Eğitimin hali ortadayken 20 bin öğretmenin atama töreninde koşuşan AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, her konuda olduğu gibi eğitimde de büyük destanlar yarattıkları tiratları çekti bugün. Devlet okullarına ayrılan ödeneğin değil bir yıla bir aya bile yetmediği, temizlik görevlileri ve temel bakım hizmetlerinin dahi ailelerden toplanan paralarla karşılandığı, eğitim materyallerinin tekelleşmiş bir pazarın belirlediği astronomik fiyatlarla karşılandığı, imam hatiplere özendirmek için normal okulların adeta viraneye dönüştürüldüğü bu koşullarda çekti tiradını.
Türkiye’yi OECD ortalamasının üstüne çıkardıklarından dem vurdu. Öğretmenleri ayrıştıran, kendi içlerinde hiyerarşi kurduran, ailelerle öğretmen ve öğrencileri de bu ayrıştırmada taraf yapan Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun öve öve bitiremedi. Her açıdan aşağılayıcı-yaralayıcı-ayrıştırıcı ve o merkezi sınavların nasıl organize edildiği (!) düşünülecek olursa sorunlu bu kanun hakkında “Bizden önce iktidarlar öğretmenlik meslek kanunu üzerinden siyaset yaptı. Öğretmenlerimizin bu meşru talepleri yerine getirilmedi. 60 yıldır sürüncemede bırakılan bu meseleyi gideriyoruz. Bu sene öğretmenlik meslek kanunu ile öğretmenlerimiz müstakil bir meslek kanununa kavuştular. Uzman ve başöğretmen imkanlarıyla öğretmenlerimize ilave mali haklar sağladık” diyebildi.
Erdoğan’ın baştan aşağı piyasacı, kadrocu, ideolojik olarak dinci-gerici eğitim anlayışından bakıldığında tablo dediği gibi olabilir tabi. Ancak gerçeği eğitim masrafları daha şimdiden geçen yılın birkaç katı olan aileler, bu enflasyon koşullarında aldıkları sefalet ücretiyle öğretmenler biliyor, yani emekçiler…
İşin bu yanında durduğu yerden yarattığı yıkıma övgüler düzen Erdoğan, “makbul öğretmen” tanımını da yineledi, bunun dışına çıkan, sınıfsal kavramlarla mesela grev ve boykotla, hak aramanın çeşitli biçimleriyle konuşan öğretmenleri çapulcu ilan etti. Zaten Özel Okul Öğretmenleri Sendikası üyesi öğretmenlere yönelik fütursuz polis saldırısı, ardından bakanı Soylu’nun o öğretmenleri hedef göstermesi-karalaması da o tanımın başka bir ifadesiydi. Erdoğan bu yaklaşımla öğretmenlerin Ankara’da uğradığı saldırıyı protesto eden ve Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun çekilmesini talep eden, gerekirse greve-boykota gideceklerini söyleyen öğretmenleri “çapulcu” ilan etti.
Sınıf düşmanlığıyla konuşan Erdoğan, emekçi sınıfların üretimden gelen güçlerini kullanmasına, grev ya da boykot demesine alışılmış biçimiyle höykürdü ve şunları söyledi:
“Tek umutlarını ülkemizde karabulutların çoğalmasına bağlayanlar bu müspet adımları içine sindiremiyorlar. Böyle meseleyi istismar edenlerden hicap duruyorum. Türkiye için hiçbir projeleri olmayanların boykot çağrısı tamamen art niyetli bir girişimdir. Bırakın artık boykotu nedir bunlar? Siz eğitim-öğretim mimarı mısınız, yoksa çapulcu olarak dolaşanlardan mısınız? Bize yavrularımızla haşır neşir olacak öğretmenler lazım. Caddelerde, sokaklarda dolaşanlar değil. Öğretmenlerimizin fitne teşebbüslerine prim vermeyeceklerini biliyorum.”
OHAL’i patronlara grevleri engellemekteki başarısıyla pazarlayan Erdoğan, o sınıf düşmanı tutumunu öğretmenler için de böyle özetledi ve “makbul öğretmen” tanımını da yapmış oldu.
Kılıçdaroğlu da tersten gelerek aynı yerde buluştu
Uzun süredir işçi ve emekçiler için siyaseti sandığa gitmekle sınırlayan, mevcut kriz birikimin yarattığı tepkileri kendisini kurtarıcı ilan edip sandık beklentisine tahvil eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın öğretmenlere “çapulcu” demesi karşısında da aynı refleksi gösterdi ve şunları söyledi:
Erdoğan, öğretmenlere çapulcu mu dedin sen? Öğretmenler hemen birleşin, hemen! Bu sınava girerseniz, iflah olmazsınız. Dövüyorlar yahu sizi, geldikleri seviye bu. “Alın bunu” seviyesi. Bunlar size hiçbir şey vermez. Sınava girmeyin, Bay Kemal bu sorunu çözecek. Az kaldı. Sabır.
Sözün kısası Erdoğan öğretmenleri tehditle-zorbalıkla “makbul” olan sınırına çekerken, Kılıçdaroğlu da onların örgütlü mücadelesini ketleyerek, umutlarını sandığa ve kendi kurtarıcılığına bağlayarak siyasetin dışında tutuyor. Her ikisi ters kutuplardan gelerek aynı noktada buluşuyor: Sınıf mücadelesine düşmanlık ve sistemin bekasını sağlamak!
Fakat ne yaparlarsa yapsınlar, bu baskılar, bu açlık, bu dizginsiz sömürü, bu gözüdönmüş yağmanın karşısında sınıf mücadelesinin yasaları konuşacak!
Alınteri Gazetesi 21. Yüzyıla Sosyalizmi Yazacağız!