatı olduğu görülen mülteci karşıtlığı türlü yöntemler ve dev bir medya kampanyasıyla ırkçı bir histeriye dönüştürülmeye çalışılıyor.

Bunlara ideolojik-kültürel alanın tahakkümü ekleniyor. İşçi ve emekçilerin bu gerici-faşist abluka içinde kalmaları için ideolojik-kültürel alan da baş edilemediği oranda yasaklarla kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Bu alanda nasıl bir tahakküm kurmayı tasarladıkları son zamanlarda ardı ardına yapılan konser yasaklarından anlaşıldı. Alternatifini nasıl oluşturacakları da çok uzağa gitmeye gerek yok AKP’nin Adana Gençlik Kolları tarafından geçtiğimiz gün yapılan Gençlik Programı’na bakmak yeterli. Kendi ideolojik argümanlarına da aykırı biçimde AKP bu festivallerde gençliği çekecek başka bir yüzle çıktı karşımıza. Son derece bayağı, vıcık vıcık popüler kültürle kodlanmış bir tabloydu bu.

Bu böyleyken sol-ilerici nitelikler taşıyan ve gençlik kitleleri başta olmak üzere geniş toplumsal kesimlerin beğeniyle dinledikleri sanatçıların konserleri AKP’li belediyeler ya da onuna organik bir bütünleşme içindeki mülki amirlikler tarafından ardı ardına yasaklanmaya başladı. AKP Gençlik Programı adı altında Adana’da düzenlediği “şölenin” basına yansıyan görüntüleri düşünülecek olursa artık “dindar ve kindar” gençliğe giden yolun popüler kültürün en tapon biçimleriyle açılacağını düşündüğünü gösterirken; Aynur Doğan, Metin Kemal Kahraman konserlerinden sonra Niyazi Koyuncu ve Apolas Lermi konserlerinin yasaklanmasıysa tam da kontrol edemediği ve halk nezdinde karşılığı olan kültür sanat alanını yasaklarla bitirmeye yöneldiğini gösteriyor.

Bu tutumun ilk adımları Grup Yorum konserlerine getirilen yasaklarla atılmıştı. Solun devrimci müziğinin simgesi olan Yorum güçlü bir halk desteğiyle sahiplenilemediği oranda marjinalize etmenin sayısız yöntemi de kullanılarak gelinen noktada etki alanı daraltıldıkça daraltıldı. Şimdiyse devrimci müzik ve sanatın aktörleri değil de ilerici-demokrat kimlikleriyle bilinen ve geniş kesimlerce beğenilip, dinlenen, dinlendikçe kültürel dönüşümde de azımsanmayacak yollar katedilmesine katkı sunan sanatçılara geldi sıra.

İlk önce AKP’li Kocaeli Derince Belediyesi Aynur Doğan’ın konserini son derece keyfi nedenlerle iptal etti. Aynı anlarda Çayırova Belediyesi de Amed Şehir Tiyatrosu’nun Don Kişot oyununu… Daha “bunlar münferit mi?” diye düşünürken bu sefer de Muş Valiliği Metin-Kemal Kardeşlerin konserini son anda yasakladı.

Artık münferit olmadığı anlaşılan yasaklar, son olarak Niyazi Koyuncu ve Apolas Lermi konserlerinin yasaklanmasıyla devam etti. Yani karşımızda kültür sanat alanındaki tahakküm için izlenecek bir konsept var.

Sanatçı Niyazi Koyuncu ya da Apolas Lermi konserlerinin iptal gerekçeleri de bu gerçeği teyit edecek nitelikte.

Niyazi Koyuncu’nun Pendik Halk Eğitim Merkezi’nin 25 Mayıs’ta Sahil Meydanı’nda düzenleyeceği etkinlikte sahne almasının AKP’li Pendik Belediyesi tarafından engellenmesi kurumlarının ‘değer yargılarını ve görüşlerini’ paylaşmayan bir müzisyenin, Pendik meydanlarında konser yapmasına müsaade edilemeyeceği şeklinde özetlendi.

Apolas Lermi’nin 29 Mayıs’ta Denizli’de yapacağı konserin Pamukkale Belediyesi tarafından, 11 Haziran’da Bostancı’da yapacağı konserin ise organizasyon tarafından iptal edilmesiyse İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin etkinliğinde sahne aldıktan sonra Ümit Özdağ tarafından hedef gösterilmesinin ardından geldi.

Kısacası karşımızda siyasal alandaki faşist zorbalığın ideolojik-kültürel alana taşındığını açıkça gösteren bir saldırı konsepti var. Şaşkınlıktan sıyrılıp buna göre tutum almak, sanatın susturulamayacağını asıl olarak onu işçi ve emekçilerin içine taşıyarak ve onlarca sahiplenilmesini sağlayarak göstermemiz gereken günler bunlar…