Ankara’da dün Ana Fatma Cemevi’ne, Şah-ı Merdan Cemevi’ne, Gökçebel Köy Derneği’ne ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na eş zamanlı saldırı girişimlerinde bulunuldu.
Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na yapılan bıçaklı saldırı sonucunda yaralanan bir kadın hastaneye kaldırıldı. Ayrıca Alevi örgütlerinin kapılarına taşlı saldırı da gerçekleşti.
İçişleri ve Adalet Bakanları saldırıya ilişkin anında açıklamalar yaptılar. Her ikisinin açıklamasında da saldırının tek bir kişi tarafından gerçekleştirildiği vurgusu dikkat çekiciydi. Bu açıklamalara vurgusu yapılan o tek kişinin Eskişehir’e giderken yakalandığı haberi eklendi. Daha önce çeşitli illerde Alevilere dönük saldırıların üstünün “meczup işi”, “psikolojisi bozuk bir şahıs”, “çocukların işi” denilerek kapatılmasında olduğu gibi bu saldırının da aynı argümanlarla perdeleneceğini zaten biliyorduk.
Saldırıların hangi politik iklimde gerçekleştiğine dair çok şey söylenebilir. Fakat özellikle son zamanlarda gerek Alevilere gerekse Kürt halkına yönelik olarak dümeninde İçişleri Bakanı Soylu’nun olduğu konsepte dikkat çekmek gerekir.
Bu açıdan da eşzamanlı saldırıların Muharrem oruçlarının ilk gününe denk gelmesi kadar İçişleri Bakanlığı’nın Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerini dolayısıyla 81 il valiliğine gönderdiği genelgenin ardından yapılması da dikkat çekici. İçişleri Bakanlığı’nın genelgesi Hacı Bektaş Veli etkinliklerinin “makbul Alevilik” olarak çerçevelenip devletçe sahiplenilmesini istiyordu.
Bu aralar “makbul” Alevilik ya da “makbul Kürtlük” İçişleri Bakanı’nın özel uğraş alanına dönüşmüş durumda zaten. Aleviler için genelge çıkaran Soylu dün de “makbul Kürtler” ve kayyum belediye ile valiliğin Cudi Dağı Sefine bölgesinde ortak düzenledikleri 2’nci Cudi Festivali’ne katıldı. Diyanetin başındaki Ali Erbaş’ın da katıldığı festivalde bol Osmanlıcalı bir üslupla Kürtlere nasıl Kürtler olmaları gerektiğini anlattı. O kadar yüce gönüllü davrandı ki “Dilinizle, Kürtlüğünüzle ve Müslümanlığınızla gurur duyun. Bu büyük medeniyetle gurur duyun. Buradan şuradaki oturuşunuzla han dilinizle öyle şeyler anlatıyor ve söylüyorsunuz ki: geleceğe büyük bir miras bırakıyorsunuz. Kural oyununu ve tezgahları siz bozdunuz. Huzur yolculuğunuz, hayırlı ve uğurlu olsun” dedi. Baştan sona hamaset kokan bu Soylu tiradının maksadına dair fazla yoruma gerek yok.
Aleviliği devlete özümseyerek kendi gerçekliğinden uzaklaştırmaya, Kürt halkını dini duygularını sömürerek sisteme bağlamaya odaklanmış ve defalarca denendiği için karikatürün de karikatürü niteliği kazanmış bu politikaların da hakkettiği yere gideceği açık.
Sistem için tehlikeli görülen bu iki dinamiğe yönelik gerçekleştirilen bu devlet alicenaplığının esas derdinin makbul olmayanların makbullerden ayrıştırılması olduğu belli. Devlet ne zaman halkın kültürüne, inancına, diline, ırkına dair alicenaplık yaparsa o zaman ya “meczup” dedikleri bir şekilde devreye girer ya da “makbul olmayanlara” dönük yeni saldırılar başlar.
Bu noktalardan baktığımızda Ankara’daki saldırıların geçiştirilecek, bir meczupla açıklanacak saldırılar olmadığı, daha büyük bir planın ilk ve küçük adımları diye düşünmek gerektiğini belirtmek yanlış olmayacaktır.
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!